- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular



Bolşevizm, kapitalizmi ulusal bir sistem olarak algılamadığı gibi ona karşı verilecek mücadeleyi asla ulusal ölçekle sınırlı olarak ele almadı. Onu Bolşevizm yapan şey; katıksız bir enternasyonalizm anlayışı temelinde dünya devrimi perspektifine bağlılık; işçi sınıfının devrimci potansiyeline, onun doğrudan eylemine, girişkenliğine ve yaratıcılığına sarsılmaz bir güven ve son olarak da proleter devrimin zaferi için kararlı, disiplinli, net bir programa sahip ve işçi sınıfının en bilinçli unsurlarıyla sınırlandırılmış bir öncü partinin zorunluluğu fikriydi.
20. yüzyıl devrimci Marksist fikirleri doğrulayan önemli olaylarla geçti. Ne var ki bu fikirlerin doğrulanışı çoğunlukla tersinden gerçekleşti. Yani devrimci Marksizmin ortaya koyduğu açılımları tahrif edenler, işçi sınıfının yenilgilerini de hazırladılar.
Taksim 1977’de 500 bin kişiyle 1 Mayıs alanına çevrilmişti. Üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Türkiye işçi sınıfı, bir daha ’77 1 Mayısının bilinç ve örgütlülük düzeyini aşan bir miting gerçekleştiremedi. Ancak Türkiye işçi sınıfının gerçekleştiremedikleri ve kaybettiği mevziler bununla sınırlı değildir.
Macar Devrimi, işçi sınıfı tarihine trajik bir yenilgi olarak yazılırken, sorunun devrimci önderlik eksikliği olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu. Eğer tüm süreçlerde yol gösterecek ve siyasi iktidar perspektifi sunarak işçi sınıfına önderlik edecek Bolşevik bir parti olsaydı, durum, kuşkusuz tamamen başka olurdu.
Bundan 136 yıl önce Paris Komüncüleri şöyle haykırıyorlardı: Yaşasın toplumsal devrim! 18 Mart 1871’de Parisli işçiler ayaklanarak bir kent ölçeğinde de olsa siyasal iktidarı ele geçirdiler ve tarihin sayfalarına unutulmayacak bir iz bıraktılar.
İşçi sınıfı bilinçlendiğinde ve başında devrimci bir önderlik bulduğunda neler yapmaya muktedir olduğunu ve tarihin akışını değiştirebileceğini Ekim Devrimiyle ortaya koydu. Kapitalizm belâsına son veren Ekim Devrimi, üretici güçlerin toplumun yararına sunulmasıyla sınıfsız toplum yolunda büyük bir değişimin yaşanabileceğini somut olarak kanıtladı. Kimse bunu tarihten söküp atamaz!
1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle zafere kavuşan Çin devrimi ve onun doğrudan ve dolaylı sonuçları bugün hâlâ sol hareketin değişik kesimleri arasında süren bir tartışmanın konusu olmaya devam ediyor.
Ulusal sorun, “asıl çelişki sınıfsaldır” gerçekliğinin arkasına sığınarak geçiştirilebilecek veya boşlanabilecek bir sorun değildir. Nitekim, ulusal sorun, tarihsel olarak burjuva demokratik bir sorun olmasına ve harekete geçirdiği kitlelerin sınıfsal çeşitliliğine karşın, barındırdığı ve kaynaklandığı çelişkiler özgün dışavurumlara sahiptirler. Enternasyonalist komünistler sosyalist temellerde birliği gerçek ve kalıcı bir çözüm olarak değerlendirseler bile, bu gerçeklikten hareketle kitlelerin –eğer varsa– ulusal sorunlarını görmezden gelmezler.
Lenin, Rusya için somut siyasal perspektiflerini belirlemeye başladığı ilk günden itibaren Rus Devrimini dünya devrimini tetikleyecek bir başlangıç olarak görmüştü. Lenin’in nazarında, özellikle de yirminci yüzyılla birlikte girilen tekelci kapitalizm (emperyalizm) döneminde, ülkelerden herhangi birinde patlak veren bir devrimin veya devrimci kalkışmanın diğer ülkelere sıçraması, buralarda yansımalarının olması kaçınılmazdı. Yeter ki bu kıpırdanışları başarılı bir devrime dönüştürecek öznel etmen, enternasyonal çapta örgütlü devrimci önderlik eksik olmasın.
İspanya, gerek faşizmin varlığını en uzun süre devam ettirdiği gerekse proletaryanın iktidarı almanın eşiğine geldiği bir ülke olarak tarihte önemli bir yere sahiptir. İspanya'da 1931-1939 aralığında yaşananlar, doğru bir program temelinde uygun strateji ve taktikleri hayata geçirecek devrimci Marksist bir önderliğin bulunmadığı durumda proletaryayı bekleyen felâketlerin çarpıcı ve bir o kadar da acı bir örneğini göstermektedir.
İşçi sınıfı küçük-burjuvazi gibi, geçmişe özlem duyup sulu gözlerle, nostaljik iç çekişlerle, tarihin tekerleğini geriye döndürme savaşı veren bir sınıf değildir. İşçi sınıfı sosyalizm mücadelesinde tüm dünya kapitalizmini parçalamayı amaçlar. Onun kurtuluşu ne yerel ne ulusal ne de bürokratik diktatörlüklerdedir. İşçi sınıfının toplumsal kurtuluşu ancak ve ancak dünya üzerindeki tüm ulus-devletlere yani kapitalizme son vermekle mümkündür.
Sınıf mücadelesi tarihi, işçi hareketinin kendiliğinden yükselişinin siyasal iktidarın alınmasıyla sonuçlanacağını savunanların bir yanının anarşizm, öteki yanının ise reformizm olduğunu sıkça göstermiştir. Devrimci bir önderlik yoksa iktidar fethedilemez ve dalgalar halinde gelen işçi hareketi aynı ölçüde geriye çekilir. Devrimin ürünü olan sovyetler, karşı-devrimin sularında boğularak yok olur. Aynı şekilde Marksist bir Enternasyonal önderlik yoksa, devrim gerçekleşse dahi, ortaya çıkan işçi devletinin yaşatılıp kazanımlarının korunması mümkün olamaz. Bugün aslolan böyle bir Enternasyonalin inşasına güç vermektir.
İşçi sınıfı tarihinden öğrenmiş bulunuyoruz ki; proletarya içinde kök salmış, sendikaları kendi önderliği altına almış, sınıfın en devrimci, en fedâkâr kesimleri içinde örgütlenmiş, kararlı, disiplinli, kurmayları olan, saldırıya uğradığında dağılmadan ricat edebilecek kadar esnek bir yapıya sahip bir enternasyonal parti olmadan proletarya asla ve asla politik iktidarı fethedemeyecektir. Devrim dünya devrimine genişlemedikçe, proletarya dünya ölçeğinde iktidarı ele geçirmedikçe, bir ülke ile sınırlı kalan devrim boğulacaktır ve bazen SSCB’de olduğu gibi garabet rejimler yaratacaktır. ... Unutmayalım, Ekim proleter devrimi 85 yıl sonra hâlâ günümüze ışık tutuyor; yolumuzu aydınlatıyor.
Bundan 85 yıl önce gerçekleşen büyük Ekim Devrimi hâlâ işçi sınıfının devrimci mücadelesinin en büyük ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. 20. yüzyıla damgasını basan bu şanlı devrim, aslında nice önemli derslerle yüklü uzun bir devrim sürecinin ürünüdür. Çeşitli bakımlardan üzerinde durulması gereken bu sürecin en önemli yönlerinden biri de, mücadele içindeki işçi ve emekçi kitlelerin bağrından doğan sovyetlerdir. Rus devrim sürecinde, gerçek bir işçi iktidarının kendisinde somutlandığı sovyetler temelinde yürüyen tartışmalarda sergilenmiş olan yanlış ve doğru tutumların hatırlanması yararlı olacaktır.