Burjuva devlet 
  • Anayasa Tartışmaları ya da Burjuva Siyasal Düzenin Değişim Sancıları --- 3 Eylül 2010
  • Egemenlerin Kırmızı Kitapları --- 1 Ağustos 2010
  • Asker Olunacak, Ol! --- 1 Ağustos 2010
  • Statükocu Cephenin Sivil Faşizm Demagojisi --- 1 Nisan 2010
  • Devletin “Derin” İşleri --- 1 Mart 2010
  • Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı (I-II) --- Mart 2010
  • Linç Kampanyalarının İçyüzü --- 1 Şubat 2010
  • Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri --- 30 Ocak 2010
  • Minare Yasağı, İslamofobi ve Görevlerimiz --- 1 Ocak 2010
  • Psikolojik Savaş: Kirli Düzenin Kirli Yöntemleri --- 1 Aralık 2009
  • 12 Eylül’ün 29. Yılında --- 12 Eylül 2009
  • Düzen Partilerine Oy Yok! --- 1 Mart 2009
  • Ergenekon ve “Fırat’ın Doğusu” --- 28 Şubat 2009
  • Ergenekon Soruşturması: Devletin Derinliklerinde Tasfiye Manevrası --- Temmuz 2008
  • Küresel Gözaltı Toplumu ---
  • Üniversitelerde Faşist Saldırıların Hatırlattıkları --- Mayıs 2008
  • Kapitalist Bataklığın Ürettiği Müzmin Belâ: Irkçılık --- Nisan 2008
  • Amerikan Demokrasisi! --- Nisan 2008
  • Ergenekon’dan Çıkanlar ---
  • İnsan Hakları ve İşçi Sınıfı ---
  • Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i ---
  • Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış ---
  • Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm --- Temmuz 2007
  • İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler --- Temmuz 2007
  • Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi --- Haziran 2007
  • Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem --- Haziran 207
  • Darbe Tehdidinin İşaret Ettiği Gerçekler --- 27 Mayıs 2007
  • "Derin Devlet" --- Mart 2007
  • Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri --- Mart 2007
  • Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi --- Aralık 2006
  • Cezaevleri ve Sınıf Mücadelesi --- Şubat 2007
  • Faşizan Yasalar İşbaşında! --- Ekim 2006
  • 11 Eylül’den 12 Eylül’e, Şili’den Türkiye’ye --- Eylül 2006
  • Olağanüstü Rejimlerin Temelleri Döşeniyor --- Mayıs 2006
  • Burjuvazinin Demokrasi Oyunu --- 13 Ocak 2007
  • Bonapartizmden Faşizme, Elif Çağlı, 23 Ağustos 2004


    Anayasa Tartışmaları ya da Burjuva Siyasal Düzenin Değişim Sancıları

    Mehmet Sinan

    Sınıfsal konumları gereği, özünde hepsi de burjuva egemenlik sistemini savunan burjuva fraksiyonlar (liberalinden muhafazakârına, statükocusundan sosyal-demokratına vb.), sıra devlet iktidarının paylaşımına geldiğinde, kendi aralarında kıyasıya bir kavgaya tutuşmaktan da geri durmazlar. Çünkü her bir burjuva fraksiyon, devlet iktidarında güçlü bir konum elde etmek ve kendi politikasını resmi devlet politikası haline getirmek ister. Nitekim bugün Türkiye’deki iktidar paylaşım kavgasında yaşanan da budur. Anayasa referandumu vesilesiyle daha da kızışmış görünen bu kavga, esasında Türkiye kapitalizminin emperyalist sistem içindeki yerinin belirlenmesi ve buna uygun bir burjuva devlet yapısı ve burjuva siyasal düzenin oluşturulmasıyla ilgili bir kavgadır.

    Egemenlerin Kırmızı Kitapları

    Levent Toprak, 1 Ağustos 2010

    “Kırmızı Kitap” ya da “gizli anayasa” gibi adlarla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündeme geldi. Her ne kadar bu konu referandum ve Kürt sorunundaki yakıcı gelişmeler arasında bir parça geri planda kalsa da, ele alınması gereken önemli yönler barındırmaktadır. Dahası MGSB gündemin bu yakıcı başlıklarıyla da çok yönden alâkalıdır.

    Asker Olunacak, Ol!

    İlkay Meriç, 1 Ağustos 2010

    Toplumsal hayatın askeri değerler temelinde şekillendirilmesi, bu değerlerin yüceltilmesi ve bütün topluma egemen kılınması olarak tanımlanabilecek olan militarizm, sınıf mücadelesinin yükselişiyle yakından ilişkili olarak tüm burjuva devletlerin başvurduğu ideolojik bir silahtır. Ne var ki militarizm, yaşadığımız topraklarda, ideolojinin çok ötesine geçen ve devletin ve toplumun köklerine damgasını vuran bir olgudur aynı zamanda. Ordunun siyaset üzerindeki hâkimiyeti, savaşın ve askerliğin kutsanması, hak ve özgürlüklerin değil görev ve sorumlulukların öne çıkarılması, “baba devlet” anlayışının yaygınlığı, devlet şiddetinin meşru görülmesi, otoriteye kayıtsız şartsız boyun eğilmesi gibi sosyal ve siyasal özelliklerle kendini gösteren bu olgu, Doğu toplumlarına has bir karakteristik olarak derin tarihsel köklere sahiptir.

    Statükocu Cephenin Sivil Faşizm Demagojisi

    Utku Kızılok, 1 Nisan 2010

    Statükocu-devletçi Kemalist burjuva kesimler, yürüyen iktidar kavgasında geniş kitleleri yanlarına çekmek için bir dizi yeni ideolojik argümanlar geliştirmeye çalışıyorlar. “Sivil faşizm” ya da “İslamofaşizm” gibi kavramların siyaset sahnesinde arz-ı endam etmeye başlaması, statükocu-devletçi Kemalist cenahın yeni ideolojik argüman ihtiyacının bir tezahürüdür.

    Devletin “Derin” İşleri

    Suphi Koray, 1 Mart 2010

    Bugüne kadar açığa çıkmış olan resmi belgeler ve yaşanan olaylar, burjuva devletlerin kapitalizmin bekası adına yapmayacakları şeyin olmadığını gösteriyor. Üstelik ifşa olunmuş belgelerle açığa çıkmış olan sırlar buzdağının görünen ucudur sadece. Örneğin, NATO’ya bağlı tüm ülkelerde Gladyo denilen kontrgerilla örgütlenmeleri bulunmaktadır. Türkiye’de Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında kurulan bu yapılanma daha sonra Özel Harp Dairesi adını almıştır. Bugünkü adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığıdır. İsimler değişse de bu yapılanmalar nice katliamların, cinayetlerin, provokasyonların ve darbelerin failidir.

    Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı (I-II)

    Elif Çağlı, Mart 2010

    Marksist harekette oportünizm nitelemesi, ilkeli bir devrimci siyasetin yerine fırsatçı bir politik çizgiyi ikame edenler için kullanılıyor. İşçi hareketinde oportünizm, işçi-emekçi kitlelerin temel tarihsel çıkarlarını, kesimsel faydacılık ve kolay yoldan siyasal başarı kazanmak uğruna feda etmek anlamına geliyor. Sınıf mücadelesinde önemli karar anları geldiğinde, zor görünen devrimci yolu tutmayı göze alamayıp, düzen içi siyasal çözümler üretmeye çalışmak oportünizmin temel özelliğini oluşturuyor. Oportünizm bir eğik düzleme benziyor, bir kez bu yola girildiğinde dur durak olmuyor.

    Linç Kampanyalarının İçyüzü

    Selim Fuat, 1 Şubat 2010

    Linç girişimleri Türkiye açısından yeni olmadığı gibi, TC devletinin de sicili bellidir. “Sabrı taşan vatandaş”ların öfkesini kusması ve devlet yetkililerinin anlayışlı bir tavırla bu “tepki”leri sahiplenmesi ve saldırganları himaye etmesi durumu, sermaye düzeni tarafından uzun yıllar boyunca ihtiyaç hissedildiğinde sistemli biçimde kullanılmış bir mekanizma. Bu durum linç uygulamalarının altında yatan nedenleri, egemen sınıfın hangi ihtiyaçlarını karşıladığını ve şovenizmle zehirlenen ve kışkırtılan güruhların nelere hizmet edebileceğini ortaya koymayı gerektiriyor.

    Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri

    Elif Çağlı, 30 Ocak 2010

    AKP’nin ordu karşısında tarihen mağdur burjuva kanadın temsilcisi konumunda olması onu bir demokrasi havarisi kılmıyor. Aslında A. Altan gibilerin dillendirdiği değişim arzusu haklı bir arzu olsa bile, bunun ancak örgütlü kitlelerin mücadelesi sayesinde sağlanabileceği de bilinmeli. Bugün burjuva çerçevede cereyan edecek sınırlı değişimlerin dahi yalnızca üstten, şu ya da bu burjuva politikacının “cesareti” veya “dürüstlüğü” sayesinde bahşedilmeyeceği ve kitle mücadelesinin alttan bindireceği basınç sayesinde gerçekleşebileceği de yeterince açık olmalı. Üstelik Türkiye benzeri ülkelerin tarihi, Kürt sorunu vb. gibi kangrenleşmiş sorunlarda burjuva değişimlerin, yani tarihsel burjuva reformların ancak devrimci kitle mücadelesinin yan ürünü olarak sağlanabileceğini fazlasıyla gözler önüne seriyor. O nedenle, liberal demokrat yazarların yakın geleceğe dair çizdikleri pembe tabloların hoş yanları olsa bile, bunların her seferinde can sıkıcı çatırtılarla parçalanmasına da hiç şaşmamak gerek!

    Minare Yasağı, İslamofobi ve Görevlerimiz

    Oktay Baran, 1 Ocak 2010

    Enternasyonalist komünistler, bu tür uygulamalar karşısında ilkeli bir mücadele yürüten, sonuna kadar tutarlı demokratlardır aynı zamanda. Bizler her türlü dinsel, etnik, ırksal ve cinsel ayrımcılığa karşı mücadele ederiz. Günümüzde, gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa ilişkin doğru tutumlar sergilemesinin önemini kat be kat arttırmıştır. Böylesi bir tutumu ortaya koyabilmek ve bunu emekçi kitlelere mücadele içinde kavratabilmek içinse, her şeyden önce sosyalist hareketin kendisini milliyetçilikten ve Kemalist laiklik anlayışından özenle arındırması gerekiyor.

    Psikolojik Savaş: Kirli Düzenin Kirli Yöntemleri

    1.bölüm

    Serhat Koldaş, 1 Aralık 2009

    Son aylarda generallerden siyasetçilere, ulusalcılardan liberallere kadar herkes muarızlarını “psikolojik savaş yürütmekle” suçluyor. Liberal çevreler askeri bürokrasinin ve ulusalcıların psikolojik savaş uygulamalarını ve planlarını “kısmen” teşhir ediyor. Öte yandan generaller de, TSK’ya karşı “asimetrik yıpratma harekâtı” yani “psikolojik savaş” yürütüldüğünü ilan ederek ortalığa saçılan pisliklerinin kokusunu perdelemeye çalışıyor.

    12 Eylül’ün 29. Yılında

    İlkay Meriç, 12 Eylül 2009

    12 Eylül 1980’de ordu eliyle gerçekleştirilen faşist darbenin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Türkiye halen bu karabasanın izlerini üzerinden atabilmiş değil. Cuntanın hazırladığı faşist anayasa genel ruhu açısından bugün de yürürlükte. Kürt meselesinden genel olarak demokrasi meselesine kadar her türlü sorunda toplumun karşısına dikilen bu anayasanın yanı sıra, faşist cuntanın gölgesinde hazırlanıp yürürlüğe sokulan iş yasaları, ceza yasaları, siyasal partiler yasası vb. de, toplumu cendere altında tutmaya devam ediyor. Anayasanın 12 Eylül darbecilerini ve darbe döneminin suçlularını koruyan geçici 15. maddesi de aynı şekilde olduğu yerde duruyor.

    Düzen Partilerine Oy Yok!

    Levent Toprak, 1 Mart 2009

    Kent ve çevre sorunlarının kalıcı ve insanca çözümü tümüyle insanı, doğayı ve tarihi gözeten bir kent ve çevre planlamasından geçmektedir. Ama böylesi kaygılar sermayenin esas kaygısı olan kâr kaygısına ters olduğu gibi, planlama da öz olarak onun anarşik piyasa ve rekabet mantığına uymaz. Ya biri ya öbürü! Gerçek tercih, gerçek seçim buradadır. Kâr, israf, vurgun, talan, yıkım mı, emekçi kitlelerin kendi elleriyle hayata geçirdiği demokratik bir planlama mı? Para ve iktidar sahibi bir avuç egemenin insafına terk edilmişlik mi, kaderimizi kendi ellerimize almamız mı?

    Ergenekon ve “Fırat’ın Doğusu”

    Yavuz Girgin, 28 Şubat 2009

    Türkiye işçi sınıfı Kürt halkının ulusal, demokratik taleplerini desteklemeli, onun kendi kaderini tayin etme hakkını savunmalıdır. Katliamlar, yargısız infazlar ve “faili meçhul” cinayetler, ancak Kürt halkının ve işçi sınıfının mücadelesiyle aydınlatılabilir, sorumlulardan hesap sorulabilir ve bir daha yaşanmasının önüne geçilebilir. Bunun için de, yasal ve yasadışı egemenlik aygıtlarıyla burjuva sömürü ve zorbalık düzenini tarihin çöplüğüne atmaktan başka çare yok.

    Ergenekon Soruşturması: Devletin Derinliklerinde Tasfiye Manevrası

    Serhat Koldaş, Temmuz 2008

    Yıllardır Türkiye’deki siyasal çekişmelerin ana eksenini belirleyen olgu, AB yanlısı burjuva kesimler ile sivil-asker bürokrasi arasındaki iktidar paylaşımına endeksli it dalaşıdır. Kimi süreçlerde durulmuş gibi görünen, kimi dönemlerde ise şiddetlenerek gündemi belirleyen bu çatışma, Ergenekon soruşturması ile farklı bir boyuta ulaştı.

    Küresel Gözaltı Toplumu

    Kerem Dağlı

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gündemi yeni bir “tele-kulak” skandalıyla çalkalandı. Önce Anayasa Mahkemesi ikinci başkanının izlendiği ve dinlendiği iddiası ortaya atıldı. Hemen ardından, CHP genel sekreteri Önder Sav’ın, parti genel merkezindeki ofisinde eski Bolu valisi ile yaptığı görüşmenin bir gün sonra bütün detaylarıyla Vakit gazetesinde yayınlanması ise ortalığı bir anda karıştırdı. Bu olayın akabinde ardı ardına milletvekilleri, bakanlar, yüksek düzeydeki yargıçlar ve generaller, kendilerinin de dinlendiklerine dair beyanatlar vermeye başladılar.

    Üniversitelerde Faşist Saldırıların Hatırlattıkları

    Selim Fuat, Mayıs 2008

    Akdeniz Üniversitesi’nde meydana gelen faşist saldırılar vesilesiyle, burjuva medya, “üniversitelerde sağ-sol çatışması” yaygarasını yeniden koparmaya başladı. Oysa son dönemlerde Ankara, İstanbul, Samsun, Bolu, İzmir, Bursa, Afyon ve Mersin’deki üniversitelerde devrimci öğrencilere yönelik faşist saldırılar tırmanırken burjuva medya buna her zaman olduğu gibi kayıtsız kalmıştı.

    Kapitalist Bataklığın Ürettiği Müzmin Belâ: Irkçılık

    Selim Fuat, Nisan 2008

    Bazı dönemlerde üzeri küllenmiş gibi görünse de elverişli koşulların oluştuğu her zaman diliminde yeniden hortlayıveren ırkçılık, Almanya’nın Ludwigshafen kentinde Türklerin yaşadığı bir binada çıkan yangında 5’i çocuk 9 Türk’ün hayatını kaybetmesi ile bir kez daha gündeme geldi. 3 Şubat 2008 tarihinde gerçekleşen bu olayı izleyen günlerde benzer kundaklama vakaları Almanya’nın başka şehirlerinde de yaşandı. Son olarak, Alman polisi tarafından dövülerek komaya sokulan bir Türk gencinin ölümüyle, Ludwigshafen’daki olayın hiç de münferit olmadığı, gelişen bir eğilimin ifadesi olduğu ortaya çıktı.

    Amerikan Demokrasisi!

    Kerem Dağlı, Nisan 2008

    Amerika’da 2008’in sonlarına doğru yeni bir başkan seçilecek. Daha doğrusu halk kendisinin seçtiğini zannederken, aslında büyük sermaye yeni bir başkan “atayacak”. Bir sirk gösterisini andıran seçim sürecinin birinci ve en uzun safhasını oluşturan aday seçimleri 2008’in Ocak ayından itibaren başladı ve Haziran ayına kadar da sürecek. Kasımda seçilecek olan yeni başkan Ocakta göreve başlayacak ve Amerikan emperyalizmi de kaldığı yerden işine devam edecek. ABD’nin ve dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi sınıflar açısından ise değişen bir şey olmayacak. Sömürü, sefalet ve savaşlar daha da katmerlenerek artacak.

    Ergenekon’dan Çıkanlar

    Levent Toprak

    AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.

    İnsan Hakları ve İşçi Sınıfı

    Akın Erensoy

    Birleşmiş Milletler’in 10 Aralık 1948’de ilan ettiği, bu sene 59. yılı kutlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kökleri iki buçuk asır öncesine dayanıyor. İlk “İnsan hakları” bildirgesi 12 Haziran 1776’da ilan edilen Virginia İnsan Hakları Bildirgesi’dir.

    Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i

    Selim Fuat

    12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.

    Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış

    Levent Toprak

    Bugün işçi sınıfı siyasal olarak zayıf durumdadır. O nedenle anayasa değişikliği sürecine damgasını basacak yahut taleplerini burjuvaziye dayatacak bir durumu yoktur. Bu da değişikliklerin işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinden ziyade, egemenler arasındaki mücadelelerle doğrudan bağlantılı hususlarda odaklanacağı anlamına gelecektir.

    Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm

    Utku Kızılok, Temmuz 2007

    Emperyalist savaşlar gibi faşizmin kaynağında da kapitalizmin biriken çelişkilerinin patlaması ve sistemin buhrana sürüklenmesi vardır. Kapitalizmin patlayıcı çelişkilerinin, insan aklının tahayyül etmekte zorlandığı gaz odalarıyla taçlanmış faşizm gibi olağanüstü yönetim biçimlerine nasıl yol açtığını, öte taraftan da insanlığı yıkıma sürükleyen yeni bir emperyalist savaşı nasıl başlattığını biliyoruz.

    İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler

    Levent Toprak, Temmuz 2007

    Erken genel seçimin yaklaşması, devrimci ve sosyalist çevrelerde seçimlere ilişkin takınılacak tutum sorununu da tartışma gündemine soktu. İşçi sınıfının mücadele tarihi ve deneyimlerine, hatta daha dar anlamda Bolşevik mirasa sahip çıkma ve bu miras ışığında davranma iddiasında olan birçok çevre, seçimlere ilişkin olarak son derece farklı tutumlar ortaya koymaktadırlar. Boykot tutumunu savunanlardan, bağımsız aday çıkaranlara, değişik ittifak ve blok siyasetleri çerçevesinde başka bağımsız adayları destekleme çizgisi izleyenlere ve parti olarak seçime katılanlara kadar uzanan bir yelpaze ortaya çıkmış durumda.

    Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi

    Utku Kızılok, Haziran 2007

    Statükocu-devletçi burjuva güçler ile liberal geçinen AB’ci burjuva güçler arasında şiddetlenen tepişme ve ortaya çıkan kriz, Türkiye’deki burjuva demokrasisinin dar çerçevesini ve sınıfsal özünü bir kez daha gözler önüne serdi. Ön cephede ağırlıklı olarak asker-sivil bürokrasinin yer aldığı statükocu güçler, tarihsel mevzilerini –devlet-siyaset üzerindeki hâkimiyetlerini– kaybetmemek için her türlü anti-demokratik yönteme başvuruyorlar.

    Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem

    Levent Toprak, Haziran 207

    Türkiye 27 Nisan muhtırasıyla birlikte yeni bir siyasal kriz ve baskı dönemine girmiş bulunmaktadır. Böylece 2005 Newroz’undan bu yana genel bir geriye kayma biçiminde cereyan eden geçiş süreci bir bakıma tamamlanmış ve AB süreci bağlamında yaşanan göreli gevşemeden, ufukta kara bulutların belirdiği bir baskı dönemine geçilmiştir.

    Darbe Tehdidinin İşaret Ettiği Gerçekler

    Elif Çağlı, 27 Mayıs 2007
    Önümüzde, demokratik hakların kararlı biçimde savunucusu olan ve Türkiye’nin kanlı bir emperyalist paylaşım savaşının içine çekilmesine karşı çıkan tüm güçlerin çok daha fazla uyanık ve mücadeleci olmasını gerektiren zorlu bir süreç uzanıyor. Darbeci güçlerin yaratmak istediği puslu ortama boyun eğmeyelim! İşçi-emekçi kitlelerin seçim hakkı gibi temel demokratik haklarının darbeci tertiplerle ellerinden alınmasına izin vermeyelim! Halkları birbirine kırdıracak kanlı paylaşım savaşlarına geçit vermemek için örgütlü işçi güçlerinin militan cephesini yükseltelim!

    "Derin Devlet"

    Levent Toprak, Mart 2007

    “Derin devlet” konusunda bugüne kadar çok şey söylendi. Ancak asıl önemli olan, tam da bu olgu ve eğilimlerin nasıl değerlendirileceği, nasıl yerli yerine oturtulacağı, nasıl yorumlanacağıdır. Bu nedenle meseleyi Marksist devlet teorisi temeline ve tarihsel perspektife oturtarak ele almaya ihtiyaç var.

    Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri

    Oktay Baran, Mart 2007

    Hrant Dink’in katledilmesinin ardından burjuva medyanın önemli bir bölümü bu kalleş suikastı lanetleyen bir görüntü sundu. En gerici burjuva kesimler bile bu genel atmosferin basıncıyla seslerini kesip, Dink’in arkasından timsah gözyaşlarını esirgemediler. Başlangıçta faşist MHP ve BBP gibi partiler bile, bu cinayetle aralarına bir çizgi çekmeye ve kendilerini cinayeti işleyenlerden ayrı tutmaya, onlarla bir ilişkileri yokmuş gibi göstermeye çabaladılar. Ne var ki, Hrant Dink’in cenaze töreninin içeriği ve kitleselliği, pek çok burjuva kesimin tahammül sınırlarını zorlayacak cinstendi. Cenazenin ardından statükocu, gerici ve faşist çevrelerin karşı saldırıya geçmesiyle atmosfer bir anda değişiverdi.

    Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi

    Kerem Dağlı, Aralık 2006

    Burjuvazi ne zaman başı sıkışsa, toplumsal muhalefeti bastırmak için faşist çeteleri ve katiller sürüsünü devreye sokmuştur. ‘80 öncesinde devrimci sınıf hareketini, sonrasında ise Kürt halkının haklı mücadelesini ezmek için burjuva devletin en önemli yardımcısı ve silahı, MHP’de cisimleşen ülkücü-faşist hareket olmuştur. Bu faşist parti, bugün de yükseltilen milliyetçi-şoven dalganın başta gelen “sivil” ayağını oluşturuyor, tertiplenen provokasyonlar için gerekli insan kaynağını düzen güçlerine temin ediyor.

    Cezaevleri ve Sınıf Mücadelesi

    Levent Toprak, Şubat 2007

    Cezaevleri modern sınıf mücadeleleri tarihi boyunca düzen karşıtı mücadelenin bir konusu ve hedefi olmuştur. Büyük devrimci isyanların birçoğunda devrimci kitlelerin baş hedeflerinden birinin özellikle siyasi tutsakların tutulduğu cezaevleri olması bunun sembolik bir göstergesidir. Fransız Devriminde ünlü Bastille Kalesi devrimci kitleler tarafından fethedilmiş ve siyasi tutsaklar salıverilmiş, 1917’de Rusya’da Şubat devriminde de Peter ve Paul Kalesi ayaklanan askerlerin baskınına uğramış ve yine siyasi tutsaklar özgürleştirilmiştir. Hiç şüphe yok ki gün gelip devran döndüğünde Türkiye’de de devrimci kitleler, başta F-tipi cezaevleri olmak üzere burjuva diktatörlüğünü sembolize eden utanç yuvalarını yerle bir edecektir.

    Faşizan Yasalar İşbaşında!

    Ekim 2006

    AB süreci nedeniyle baskıcı yasa ve uygulamalarda yaşanan kısmi gevşeme, artan ölçüde ortadan kalkıyor. Bu süreç yaklaşık olarak geçen yılın Newrozundan bu yana adım adım devam etmekte. Son dönemde Kürt hareketine karşı yoğunlaşan ordu ve polis operasyonları ve bölgedeki provokasyonlar, çeşitli aydınlara karşı açılan yıldırma ve gözdağı verme davaları, sosyalist harekete yönelik operasyonlarla bu süreçte yeni bir hızlanma görülüyor. Artan baskıların somutlandığı gelişmeler burjuva medya tarafından ya devlet ağzıyla veriliyor ya suskunlukla geçiştiriliyor ya da sadece AB açısından makyajı bozacak türde durumlar üzerinde duruluyor.

    11 Eylül’den 12 Eylül’e, Şili’den Türkiye’ye

    İlkay Meriç, Eylül 2006

    Faşizmin geçmişte kaldığını düşünenlerin yanılgısını yüzlerine çarparcasına, dünya faşizan eğilimlerin giderek güçlendiği bir sürece girmiş durumda. İnsan hakları ayaklar altına alınarak tüm dünya bir işkencehaneye çevriliyor, kimyasal silah bulundurduğu gerekçesiyle işgal edilen Irak kimyasal silahların deneme sahası haline getiriliyor. Özgürlük adına Irak halkı zincire vuruluyor, barış adına savaşların en kanlısı Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyaya yayılmaya çalışılıyor, demokrasi adına faşizan rejimler tüm ülkelerin normu haline getirilmek isteniyor, terörle mücadele adına devlet terörü sınır tanımaz bir şekilde azdırılıyor.

    Olağanüstü Rejimlerin Temelleri Döşeniyor

    Utku Kızılok, Mayıs 2006

    AB’ye girmek için, AB burjuvazisinin bastırmasıyla demokrasi makyajı yapmak zorunda kalan Türk egemen sınıfı, şimdi AB ülkelerini de saran gericilik dalgasıyla birlikte, zaten akmış olan makyajını rahatça temizlemeye girişebiliyor. Boşuna söylenmemiş: Haydan gelen huya gider! Bütün bu gerici saldırılar, kalıcı demokratik kazanımların ve özgürlüklerin ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle elde edilebileceğini ve yalnızca bir işçi iktidarı altında garantiye alınabileceğini bir kez daha kanıtlamaktadır.

    Burjuvazinin Demokrasi Oyunu

    Levent Toprak, 13 Ocak 2007

    Demokrasi sorununun temel çözümü proleter sosyalist devrimin konsey tipi örgütsel mekanizmalarında olmakla birlikte, işçi sınıfı birtakım demokratik reformlar için mücadeleyi elden bırakmaz. Özellikle işçi sınıfını doğrudan ilgilendiren, sınırsız grev, gösteri, eylem, örgütlenme özgürlüğü ve sosyalist basın için özgürlük gibi temel noktalarda, düzen çerçevesinde elde edilebilecekler konusunda yanılsamalara kapılmaksızın var gücüyle mücadele eder. Bu mücadele Lenin’in de hep belirttiği gibi işçi sınıfının demokrasi okulundaki eğitimini oluşturur.

    İçerik yayınları

    Son Yayınlananlar