- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular



Kapitalist sistem çürüdükçe ve krizi derinleştikçe daha da saldırganlaşıyor. İnsanlığa ölümü, acıyı, açlığı, yoksulluğu olağan durumlar olarak sunuyor. Sermayenin bekçileri olan hükümetlerse, işçilere, yaşam ve çalışma koşullarını daha da geriye götürecek yasal düzenlemeleri dayatıyorlar azgınca.
AKP hükümeti SSGSS yasasını meclisten geçirmeyi başarmış bulunuyor. Böylece işçi sınıfının sermayenin uzun yıllardır süren saldırıları karşısındaki kayıplar listesine yeni ve kalın bir satır daha eklenmiş oldu. İşçi hareketinde bir süredir yaşanan kıpırdanma, yasa tasarısına muhalefet sürecinde de gelişerek belirli bir basınç yaratmışsa da, yasanın geçmesine engel olunamamıştır.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü resimdeki afişi birçok işçi mahallesine asmış. Veremli hastaları bulmak, tedavisi için imkânlar sağlamak ve hastalığı en aza indirmek için yol kat etmekmiş amaç.
Burjuvazinin has temsilcisi ve neo-liberal politikaların yılmaz uygulayıcısı olan AKP’nin gerçek yüzü SSGSS Yasası ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu yasayla burjuvazi bir kez daha işçi ve emekçileri kavgaya davet ediyor. İşçi sınıfı bu davete birleşik mücadeleyle yanıt vermek zorundadır. Saldırıların geri püskürtülebilmesi ancak militan sınıf mücadelesinin yükseltilmesiyle mümkündür.
Dev-Sağlık-İş’in 17 Kasımda Abdi İpekçi parkında düzenlemiş olduğu mitinge yaklaşık 450 kişi katıldı. Mersin’den, Antalya’dan, Adana’dan, Diyarbakır’dan, Kocaeli’den gelen işçilere, Türk Tabipler Birliği Tıp Öğrencileri kolunun da destek vermesi, mitingi daha coşkulu bir hale getirdi. Mitinge katılanların yaş ortalamasının oldukça genç olması ve bunların mitinge işten atılma tehlikesini göze alarak katılmaları da önemliydi.
Şu an Türkiye’de gündemde olan sosyal güvenlikle ilgili yasa tasarılarına karşı henüz yeterli bir işçi sınıfı muhalefeti ne yazık ki yok. Bunun işçi sınıfının bilinç ve örgütlülüğündeki büyük gerilemeden kaynaklandığını uzun boylu anlatmaya gerek yok. Ancak mevcut sınırlı muhalefetin önemli bir bölümü de sorunu kapitalizmin doğasıyla sağlam ve tutarlı biçimde ilişkilendirmekten uzak. Ya sorun basitçe hükümetlere (ve özellikle AKP hükümetine), ya IMF ve Dünya Bankası’yla yapılan anlaşmalara ya da neo-liberalizme indirgeniyor. Hâl böyle olunca da çözüm olarak ulusalcı ve devletçi renkler taşıyan bir “sosyal devlet” perspektifi öne çıkıyor.
İşçilerin yüzyılı aşkın bir mücadele sürecinde elde ettiği kazanımlarına gözünü diken patronlar sınıfı, 80’li yılların başından itibaren yürüttüğü neo-liberal politikalarla işçi sınıfının haklarına karşı başlattığı taarruzu kesintiye uğratmadan sürdürüyor ve sınıfın kazanımlarını bir bir gasp ediyor.