Burjuva devlet 
  • Ergenekon Soruşturması: Devletin Derinliklerinde Tasfiye Manevrası --- Temmuz 2008
  • Küresel Gözaltı Toplumu ---
  • Üniversitelerde Faşist Saldırıların Hatırlattıkları --- Mayıs 2008
  • Kapitalist Bataklığın Ürettiği Müzmin Belâ: Irkçılık --- Nisan 2008
  • Amerikan Demokrasisi! --- Nisan 2008
  • Ergenekon’dan Çıkanlar ---
  • İnsan Hakları ve İşçi Sınıfı ---
  • Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i ---
  • Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış ---
  • Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm --- Temmuz 2007
  • İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler --- Temmuz 2007
  • Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi --- Haziran 2007
  • Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem --- Haziran 207
  • Darbe Tehdidinin İşaret Ettiği Gerçekler --- 27 Mayıs 2007
  • "Derin Devlet" --- Mart 2007
  • Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri --- Mart 2007
  • Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi --- Aralık 2006
  • Cezaevleri ve Sınıf Mücadelesi --- Şubat 2007
  • Faşizan Yasalar İşbaşında! --- Ekim 2006
  • 11 Eylül’den 12 Eylül’e, Şili’den Türkiye’ye --- Eylül 2006
  • Olağanüstü Rejimlerin Temelleri Döşeniyor --- Mayıs 2006
  • Burjuvazinin Demokrasi Oyunu --- 13 Ocak 2007
  • Faşizme Giden Yolda Maraş Katliamı --- 4 Aralık 2005
  • İngiliz Demokrasisi? --- 23 Ağustos 2005
  • 12 Eylül Faşizminin Hesabı Sorulmalı --- 7 Eylül 2004
  • Derin Devlet mi, Burjuva Devlet mi? --- 1 Haziran 2005
  • Faşizm Olgusuna Nasıl Yaklaşmalı --- Mayıs 2005
  • Faşizmin Yenilgisinin 60. Yıldönümü Kutlamalarına Dair --- 12 Mayıs 2005
  • Emperyalist Savaş ve Kitlelerdeki İç Dönüşümün Öyküsü: 1902 Doğumlular --- 20 Eylül 2004
  • ŞİLİ: 1973 Yenilgisinin Dersleri --- 2 Nisan 2004
  • Savaş, Devrim ve Faşizm Üzerine --- 29 Aralık 2003
  • 23. Yılında 12 Eylül: Sınıf Mücadelesinde Kırılma --- 12 Eylül 2003
  • Bonapartizmden Faşizme, Elif Çağlı, 23 Ağustos 2004


    Ergenekon Soruşturması: Devletin Derinliklerinde Tasfiye Manevrası

    Serhat Koldaş, Temmuz 2008

    Yıllardır Türkiye’deki siyasal çekişmelerin ana eksenini belirleyen olgu, AB yanlısı burjuva kesimler ile sivil-asker bürokrasi arasındaki iktidar paylaşımına endeksli it dalaşıdır. Kimi süreçlerde durulmuş gibi görünen, kimi dönemlerde ise şiddetlenerek gündemi belirleyen bu çatışma, Ergenekon soruşturması ile farklı bir boyuta ulaştı.

    Küresel Gözaltı Toplumu

    Kerem Dağlı

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gündemi yeni bir “tele-kulak” skandalıyla çalkalandı. Önce Anayasa Mahkemesi ikinci başkanının izlendiği ve dinlendiği iddiası ortaya atıldı. Hemen ardından, CHP genel sekreteri Önder Sav’ın, parti genel merkezindeki ofisinde eski Bolu valisi ile yaptığı görüşmenin bir gün sonra bütün detaylarıyla Vakit gazetesinde yayınlanması ise ortalığı bir anda karıştırdı. Bu olayın akabinde ardı ardına milletvekilleri, bakanlar, yüksek düzeydeki yargıçlar ve generaller, kendilerinin de dinlendiklerine dair beyanatlar vermeye başladılar.

    Üniversitelerde Faşist Saldırıların Hatırlattıkları

    Selim Fuat, Mayıs 2008

    Akdeniz Üniversitesi’nde meydana gelen faşist saldırılar vesilesiyle, burjuva medya, “üniversitelerde sağ-sol çatışması” yaygarasını yeniden koparmaya başladı. Oysa son dönemlerde Ankara, İstanbul, Samsun, Bolu, İzmir, Bursa, Afyon ve Mersin’deki üniversitelerde devrimci öğrencilere yönelik faşist saldırılar tırmanırken burjuva medya buna her zaman olduğu gibi kayıtsız kalmıştı.

    Kapitalist Bataklığın Ürettiği Müzmin Belâ: Irkçılık

    Selim Fuat, Nisan 2008

    Bazı dönemlerde üzeri küllenmiş gibi görünse de elverişli koşulların oluştuğu her zaman diliminde yeniden hortlayıveren ırkçılık, Almanya’nın Ludwigshafen kentinde Türklerin yaşadığı bir binada çıkan yangında 5’i çocuk 9 Türk’ün hayatını kaybetmesi ile bir kez daha gündeme geldi. 3 Şubat 2008 tarihinde gerçekleşen bu olayı izleyen günlerde benzer kundaklama vakaları Almanya’nın başka şehirlerinde de yaşandı. Son olarak, Alman polisi tarafından dövülerek komaya sokulan bir Türk gencinin ölümüyle, Ludwigshafen’daki olayın hiç de münferit olmadığı, gelişen bir eğilimin ifadesi olduğu ortaya çıktı.

    Amerikan Demokrasisi!

    Kerem Dağlı, Nisan 2008

    Amerika’da 2008’in sonlarına doğru yeni bir başkan seçilecek. Daha doğrusu halk kendisinin seçtiğini zannederken, aslında büyük sermaye yeni bir başkan “atayacak”. Bir sirk gösterisini andıran seçim sürecinin birinci ve en uzun safhasını oluşturan aday seçimleri 2008’in Ocak ayından itibaren başladı ve Haziran ayına kadar da sürecek. Kasımda seçilecek olan yeni başkan Ocakta göreve başlayacak ve Amerikan emperyalizmi de kaldığı yerden işine devam edecek. ABD’nin ve dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi sınıflar açısından ise değişen bir şey olmayacak. Sömürü, sefalet ve savaşlar daha da katmerlenerek artacak.

    Ergenekon’dan Çıkanlar

    Levent Toprak

    AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.

    İnsan Hakları ve İşçi Sınıfı

    Akın Erensoy

    Birleşmiş Milletler’in 10 Aralık 1948’de ilan ettiği, bu sene 59. yılı kutlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kökleri iki buçuk asır öncesine dayanıyor. İlk “İnsan hakları” bildirgesi 12 Haziran 1776’da ilan edilen Virginia İnsan Hakları Bildirgesi’dir.

    Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i

    Selim Fuat

    12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.

    Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış

    Levent Toprak

    Bugün işçi sınıfı siyasal olarak zayıf durumdadır. O nedenle anayasa değişikliği sürecine damgasını basacak yahut taleplerini burjuvaziye dayatacak bir durumu yoktur. Bu da değişikliklerin işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinden ziyade, egemenler arasındaki mücadelelerle doğrudan bağlantılı hususlarda odaklanacağı anlamına gelecektir.

    Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm

    Utku Kızılok, Temmuz 2007

    Emperyalist savaşlar gibi faşizmin kaynağında da kapitalizmin biriken çelişkilerinin patlaması ve sistemin buhrana sürüklenmesi vardır. Kapitalizmin patlayıcı çelişkilerinin, insan aklının tahayyül etmekte zorlandığı gaz odalarıyla taçlanmış faşizm gibi olağanüstü yönetim biçimlerine nasıl yol açtığını, öte taraftan da insanlığı yıkıma sürükleyen yeni bir emperyalist savaşı nasıl başlattığını biliyoruz.

    İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler

    Levent Toprak, Temmuz 2007

    Erken genel seçimin yaklaşması, devrimci ve sosyalist çevrelerde seçimlere ilişkin takınılacak tutum sorununu da tartışma gündemine soktu. İşçi sınıfının mücadele tarihi ve deneyimlerine, hatta daha dar anlamda Bolşevik mirasa sahip çıkma ve bu miras ışığında davranma iddiasında olan birçok çevre, seçimlere ilişkin olarak son derece farklı tutumlar ortaya koymaktadırlar. Boykot tutumunu savunanlardan, bağımsız aday çıkaranlara, değişik ittifak ve blok siyasetleri çerçevesinde başka bağımsız adayları destekleme çizgisi izleyenlere ve parti olarak seçime katılanlara kadar uzanan bir yelpaze ortaya çıkmış durumda.

    Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi

    Utku Kızılok, Haziran 2007

    Statükocu-devletçi burjuva güçler ile liberal geçinen AB’ci burjuva güçler arasında şiddetlenen tepişme ve ortaya çıkan kriz, Türkiye’deki burjuva demokrasisinin dar çerçevesini ve sınıfsal özünü bir kez daha gözler önüne serdi. Ön cephede ağırlıklı olarak asker-sivil bürokrasinin yer aldığı statükocu güçler, tarihsel mevzilerini –devlet-siyaset üzerindeki hâkimiyetlerini– kaybetmemek için her türlü anti-demokratik yönteme başvuruyorlar.

    Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem

    Levent Toprak, Haziran 207

    Türkiye 27 Nisan muhtırasıyla birlikte yeni bir siyasal kriz ve baskı dönemine girmiş bulunmaktadır. Böylece 2005 Newroz’undan bu yana genel bir geriye kayma biçiminde cereyan eden geçiş süreci bir bakıma tamamlanmış ve AB süreci bağlamında yaşanan göreli gevşemeden, ufukta kara bulutların belirdiği bir baskı dönemine geçilmiştir.

    Darbe Tehdidinin İşaret Ettiği Gerçekler

    Elif Çağlı, 27 Mayıs 2007
    Önümüzde, demokratik hakların kararlı biçimde savunucusu olan ve Türkiye’nin kanlı bir emperyalist paylaşım savaşının içine çekilmesine karşı çıkan tüm güçlerin çok daha fazla uyanık ve mücadeleci olmasını gerektiren zorlu bir süreç uzanıyor. Darbeci güçlerin yaratmak istediği puslu ortama boyun eğmeyelim! İşçi-emekçi kitlelerin seçim hakkı gibi temel demokratik haklarının darbeci tertiplerle ellerinden alınmasına izin vermeyelim! Halkları birbirine kırdıracak kanlı paylaşım savaşlarına geçit vermemek için örgütlü işçi güçlerinin militan cephesini yükseltelim!

    "Derin Devlet"

    Levent Toprak, Mart 2007

    “Derin devlet” konusunda bugüne kadar çok şey söylendi. Ancak asıl önemli olan, tam da bu olgu ve eğilimlerin nasıl değerlendirileceği, nasıl yerli yerine oturtulacağı, nasıl yorumlanacağıdır. Bu nedenle meseleyi Marksist devlet teorisi temeline ve tarihsel perspektife oturtarak ele almaya ihtiyaç var.

    Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri

    Oktay Baran, Mart 2007

    Hrant Dink’in katledilmesinin ardından burjuva medyanın önemli bir bölümü bu kalleş suikastı lanetleyen bir görüntü sundu. En gerici burjuva kesimler bile bu genel atmosferin basıncıyla seslerini kesip, Dink’in arkasından timsah gözyaşlarını esirgemediler. Başlangıçta faşist MHP ve BBP gibi partiler bile, bu cinayetle aralarına bir çizgi çekmeye ve kendilerini cinayeti işleyenlerden ayrı tutmaya, onlarla bir ilişkileri yokmuş gibi göstermeye çabaladılar. Ne var ki, Hrant Dink’in cenaze töreninin içeriği ve kitleselliği, pek çok burjuva kesimin tahammül sınırlarını zorlayacak cinstendi. Cenazenin ardından statükocu, gerici ve faşist çevrelerin karşı saldırıya geçmesiyle atmosfer bir anda değişiverdi.

    Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi

    Kerem Dağlı, Aralık 2006

    Burjuvazi ne zaman başı sıkışsa, toplumsal muhalefeti bastırmak için faşist çeteleri ve katiller sürüsünü devreye sokmuştur. ‘80 öncesinde devrimci sınıf hareketini, sonrasında ise Kürt halkının haklı mücadelesini ezmek için burjuva devletin en önemli yardımcısı ve silahı, MHP’de cisimleşen ülkücü-faşist hareket olmuştur. Bu faşist parti, bugün de yükseltilen milliyetçi-şoven dalganın başta gelen “sivil” ayağını oluşturuyor, tertiplenen provokasyonlar için gerekli insan kaynağını düzen güçlerine temin ediyor.

    Cezaevleri ve Sınıf Mücadelesi

    Levent Toprak, Şubat 2007

    Cezaevleri modern sınıf mücadeleleri tarihi boyunca düzen karşıtı mücadelenin bir konusu ve hedefi olmuştur. Büyük devrimci isyanların birçoğunda devrimci kitlelerin baş hedeflerinden birinin özellikle siyasi tutsakların tutulduğu cezaevleri olması bunun sembolik bir göstergesidir. Fransız Devriminde ünlü Bastille Kalesi devrimci kitleler tarafından fethedilmiş ve siyasi tutsaklar salıverilmiş, 1917’de Rusya’da Şubat devriminde de Peter ve Paul Kalesi ayaklanan askerlerin baskınına uğramış ve yine siyasi tutsaklar özgürleştirilmiştir. Hiç şüphe yok ki gün gelip devran döndüğünde Türkiye’de de devrimci kitleler, başta F-tipi cezaevleri olmak üzere burjuva diktatörlüğünü sembolize eden utanç yuvalarını yerle bir edecektir.

    Faşizan Yasalar İşbaşında!

    Ekim 2006

    AB süreci nedeniyle baskıcı yasa ve uygulamalarda yaşanan kısmi gevşeme, artan ölçüde ortadan kalkıyor. Bu süreç yaklaşık olarak geçen yılın Newrozundan bu yana adım adım devam etmekte. Son dönemde Kürt hareketine karşı yoğunlaşan ordu ve polis operasyonları ve bölgedeki provokasyonlar, çeşitli aydınlara karşı açılan yıldırma ve gözdağı verme davaları, sosyalist harekete yönelik operasyonlarla bu süreçte yeni bir hızlanma görülüyor. Artan baskıların somutlandığı gelişmeler burjuva medya tarafından ya devlet ağzıyla veriliyor ya suskunlukla geçiştiriliyor ya da sadece AB açısından makyajı bozacak türde durumlar üzerinde duruluyor.

    11 Eylül’den 12 Eylül’e, Şili’den Türkiye’ye

    İlkay Meriç, Eylül 2006

    Faşizmin geçmişte kaldığını düşünenlerin yanılgısını yüzlerine çarparcasına, dünya faşizan eğilimlerin giderek güçlendiği bir sürece girmiş durumda. İnsan hakları ayaklar altına alınarak tüm dünya bir işkencehaneye çevriliyor, kimyasal silah bulundurduğu gerekçesiyle işgal edilen Irak kimyasal silahların deneme sahası haline getiriliyor. Özgürlük adına Irak halkı zincire vuruluyor, barış adına savaşların en kanlısı Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyaya yayılmaya çalışılıyor, demokrasi adına faşizan rejimler tüm ülkelerin normu haline getirilmek isteniyor, terörle mücadele adına devlet terörü sınır tanımaz bir şekilde azdırılıyor.

    Olağanüstü Rejimlerin Temelleri Döşeniyor

    Utku Kızılok, Mayıs 2006

    AB’ye girmek için, AB burjuvazisinin bastırmasıyla demokrasi makyajı yapmak zorunda kalan Türk egemen sınıfı, şimdi AB ülkelerini de saran gericilik dalgasıyla birlikte, zaten akmış olan makyajını rahatça temizlemeye girişebiliyor. Boşuna söylenmemiş: Haydan gelen huya gider! Bütün bu gerici saldırılar, kalıcı demokratik kazanımların ve özgürlüklerin ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle elde edilebileceğini ve yalnızca bir işçi iktidarı altında garantiye alınabileceğini bir kez daha kanıtlamaktadır.

    Burjuvazinin Demokrasi Oyunu

    Levent Toprak, 13 Ocak 2007

    Demokrasi sorununun temel çözümü proleter sosyalist devrimin konsey tipi örgütsel mekanizmalarında olmakla birlikte, işçi sınıfı birtakım demokratik reformlar için mücadeleyi elden bırakmaz. Özellikle işçi sınıfını doğrudan ilgilendiren, sınırsız grev, gösteri, eylem, örgütlenme özgürlüğü ve sosyalist basın için özgürlük gibi temel noktalarda, düzen çerçevesinde elde edilebilecekler konusunda yanılsamalara kapılmaksızın var gücüyle mücadele eder. Bu mücadele Lenin’in de hep belirttiği gibi işçi sınıfının demokrasi okulundaki eğitimini oluşturur.

    Faşizme Giden Yolda Maraş Katliamı

    Akın Erensoy, 4 Aralık 2005

    Faşizm iktidara, her yerde Almanya veya İtalya’daki klasik örneği tıpatıp izleyerek gelmemiştir. Askeri diktatörlük biçiminde kurulan faşist diktatörlükler bile, darbeyi önceleyen süreçte sivil faşist hareketleri örgütleyip işçi sınıfının üzerine salmaktan, toplumu terörle sindirip kitle pasifikasyonu yöntemlerine başvurmaktan ve kitlelerde “düzen” beklentisi oluşturmaktan geri durmamıştır. İşte geriye dönüp baktığımızda, Maraş katliamının, tam da bu yöntemlerin bir örneği olarak, faşist bir darbenin hazırlanması sürecinde önemli bir basamak oluşturduğunu görürüz.

    İngiliz Demokrasisi?

    Londra'daki Bombalamaların Ardından

    Baran Köksal, 23 Ağustos 2005

    Geçtiğimiz Temmuz ayında Londra’da gerçekleşen bombalama eylemlerinden birkaç gün sonra, tek “suçu” Anglo-Sakson Beyaz Adama benzememek olan bir Brezilyalı emekçi, Charles de Menezes, İngiliz demokrasisinin yaptığı nokta atışı sonucu vahşice öldürüldü. “Yasaların verdiği yetkiye dayanarak” kafasına sıkılan yedi kurşun, burjuva demokrasisinin beşiği Londra’nın güneyini Menezes’in mezarı haline getirdi.

    12 Eylül Faşizminin Hesabı Sorulmalı

    Elif Çağlı, 7 Eylül 2004

    12 Eylül faşizminin hesabı mutlaka sorulmalı. 12 Eylül faşizminin simgesi haline gelmiş generaller birer birer sanık sandalyesine oturtulmalı. İşçi sınıfı ve devrimci hareket, gecikmiş hesabını faiziyle birlikte ödetmek üzere, geniş kitleleri seferber edecek bir mücadeleyi yükseltmeli. Sınıf düşmanından faşizm gibi bir karşı-devrimci saldırının hesabını sormamak, devrimci bir işçi sınıfına yakışmaz. Yapılan kötülükleri unutmak sınıf mücadelesinin şanına uygun değildir. Ama bu hesap nasıl ve kimden sorulacak?

    Derin Devlet mi, Burjuva Devlet mi?

    Serhat Koldaş, 1 Haziran 2005

    Liberaller Susurluk kampanyası ile güya “demokratik” olan devlete karşıt olarak biçimlendirilmiş “derin devleti” keşfetmiş ve kitleler nezdinde “derin devleti” bütün kötülüklerin kaynağı olarak gösteren bir kampanya örgütlemişti. Kitleleri demokrasiyi savunmak adına ışık söndürmeye ve tencere tava eylemlerine yönlendirmişti. Sabancı Holdingin, İkiz Kulelerin ışıklarını söndürmek suretiyle aktif biçimde katıldığı bu pasifist eylem biçimi AB yanlısı burjuvazinin ekmeğine yağ sürüyordu. Sendika konfederasyonlarının “fırsattan istifade” dile getirdikleri 1 günlük genel grev önerisine, AB yanlısı pek demokrat burjuvalarımız tarafından hiç de sıcak yaklaşılmamıştı. Demokrasi savunulmalıydı ama “o kadar da değil”di!

    Marksist Tutum dergisi no.3 (Haziran 2005)

    Faşizm Olgusuna Nasıl Yaklaşmalı

    Utku Kızılok, Mayıs 2005

    Gerek Türkiye’de gerekse dünyada burjuvazi milliyetçiliği her geçen gün daha da yükseltiyor. Emperyalist hegemonya savaşının kızışması ile dünyanın her yerinde emekçilere dönük saldırılar artıyor, anti-demokratik yasalar yürürlüğe konuyor, işçi-emekçi yığınlar üzerindeki baskı artırılarak toplum sindirilmek isteniyor, faşizan uygulamalar baş gösteriyor. Bu çerçevede, burjuva devlet, görünmeyen, yasadışı yüzü de dâhil olmak üzere tüm kurumlarıyla daha da güçlendiriliyor.

    Faşizmin Yenilgisinin 60. Yıldönümü Kutlamalarına Dair

    Nazım Yıldırım, 12 Mayıs 2005

    Faşizmin iktidar oluşunda ve II. Emperyalist Dünya Savaşının insanlığa çektirdiği acılarda Sovyet bürokrasisinin tutumunun da payı vardır. Stalinist bürokrasi dünya komünist hareketi üzerindeki hegemonyasını korumak ve kendi iktidarını pekiştirmek için, Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da, Yunanistan’da işçi devrimlerinin önüne geçti. Tarihin bu gerçeklerini göz önünde bulundurduğumuzda, Stalinist bürokrasinin faşizme karşı zaferinden söz etmenin ne kadar yanlış olduğu ortadadır. Enternasyonalist komünistlerin görevi, böylesi boş “zafer” nutukları atmak değil, işçi sınıfı içerisinde kök salmış ve Bolşevizmin ideolojik mirasına sahip çıkan bir partinin olmadığı koşullarda uğranılan tarihsel yenilgi dönemlerinden dersler çıkarmaktır.

    Emperyalist Savaş ve Kitlelerdeki İç Dönüşümün Öyküsü: 1902 Doğumlular

    Akın Erensoy, 20 Eylül 2004

    Ernest Glaeser'in 1902 Doğumlular adlı romanı, savaş ve savaşta alınan tutumları, yığınlardaki değişimleri belgesel bir nitelikte anlatmaktadır. İşçi sınıfının Birinci Dünya Savaşı dönemindeki ruh halini, savaşa dair nasıl bir hazırlıksızlık içinde bulunduğunu ve bunda II. Enternasyonal reformizminin ve şovenizminin nasıl etkili olduğunu çarpıcı bir dille anlatan bu roman, bugünün genç kuşaklarının hafızalarının tazelenmesine katkıda bulunacaktır.

    ŞİLİ: 1973 Yenilgisinin Dersleri

    Kemal Erdem, 2 Nisan 2004

    Şili deneyimi, reformizmin ve Stalinist sınıf işbirlikçi politikaların işçi sınıfını sürüklediği felâketin en trajik örneklerinden birini teşkil etmektedir. Şili, “kansız ve barışçı” bir geçiş ütopyasıyla devrimden kaçınan küçük-burjuva reformistlerin sonuçta binlerce insanın hayatına mal olan bir karşı-devrimin zeminini nasıl döşediklerinin ibret verici bir örneğidir.

    Savaş, Devrim ve Faşizm Üzerine

    Akın Erensoy, 29 Aralık 2003

    23. Yılında 12 Eylül: Sınıf Mücadelesinde Kırılma

    Akın Erensoy, 12 Eylül 2003

    İşçi sınıfına devrimci bir önderlik sunmaya aday Marksist bir örgütlülük gerek ulusal gerekse de uluslararası düzeyde yaratılamadığı sürece, işçi sınıfının 12 Eylüllerden gerekli dersleri çıkarması ve iktidarı eline alacağı o büyük güne hazırlanması mümkün olmayacaktır. O halde Marksist devrimciler açısından öncelikli görevin ne olduğu çok açıktır: Sınıf savaşımının her alanında işçi sınıfına öncülük edebilecek ve onu devrime hazırlayacak enternasyonalist komünist bir önderliğin inşası için sınıf hareketi içinde kararlı ve inatçı bir çalışma yürütmek.

    İçerik yayınları

    Son Yayınlananlar