- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular



Ortadoğu halklarının genelinde yaygın olarak bulunan ABD-İsrail karşıtlığı, bu emperyalist ve işgalci güçlere karşı savaşanlara sempati duyulmasını da beraberinde getiriyor. Ortadoğu’nun yoksul ve ezilen halkları, ABD emperyalizminin ve katil İsrail devletinin politikaları yüzünden acılarının kat be kat arttığının farkındalar. Farkında olmadıkları ise, ABD ve İsrail’e karşı savaşan İslamcı grupların ya da burjuva iktidarların, onların acılarını dindirecek niyete ve niteliğe sahip olmadıklarıdır.
Emperyalist savaşın her geçen gün daha patlamalı bir şekilde yayılmaya başladığı bugünlerde, gerçek komünistlerin en önemli görevlerinden biri de, milliyetçi sahtekarlığa, şovenizme, çeşitli kılıklara bürünen emperyal heveslere karşı amansızca mücadele etmektir. Milliyetçiliğe verilen en ufak bir primin, böylesi tayin edici anlarda kudurgan bir şovenizmi beslemek anlamına geleceği unutulmamalı.
Gerçekten de karmaşık, iç içe geçmiş pek çok olasılık gündeme gelmiş bulunuyor. Ancak görülen net bir gerçek var: Emperyalist hegemonya kavgasının dengelerinden bir Filistin devleti çıksa da (ki bu Filistin halkının meşru hakkıdır), emperyalistler, halklar arasında kardeşliği, barış ve huzuru sağlamaya muktedir değillerdir. Ezilen yığınlar için gerçek çözüm, ulusal sorun ile toplumsal kurtuluş hedefini birbirine bağlayan bir mücadele perspektifiyle kapitalist düzeni alaşağı etmektir.
Yıllar önce Troçki, bu küçük burjuva ahlâkçılara ateş püskürüyor ve yüreğinin siyasal ve ulusal bir boyunduruğa karşı savaşan İrlandalı, Rus, Polonyalı ya da Hindu teröristlerden yana olduğunu söylüyordu. Bizim de yüreğimiz, dünyanın dört bir yanında ulusal ve sınıfsal boyunduruğa karşı savaşan kitlelerden ve onların uyguladığı devrimci şiddetten yana. Onların yöntemlerini Marksist bir temelden değil salt küçük-burjuva ahlâki temellerden hareketle eleştirenlere karşı ise öfke doluyuz.
Kavranması gereken, Filistin meselesinin Filistin’le sınırlı bir sorun olmadığıdır. Filistin burjuvazisi korkakça, küçük çıkarları için ne kadar uzlaşmacı bir çizgiye çekilirse çekilsin, Ortadoğu’da yaşanan emperyalist paylaşım savaşına bağlı olarak şekillenecektir Filistin sorunu. Ortadoğu’da nüfuz alanları için kavga eden emperyalist güçler, Filistin sorununu kendi çıkarları çerçevesinde ele almaktan geri durmayacaklardır. Denge kimin lehine sağlanırsa sağlansın, Filistin toprakları Ortadoğu’nun özgünlüğünden dolayı emperyalistlerin kapışma alanı olmaktan çıkmayacaktır. Emperyalist dengelerle şekillenecek bir Filistin devleti, dengeler bozulduğunda yeniden sorun olmaya devam edeceğinden, asla kalıcı ve adil bir çözüm sağlanamayacaktır.
Emperyalistlerin cehenneme çevirdikleri Ortadoğu’da haritası çıkartılmamış yol kalmadı adeta. Ama yine de bir “çözüm”den söz edilemiyor. Hâlâ, emperyalistler peş peşe “yeni” “yol haritaları” piyasaya sürüyorlar. Emperyalist hegemonya mücadelesinin tarafları, ayrı renk ve tonlarda (!) bir “yol” gösteriyorlar Filistin halkına. Görünürde ise, İsrail Siyonist devletinin Filistin halkının üzerine yağdırdığı bombalardan, yıkılan evlerden, ölen emekçilerden başka bir şey yok.
Filistin sorunu, özünde, Filistin halkının kendi kaderini özgürce tayin etmesi, yani ayrı ve bağımsız bir Filistin devleti kurma hakkına kavuşması sorunudur. Bugün Filistin'deki neredeyse tüm örgütler ve halk böylesi bir devletin kurulmasından yanadırlar. Filistin halkının iradesinin ayrı bir devlet kurma doğrultusunda çoktan tecelli ettiğini hesaba kattığımızda, ulusal sorununun bu coğrafyada ve mevcut koşullardaki çözümünün iki ayrı devletten geçtiği ortaya çıkmaktadır. Bu devlet kurulup, Filistin halkı bağımsızlığa kavuştuğunda Filistin'de ulusal sorun da çözülmüş olacak ve böylece artık Filistin halkı "ezilen bir ulus" olma statüsünden çıkacaktır. Marksizmin ulusal soruna yaklaşımı genel ilkeleri itibariyle Filistin'e uygulandığında durum budur.