- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde apartheid dönemini aratmayan saldırılar yaşanıyor. Güney Afrika’nın Johannesburg ve Cape Town kentlerinde Mayıs ayı boyunca 50’ye yakın siyah göçmen işçi katledildi. Katledenler Güney Afrika’da yıllarca ırkçı apartheid uygulamasına maruz kalan siyah Güney Afrikalılardı. Katlettikleri de yıllarca onlardan yardımlarını esirgememiş yoksul siyah komşularıydı.
Dünyanın, insanlığın ve uygarlığın içinde bulunduğu durumu anlamak isteyen biri, emperyalist işgal altındaki Irak’a bakmalıdır. Bugün Irak, insanlığın hal ve gidişatını en güzel özetleyen yerlerden biridir. Emperyalist haydutların pençesinde kıvranan Irak, insanların can güvenliğinin olmadığı, insanlık onurunun ve emeğin yerlerde süründüğü, her gün onlarca insanın parçalanarak can verdiği bir cehenneme dönüşmüştür. Emperyalist efendilerin yarattığı bu kanlı ve kara tabloda tek bir mutlu var: parababaları!
Van’ın Özalp ilçesinde bir kışla. Kışlanın gri renkli nizamiye kapısından tanklar, toplar, silahlı askerler aralıksız girip çıkıyor. Gri kapının üstünde kurşuni harflerle Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası yazıyor. Caddeden geçen her Kürt bu adı okuduğunda aklına “Şifre buyurmuş bir paşa” geliyor.
Özel mülkiyetin ve sınıfların var olduğu bir toplumda eşitlikten veya adil bölüşümden bahsedilemez. Kapitalist toplum rekabet ve işçi sınıfının yarattığı artı-değerin sömürülmesi üzerine kurulmuştur. Kapitalist üretim insanlar arasında eşit bölüşüm ve refah için değil kâr için yapılır. Kapitalizm yıkılmadan insanlığın kurtuluşu imkânsızdır. Kapitalizm var oldukça ülkeler arasında eşitsizlikler de var olacaktır. Zengin ve fakir ülke ayrımı kapitalizme özgü bir ayrımdır. Her ülkedeki esas eşitsizliğin kaynağı sömüren ile sömürülen sınıflar arasındaki eşitsizliktir.
Burjuvazi yaşanan son ekonomik krizden bu yana ekonomide, siyasette ve devlet aygıtında pek çok değişikliği gündeme getiren kanunlar, uygulamalar, mevzuatlar çıkarttı. Yılların statükocu-bürokratik devleti, büyük sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden organize ediliyor. Bu çerçevede İl Özel İdaresi Yasası, Kamu Personeli Yasası, İş Yasası, Sendikalar Yasası, DGM, CİK, CMUK vb. yasalar ve nihayet Anayasaya dek uzanan bir dizi yasa değişiklikleri yapıldı ya da yapılıyor. Bu zincir içinde yer alan bir yasa değişikliği de Haziran ayında gerçekleştirildi: Yeni Türk Ceza Kanunu!
Sınıfımızın mücadele tarihi zengin mirasa sahip. Kapitalizme karşı verilen mücadelede nice onurlu insan, hayatı pahasına bu mücadeleyi yaşattı, yaşatıyor. Ve bu onurlu insanlar içinde kadın direnişçilerin daima özel bir yeri olacak. Sınıf bilinçli kadın işçiler kokuşmuş düzene karşı mücadeleye giriştiklerinde, korkudan, yılgınlıktan ve umutsuzluktan eser kalmıyor. Ve kadın işçiler mücadeleye katılmaksızın asla kazanamayacağız.
Resmi tarihin iddiaları, bir başka deyişle burjuva söylemi, düşüncesi ve ideolojisi, Kürt sorunu konusunda yıllar yılı egemenliğini devam ettirdi. Dönemin Komintern'i ve TKP tavrını Kemalist diktatörlükten yana belirlemişti. '68 kuşağı önderlerinin çoğu Kemalizmin etkisindeydi. 2000'li yıllarda dahi, Kürt sorunu konusunda, kendisini "komünist", "Marksist" vb. sıfatlarla adlandıran parti ve grupların çoğu Kemalist ideolojiden etkilenmekten kurtulamadı ve kurtulamıyorlar.
İnsana değer vermeyen bir sistem doğaya asla değer vermez. Kapitalist sistemin zenginliğinin tek kaynağı, bu açıdan özel bir anlamı olmayan doğayı bir kenara bırakacak olursak işçi sınıfının sömürüsüdür. Ve işçi sınıfının kapitalist sisteme karşı verdiği mücadele, doğayla birlikte tüm insanlığın kurtuluşu için biricik çözüm yoludur. İnsanının özgürleşmesi yolunda ilk büyük adımı doğanın bilincine varmasıysa, ikinci büyük adımı sınıf bilincine varmasıdır. Sınıfsal bölünmüşlük ortadan kardırıldığında ilk defa zorunluluk aleminden özgürlük alemine doğru bir adım atılmış olunacak.
Toplum, sömürenler ve sömürülenler olarak iki büyük sınıfa bölünmüş olduğu müddetçe egemen, örgütlü ve iktidarı elinde tutan bir avuç burjuva, örgütsüz milyonları ezmekten, katletmekten geri durmayacaktır. Dün Maraş'ta, bugün cezaevlerinde, Kürdistan'da, Irak'ta gerçekleştirilen katliamların özü, tekellerin kârlarını korumak ve arttırmak, iktidarlarını sürdürmek ve milyonlarca insanı sömürmeye devam etmektir. Katliamcı ve sömürücü iktidarlar yıkılmadıkça gelecek dünden farklı olmayacaktır.
Sermaye sınıfı kendi çıkarları için işçi sınıfını mesleki dar görüşlülük, işkolu ve ulusallık düzeyinde bölmeye çabalamaktan geri durmaz. İşyerlerinde işçileri kadrolu, mevsimlik, çağrı usulü çalışan veya çırak-stajyer işçi statülerine ayırmak da işçi sınıfını bölmek ve gücünü zayıflatmak amacına hizmet eder. Oysaki, işçi sınıfının çıkarları mesleki, yerel ya da ulusal bölünmüşlükte değildir. Dünya işçilerinin çıkarları ortaktır. Daimi işçilerle çırak ve stajyer işçiler arasındaki bölünmüşlük sermaye sınıfının körüklediği bölünmüşlüktür. İşten atılma, atılanların yerine düşük ücretle çırak ve stajyer işçilerin çalıştırılması, fazla mesailere kalmak, daimi işçilerin karşılaştıkları bir dizi sorundur. Ancak işçi sınıfının gücü örgütlü birlikteliğinden gelir. İster daimi isterse çırak ve stajyer işçi olsun bölünmüşlük ve rekabet, işçi sınıfının hiçbir kesiminin sorunlarının bir tekini dahi çözmez, çıkarlarına hizmet etmez. Daimi işçiler, çırak ve stajyer işçiler, sınıf örgütlerinde ortak politikalar temelinde birleşerek ve emek güçlerini sömüren kapitalist sınıfa karşı ortak mücadele ederek sorunlarını çözeceklerdir.
Tarihten ders almasını bilmek gerekir. Rus işçileri en koyu gericilik, baskı ve açlık yıllarında iktidarı aldılar. Bunun için Rus işçilerine gerekli olan sadece Bolşevik Partisinin işçi sınıfının bağımsız çıkarlarını ısrarla savunmasıydı. Tarih bizlere, işçi sınıfına mücadele içinde sınanmış devrimci Marksistler önderlik ettiğinde, onun, değil sendika bürokratlarını, değil gerici Türk sermayesini, dünya sermayesini dahi yerle bir edecek cesareti, kararlılığı, bilinci göstereceğini 15-16 Haziranda, Paris Komününde, Ekim Devriminde defalarca göstermiş oldu.