- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular
Sınıf bilinçli işçiler, burjuva siyasetçilerin halklar arasında milliyetçi düşmanlıklar yaratmaya dönük politikaları karşısında uyanık olmalıdır. Öte yandan düne kadar birbirini düşman gören ülkeler yakınlaşma mesajları verdiklerinde iyimserliğe kapılınmamalı, “hangi dağda kurt öldü?” sorusu sorulmalıdır. Halkları kaynaştırmanın anahtarı işçi sınıfının elindedir. Farklı ülkelerin işçileri arasında örülecek dayanışma ağları ve mücadele birliği, savaşların ve husumetlerin sonunu getirecektir. Bugüne değin egemenler eliyle yaratılmış bulunan sorunların kalıcı çözümü, bütün ülkelerin işçilerinin birleşmesinden geçmektedir.
Yıllardır Türkiye’deki siyasal çekişmelerin ana eksenini belirleyen olgu, AB yanlısı burjuva kesimler ile sivil-asker bürokrasi arasındaki iktidar paylaşımına endeksli it dalaşıdır. Kimi süreçlerde durulmuş gibi görünen, kimi dönemlerde ise şiddetlenerek gündemi belirleyen bu çatışma, Ergenekon soruşturması ile farklı bir boyuta ulaştı.
Liberaller Susurluk kampanyası ile güya “demokratik” olan devlete karşıt olarak biçimlendirilmiş “derin devleti” keşfetmiş ve kitleler nezdinde “derin devleti” bütün kötülüklerin kaynağı olarak gösteren bir kampanya örgütlemişti. Kitleleri demokrasiyi savunmak adına ışık söndürmeye ve tencere tava eylemlerine yönlendirmişti. Sabancı Holdingin, İkiz Kulelerin ışıklarını söndürmek suretiyle aktif biçimde katıldığı bu pasifist eylem biçimi AB yanlısı burjuvazinin ekmeğine yağ sürüyordu. Sendika konfederasyonlarının “fırsattan istifade” dile getirdikleri 1 günlük genel grev önerisine, AB yanlısı pek demokrat burjuvalarımız tarafından hiç de sıcak yaklaşılmamıştı. Demokrasi savunulmalıydı ama “o kadar da değil”di!
Marksist Tutum dergisi no.3 (Haziran 2005)