Selim Fuat

DİSK Tarihi ve Militan Sınıf Sendikacılığı /4

Selim Fuat, Ekim 2008

Çok açık ki, sendikal bürokrasi sendikalardaki demokratik işleyişin en büyük düşmanıdır. DİSK tarihinde de tanık olduğumuz gibi, işçi sınıfı hareketinin gerilemeye başladığı her dönemde sendika bürokrasisi hep güçlenmiştir. Bugün de sendika bürokrasisi sınıf hareketinin önündeki en büyük engellerden biridir. Ancak sendika bürokrasisinin böylesi dönemlerde ele geçirdiği bu güç öncü işçiler için yıldırıcı olmamalıdır. Bu nedenle sendikalara küsüp bu örgütlerden umudu kesmek, bu örgütleri burjuvalara ve onların ajanlarına kendi ellerimizle teslim etmekten başka anlama gelmez. Tersine sendikalara üye olmak, onlara sahip çıkmak, bu bilinci yaygınlaştırmak ve tabanın sendika yönetimi üzerinde denetim kurması için sabırla çalışmak gereklidir.

DİSK Tarihi ve Militan Sınıf Sendikacılığı /3

Selim Fuat, Eylül 2008

DİSK’in yönetimine CHP’lilerin hâkim olmasını izleyen dönemde, önceki sloganların terk edilmesi dışında DİSK’in politikalarında ve sürdürdüğü mücadelelerde, başlangıçta köklü bir değişiklik yaşanmadı. Ekonomik koşulların ağırlaşması, sosyalist hareketin yarattığı basınç, tabandaki işçilerin militanlaşma düzeyinin yüksekliği ve bunlarla birlikte faşist saldırıların yaygınlaşması nedeniyle 1978-80 döneminde de DİSK’in yeni yöneticileri diğer sendika konfederasyonlarına kıyasla daha mücadeleci bir anlayışı sürdürmek durumunda kaldılar.

DİSK Tarihi ve Militan Sınıf Sendikacılığı /2

Selim Fuat, Temmuz 2008

Saraçhane mitingi ile başlayan ve 15-16 Haziran direnişi ile zirveye ulaşan süreçte öne çıkan sendikalar, bugünkü sendikal örgütlere göre oldukça militan bir karaktere sahipti. DİSK’li sendikacılar ve işçiler hak almanın ve alınan hakları korumanın ancak mücadele ile mümkün olabileceğinin farkındaydı. Bunun yanı sıra DİSK, burjuvazinin işçi kitlelerine aşılamak için büyük gayret gösterdiği ve Türk-İş’te hâkim olan “siyaset-dışı sendikacılık” anlayışına karşı kararlı bir mücadele yürüterek güçlenmişti.

DİSK Tarihi ve Militan Sınıf Sendikacılığı

Selim Fuat

Militan sınıf sendikacılığını geliştirmenin önemli unsurlardan biri de tarih bilincidir. Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihi görece kısa olsa da bugünün militan işçileri için öğretici örneklerle doludur. Türkiye’de sendikal mücadelenin gelişmeye başladığı dönem aynı zamanda militan sınıf sendikacılığının ilk örneklerini sergileyecek olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in de mayalanma ve doğum yılları olmuştur. Bu dönemde yaşanan, pek çok yönden olumluluk içeren örnekler ve sonrasındaki gelişmeler bugünün öncü işçilerinin mücadelelerine ışık tutacak niteliktedir.

Nepal: Maoculuk ve “Sosyalist” Yönelimli Ulusal Kapitalizm!

Selim Fuat, Haziran 2008

Avrupalı ve ABD’li seçkinlerin “huzur” ülkesi diye tanımlamayı pek sevdikleri Nepal’de, Kurucu Meclis (Anayasa Meclisi) seçiminin sonuçları, gerçekte ülkede “huzur” sahibi tek kesim olan egemen sınıfı alabildiğine sarstı. Çünkü, 10 Nisan 2008’de yapılan seçimin galibi, monarşinin sona ermesini savunan Nepal Komünist Partisi (Maoist) oldu. NKP(M), 1996 yılında başlattığı “Uzun Erimli Halk Savaşı”nı, Nisan 2006’da gerçekleştirilen ve bir milyon insanın sokaklara döküldüğü 19 günlük ayaklanma ile kitlesel bir seferberliğe dönüştürmüştü.

Üniversitelerde Faşist Saldırıların Hatırlattıkları

Selim Fuat, Mayıs 2008

Akdeniz Üniversitesi’nde meydana gelen faşist saldırılar vesilesiyle, burjuva medya, “üniversitelerde sağ-sol çatışması” yaygarasını yeniden koparmaya başladı. Oysa son dönemlerde Ankara, İstanbul, Samsun, Bolu, İzmir, Bursa, Afyon ve Mersin’deki üniversitelerde devrimci öğrencilere yönelik faşist saldırılar tırmanırken burjuva medya buna her zaman olduğu gibi kayıtsız kalmıştı.

Kapitalist Bataklığın Ürettiği Müzmin Belâ: Irkçılık

Selim Fuat, Nisan 2008

Bazı dönemlerde üzeri küllenmiş gibi görünse de elverişli koşulların oluştuğu her zaman diliminde yeniden hortlayıveren ırkçılık, Almanya’nın Ludwigshafen kentinde Türklerin yaşadığı bir binada çıkan yangında 5’i çocuk 9 Türk’ün hayatını kaybetmesi ile bir kez daha gündeme geldi. 3 Şubat 2008 tarihinde gerçekleşen bu olayı izleyen günlerde benzer kundaklama vakaları Almanya’nın başka şehirlerinde de yaşandı. Son olarak, Alman polisi tarafından dövülerek komaya sokulan bir Türk gencinin ölümüyle, Ludwigshafen’daki olayın hiç de münferit olmadığı, gelişen bir eğilimin ifadesi olduğu ortaya çıktı.

Laiklik Kisvesine Bürünmüş Gericilik

Selim Fuat

ikiyüzlü “özgürlükçü”lerin tersine, tutarlı demokratlar olarak Marksistler, demokratik hak ve özgürlükleri en gelişmiş biçimleriyle savunmalarının yanı sıra, insanların dinsel inançlarından ötürü kamusal haklarından mahrum edilmesine de karşı çıkarlar. Tüm demokratik sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da Marksistlerin görevi, soruna gözlerini kapamak veya burjuvazinin şu ya da bu kesimine yedeklenmek değil, işçi sınıfının bağımsız örgütlülüğü temelinde hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmektir.

Kapitalist Cenderede Ezilen İşçi Çocuklar

Selim Fuat

Biyolojik olarak bütünüyle bağımlı oldukları bebeklik dönemi hariç olmak üzere, toplumdaki tüm çocukların özel koruma ve bakım biçimlerine ihtiyaç duydukları ve belirli haklara sahip oldukları anlayışı kolay gelişmemiştir. Bu anlayış belirli bir tarihsel gelişmenin ürünüdür. Bugün bile bu anlayış her ne kadar teorik olarak evrensel bir hal almışsa da, pratik uygulamada büyük oranda gelişmiş kapitalist ülkelerde hayat bulabilmiştir. Kapitalizmde bu anlayış başlangıçta yalnızca burjuvaların çocukları için geçerli olmuş, proletaryanın çocukları bu anlamda “çocuk”tan sayılmamıştır.

Butto Suikastıyla Derinleşen Kriz

Selim Fuat, Ocak 2008

Kısa bir süre önce, “seçimlere kadar geçecek sürede Pakistan’da sular durulacağa benzemiyor. Bir yandan Navaz Şerif diğer yandan İslamcı örgütler ‘ittifak’ arabasının yoluna taş koymak için ellerinden geleni yapacaklar gibi görünüyor. Zaten emperyalist paylaşım kavgasının kızıştığı koşullarda bu bölgede kalıcı bir sükûnet beklemek abes olurdu” değerlendirmesinde bulunmuştuk. Benazir Butto’nun öldürülmesiyle Pakistan’da var olan siyasal kriz ortamı daha da derinleşti.

Burjuvazinin İmhacı Geleneğini Unutma!

Selim Fuat, Aralık 2007

2005 Newrozundan beri, özel harp teknikleri kullanılarak yürütülen psikolojik savaşla planlı bir biçimde yükseltilen militarizm, milliyetçilik ve şovenizm, toplumun belirli bir kesimini etkisi altına almış görünüyor.

Kapitalizmin Bataklığında Pakistan

Selim Fuat, Ekim 2007

Emperyalist müdahalelerin ve bunlara bağlı olarak egemen sınıf içerisindeki çatışmaların yarattığı kanlı tabloların hiç de yabancısı olmayan Pakistan, uzunca bir süredir çalkantılı bir politik süreç yaşıyor.

Endonezya’da 1965 Darbesi

Selim Fuat, Eylül 2007

20. yüzyıl devrimci Marksist fikirleri doğrulayan önemli olaylarla geçti. Ne var ki bu fikirlerin doğrulanışı çoğunlukla tersinden gerçekleşti. Yani devrimci Marksizmin ortaya koyduğu açılımları tahrif edenler, işçi sınıfının yenilgilerini de hazırladılar.

Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i

Selim Fuat

12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.

Aleviler ve Seçimler

Selim Fuat, Temmuz 2007

2 Temmuz 1993’te 35 insanın yakılarak can verdiği Sivas katliamının 14. yıldönümüne denk gelen günler genel seçimlerin de hemen öncesine rastlayınca, Aleviler ve Alevilik seçimler bağlamında sıkça gündeme gelmeye başladı.

Onların Kadınları, Bizim Kadınlarımız

Selim Fuat, Mayıs 2007

Siyaset meydanı ısındıkça ve sınıf mücadeleleri kızıştıkça, feminizmin sınıflarüstü yaklaşımının ne denli kof olduğu iyice açığa çıkıyor. Kadınların aralarındaki sınıf farklılıklarını silikleştirerek, sorunu, sanki ortak bir mücadele hattında buluşabilirlermiş gibi ele alan bakış açısı, toplumsal gerçeklik karşısında her seferinde çuvallıyor.

“Gençlik Nerede?”

Selim Fuat, Mayıs 2007

İşçi sınıfının eğitimli gençleri de, kişisel başarılarının onları parlak bir geleceğe taşıyacağı beklentisinin boş bir hayal olduğunu ergeç göreceklerdir. Çünkü kapitalizmin işçi-emekçi kitlelerin gençlerine genelde sağladığı tek şey, onların ücretli işgücüne katılmalarıdır.

“Yoksullar ve Ezilenler Hareketi” mi?

Selim Fuat, Mart 2007

Sosyalist düşünce, toplumun yoksul ve diğer ezilen kesimlerinden yana tavır alan bir düşüncedir. Bu yüzden yoksulluk ve ezilme sorunu her zaman sosyalistlerin gündeminde olmuş ve sosyalistler bu sorunlara karşı çeşitli yaklaşımlar geliştirmişlerdir.

Küresel Isınma Tehdidi Altında, Geleceğimiz

Selim Fuat, Şubat 2007

Üzerinden henüz 150 yıl kadar bir süre geçmiş olmasına rağmen insanlık bugün, Marx’ın, kapitalizmin daha gençliğinde öngördüğü eğilimlerinin en trajik sonuçlarıyla yüzleşmek noktasındadır. Çünkü yaşamın ta kendisi olan doğa, ona hükmetmeyi başardığı oranda onu pervasızca sömüren kapitalist üretim tarzının ölümcül tehdidi altındadır. Yaşamın kaynağı kurumak üzeredir.

Delikanlım İyi Bak Yıldızlara

Selim Fuat, Mayıs 2006
Deniz-Yusuf-Huseyin.gif

Bugün onların militan mücadeleci ruhuna sahip çıkmak, ancak onların ideolojik ve politik yanılsamalarından ve yanlışlarından arınmakla ve devrimci Marksizmi özümsemekle mümkün ve anlamlı hale gelecektir. Gençler için devrimci mücadelenin adresi işçi sınıfı devrimciliğidir. Güçlü ve kalıcı bir mücadele, ancak onlar gibi fedakâr, mücadeleci, atılgan, gözü pek, adanmış, ama umutlarını, özlemlerini işçi sınıfı saflarında büyüten birer devrimci militan olmakla sürdürülebilir.

Nükleer Santraller Yine Gündemde

Selim Fuat, Nisan 2006

Kapitalistlerin kendi çıkarları için yaptıkları hesaplar ne olursa olsun, insanlık bugün bu denli yüksek risk içermeyen alternatif enerji kaynaklarına sahiptir ve bunların hayata yaygınlıkla geçmesinin önündeki tek gerçek engel kapitalizmin hâlâ yaşıyor olmasıdır. Başta güneş enerjisine dayalı teknolojiler olmak üzere, nükleer füzyon ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yolların, dünyanın enerji ihtiyacını karşılamak için teknik/potansiyel açıdan yeterli oldukları ortaya çıktığı andan itibaren, hem fosil enerji teknolojileri hem nükleer fisyon enerjisi tarihsel bakımdan gerici nitelik kazanmışlardır.