Okul, sokak veya işyeri, hepsi çocuklar için birer suç mahalli haline geldi. Çocuklara uygulanan cezalarda arttırıma gidiliyorken, işyerlerinde, öğrenciler mesleki eğitim adı altında ucuz işçi olarak çalıştırılıyor. Okullarda ise artan şiddet olaylarını önlemek amacıyla daha fazla polisiye önlem devreye sokuluyor. Medyaya yansıyan haberlere göre yeni eğitim ve öğretim yılında okullarda 30 bin özel güvenlik görevlisi görevlendirilecek. Bu ve daha fazla polisiye önlem okullarda güvenli bir ortamı sağlayabilir mi?
Türkiye’de 74 bin civarında okul bulunmaktadır. Bu okulların 14 bin 700’ü özel okul, geri kalan 60 bin civarındaki okulsa devlet okuludur. Devlet okullarında görevlendirilecek özel güvenlik görevlileri okullarda el detektörü ile çanta ve kıyafet araması yapacak, şüpheli gördükleri kişileri polise ihbar edecek. Polis de gerek ihbarlarla gerekse okullara yerleştirilen kameralarla suçluları tespit edecek, olaylara müdahale edecek ve suçluları cezalandıracak. Hesap sözde budur. Peki tüm bu polisiye önlemler okullarda yaşanan şiddete çare olabilir mi? Her sokağa bir bekçi dikmekle, her mahalleye bir karakol kurmakla hırsızlık, şiddet, tecavüz suçlarında azalma gerçekleşti mi? Büyük büyük adalet binaları yapmakla adalet geldi mi? Bugüne kadar uygulanan envaiçeşit polisiye yöntem kadın cinayetlerini, uyuşturucu satışını veya çeteleşmeyi önleyebildi mi?
Türkiye’de eğitim sistemi her geçen gün daha vahim bir hal alıyor. Eğitim ve öğretim milyonlarca çocuğun geleceğine hiçbir katkıda bulunmuyor. Eğitimin niteliğine önem verilmiyor, eğitim emekçilerinin çalışma koşulları iyileştirilmiyor. Okullar fiziki ve sosyal açıdan iyileştirilmiyor, dört duvardan oluşan beton yığınlarına dönüşüyor. Çocuklara bir öğün yemeği, temizliği dahi çok gören siyasi iktidar çare olarak polisiye önlemleri arttırıyor. Oysa öğrencilerin eğitimini, sağlığını ve geleceğini düşünmek onlara suçlu muamelesi yapmakla gerçekleştirilemez.
Okullara 30 bin özel güvenlik görevlisi alınacağı haberi servis edildiği günlerde Tayland’ın başkenti Bangkok yakınlarında bir okul saldırısı yaşandı. 14 yaşındaki bir öğrenci sabah saatlerinde birlikte yaşadığı büyükanne ve büyükbabasını katlettikten sonra okulda gerçekleştirdiği saldırıda da 6 kişiyi daha öldürdü, 30 kişiyi yaraladı. Türkiye’den Tayland’a öğrencilerin bu denli barut fıçısına dönerek aklını yitirmesi tesadüf mü? Kapitalist sistemin tarihsel krizi toplumun en savunmasız kesimi olan çocukları, öğrencileri her ülkede acımazsızca suça, intihara, madde bağımlılığına ve yıkıma sürüklüyor.
Okullar özünde evde, mahallede, kentte oluşan toplumsal atmosferin bir yansımasından ibarettir. Siyasi baskılar, ekonomik kriz toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçilerin yaşamını karartıyorsa, eğitim ve öğretim hayatı da kararır. Emperyalist savaşa taraf olan, silah sanayiine yaptığı yatırımlarla övünen bir iktidar altında okullardaki gençlerin tozpembe hayallerle bezeli bir dünya görüşüne sahip olmasını beklemek beyhudedir. Eğer ailelerin çoğu asgari ücret alıyor, işsizlikle boğuşuyor, sendikalaşma girişimleri baltalanıyorsa onların çocuklarının egemenlere itaat etmelerini beklemek de boşunadır. Siyasetçiler, milletvekilleri, belediye yöneticileri, gazeteciler tutuklanıyorsa öğrencilerin siyasi iktidarın güvenlikçi politikalarına güven duyması beklenemez. Kapitalist ülkelerin pek çoğunda faşist propaganda şiddeti ve ölümü kutsuyor, gençlerin geleceğini göz göre göre karartıyor.
Okullarda yaşanan sorunların kaynağı kapitalist sömürü düzenidir. Okullar toplumun her köşesinde şiddet, rekabet ve düşmanlık üreten kapitalistlere emanet edilemez. Şiddet ve düşmanlık üreten bu düzene karşı öğrenciler, eğitim emekçileri, işçi ve emekçiler birlikte mücadele etmeden hiçbir sorun çözülemez. Eğer öğrenciden emekliye hep birlikte sorun yaşıyorsak çözümü de birlik olmakta, örgütlü mücadelede aramalıyız.
link: İstanbul’dan bir işçi, Okulların Güvenliği Polisiye Önlemlerle Sağlanabilir mi?, 20 Ağustos 2026, http://www.marksist.com/node/8819



