- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular



Marksist literatürde sıkça kullanılan kavramlardan biri olan oportünizm kelime karşılığıyla fırsatçılık anlamına geliyor. Fırsatçı yaklaşımların özellikle kapitalist toplumda yaşamın çeşitli alanlarında ve çeşitli biçimlerde karşımıza çıkan son derece yaygın bir eğilim oluşturduğunu biliyoruz. Siyasi mücadele söz konusu olduğunda da, oportünizm, aslında burjuva partilerden sol örgütlere dek tüm siyasi yapılanmalar içinde karşılaşılabilecek olan, ilkesiz ve hep kendi çıkarına yontan fırsatçı politika tarzını anlatıyor.
Bugün, dünya çapında sınıf mücadelesinin yeniden yükseliş eğilimi gösterdiği bir döneme giriyoruz. Aradan geçen bunca yıla rağmen, hâlâ Bolşevik geleneğin devamının garantisi olacak, Leninist örgüt anlayışını kendisine temel alan ve adını hak eden bir Enternasyonal’den, yani merkezi olarak örgütlenmiş bir devrimci dünya partisinden yoksunuz. Troçki’nin “hayatımın en önemli işi” olarak adlandırdığı yeni bir Enternasyonal’in inşası yarım kalmıştı. Yeni bir dünya partisi inşa edildiğinde, işçi sınıfı tarihinin en karanlık günlerinde bile nasıl bir inanç, kararlılık ve sabırla mücadele edilmesi gerektiğini yaşamıyla ortaya koyan Troçki’ye duyduğumuz minnet borcunu ödemiş, onun miras bıraktığı görevi tamamlamış olmakla kalmayacağız, dünyayı değiştirmenin aracını da yaratmış olacağız. İşte o zaman, Troçki’nin kanıyla da sulanan, mezarı başındaki kızıl bayrak daha bir gururla dalgalanmaya başlayacaktır.
Bu yazıda, kendilerini komünist olarak nitelemelerine ve önceliği işçi sınıfı içinde çalışmaya vermelerine rağmen, işçi sınıfının örgütlerindeki ve büyük işyerlerindeki faaliyeti es geçip, varoşçuluğu savunanların yaklaşımlarını ele alıyoruz. Bu tür sabırsız solcuların işçi sınıfına yönelik değerlendirmeleri çeşitli farklılıklar taşıyor olsa da bu tür yaklaşımların üç ayağı var: İlkin, işçi sınıfının sadece fabrika işçileriyle sınırlı olmadığı vurgulanır, ki bu doğrudur. Ardından, sınıfın en dinamik kesiminin büyük fabrika ve işletmelerdeki işçilerden değil, küçük işletmelerdeki işçilerden oluştuğu ileri sürülür. Ve son olarak küçük işletmelerde çalışanların varoşlarda yaşadıklarından yola çıkarak devrimci faaliyetin temel ekseninin fabrikalardan varoşlara kaydırılması gerektiğinin propagandası yapılır. Yani fabrikalar ve büyük işletmeler değil, varoşlar kalelerimiz olmalıdır denilir.
"Bu kitap, birbirlerinden bağımsız olmakla birlikte ayrılmaz bir bütünlük oluşturan dört bölümden oluşmaktadır: Çalışmanın bütünü Komünist Enternasyonal’in temel sorunlarına adanmıştır ve Komünist Enternasyonal’in faaliyetlerinin bütün yönlerini, programını, strateji ve taktiklerini, örgütlenmesini ve önder kadrolarını kapsamaktadır. Öte yandan kitap, Sovyetler Birliği’nin hükümet partisi olan ve Komünist Enternasyonal’in başlıca partisi olarak her bakımdan belirleyici bir rol oynayan Sovyet Komünist Partisinin, Lenin’in hastalığı ve ölümüyle başlayan son dönemdeki iç hayatının bir eleştirisini de içermektedir. Böylelikle kitap, umuyorum ki, yeteri kadar uyumlu bir bütün oluşturmaktadır."(Lev Troçki)
Tek ülkede sosyalizm sorunu, etrafında uzlaşmaz bir kamplaşmanın yaşandığı, koca bir tarihsel döneme damgasını vuran belki de en önemli sorundur. Yaklaşık yetmiş beş yıldır tartışılan bir sorun olmanın yanı sıra, Stalinizmin en önemli alamet-i farikası olması açısından da ayrı bir önem taşımaktadır. Çoklarının üzerinden atlanabilecek bir teorik konu olarak gördükleri bu sorun, devrimci Marksizmle Stalinizm arasındaki sınırın kilometre taşlarını döşemiş, takınılan tutuma göre izlenen politikalar ise dünya devriminin kaderini belirlemiştir.
"Başta Sovyetler Birliği olmak üzere, 'reel sosyalizm' diye adlandırılan ülkelerin sosyo-ekonomik yapısı ve devletin sınıf karakteri üzerine geçmişte pek çok tartışma yürütüldü. ... Tartışmada öne çıkan ve en çok anlaşmazlık konusu olan teorik sorun, kapitalizmden komünizme geçiş dönemi (proletarya diktatörlüğü) ile komünizmin alt ve üst aşamalarının nasıl ayırt edilip tanımlanacağı sorunuydu." Mehmet Sinan, yazısında, merkezciliğin bu teorik soruna yaklaşımını Marksist temellere dayanarak eleştiriyor.