Oktay Baran

Bilim ve Teknoloji Patent Esaretinde

Oktay Baran

150 yıl önce Marx ve Engels, mum ışıkları altında o muazzam dehalarıyla bunun hayalini kurmuşlardı. Dehaları, insanlığa duydukları sevgi ve inanç onları yanıltmadı, bugün tüm öngörüleri doğrulanmış durumda. Bugün tüm bunlar çok büyük ölçüde mümkün. Bu olanakları hayata geçirebilmenin önündeki tek engel ise, onların 150 yıl önce saptadıkları gibi, kapitalist üretim ilişkileri.

Din Sorunu, Laiklik ve Marksizm

Oktay Baran

Gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa bağımsız sınıf çıkarları penceresinden yaklaşmasını ve gerçekten devrimci Marksist bir perspektif sunmasını gerekli ve acil kılıyor. Bu noktada atılması gereken ilk adım, sosyalist hareketin kendisini burjuva laisizminin dar bakış açısından ve tepeden inmeci geleneklerden tümüyle kurtarmasıdır.

Ekim Devriminin Yankıları

Enternasyonalizm, Konseyler ve Parti

Oktay Baran, Kasım 2007

Bolşevizm, kapitalizmi ulusal bir sistem olarak algılamadığı gibi ona karşı verilecek mücadeleyi asla ulusal ölçekle sınırlı olarak ele almadı. Onu Bolşevizm yapan şey; katıksız bir enternasyonalizm anlayışı temelinde dünya devrimi perspektifine bağlılık; işçi sınıfının devrimci potansiyeline, onun doğrudan eylemine, girişkenliğine ve yaratıcılığına sarsılmaz bir güven ve son olarak da proleter devrimin zaferi için kararlı, disiplinli, net bir programa sahip ve işçi sınıfının en bilinçli unsurlarıyla sınırlandırılmış bir öncü partinin zorunluluğu fikriydi.

Emperyalizmin Kıskacında Ortadoğu

Oktay Baran, Ağustos 2007

Şiisiyle Sünnisiyle, Yahudisiyle Hıristiyanıyla, Arabıyla Türküyle, Acemiyle bölgedeki tüm burjuva güçler, emekçi yığınların kanı ve kemikleri üzerinden güç, iktidar ve kâr savaşı veriyorlar. Hepsi de diken üstünde duran bu burjuva iktidarların ya da güç odaklarının mevcut konumlarını sürdürebiliyor olmalarının tek nedeni, emekçi kitleleri etnik, dini, mezhepsel ve aşiretsel fay hatları boyunca bölmeyi başarıp, onları burjuva ideolojisine mahkûm etmiş olmalarıdır.

Oportünizm, Yurtseverlik ve Savaş

Oktay Baran, Temmuz 2007

Bugün dünya kapitalist ekonomisinin şaşalı büyüme döneminin çoktan kapanmış olması ve genel bir durgunluk eğiliminden bahsediliyorsa, Afrika’nın batısından Asya’nın doğusuna kadar haritaların yeniden çizilmesi emperyalistlerce çoktan gündem maddesi haline getirildiyse, nükleer silahların daha da geliştirilmesi dahil silahlanma yarışı yeniden bunca hızlanmışsa, yeni bir dünya savaşı ufukta demektir. Bu savaşın hangi biçimlere bürüneceği tamamen ikincil bir sorun olmak kaydıyla, işçi sınıfını bekleyen milliyetçi ihanet tehlikesi ortadan kalkmış değildir.

Psikolojik Savaş ve Kürt Sorunu

Oktay Baran, Temmuz 2007

27 Nisan’daki birinci muhtırayla başlayan süreç, 8 Haziran’daki ikinci muhtırayla devam ediyor. Gün geçmiyor ki, burjuvazinin iki kesimi arasındaki iktidar mücadelesinde kapitalist düzenin pisliklerini açığa vuran yeni olaylar yaşanmasın, yeni belgeler ortaya saçılmasın, yeni psikolojik savaş teknikleri ifşa olmasın.

Muhtıra, Küçük-burjuva Solculuğu ve Kemalizm

Oktay Baran, Haziran 2007

Türkiye sol hareketinin geniş kesimleri, gerek içine girilen sürecin tabiatı, gerek çatışmanın gerçek nedenleri, gerekse de ne yapılması gerektiği hususunda tam bir kafa karışıklığı içerisinde bulunuyor. Bizce bu boyutlarda yaşanan bir karmaşanın kökeninde birbiriyle bağlantılı iki temel neden vardır. Birincisi, Türkiye sol hareketinin geniş kesimlerinin küçük-burjuva solculuğuyla malul oluşudur. İkincisi de, yine aynı ağırlıkta olmak kaydıyla, sol çevrelerin önemlice bir bölümünün reflekslerine ve ruhuna sinmiş olan Kemalist önyargılardır.

Postal Gölgesinde Devlet Solculuğu

Oktay Baran, Mayıs 2007

Gerçek kapışma geleneksel-statükocu burjuva iktidar odaklarıyla, başını TÜSİAD’ın çektiği mali-sermaye arasındadır. Laiklik, milli egemenlik, bölünmez bütünlük gibi unsurlar, bu kapışmanın temelini değil, kapışan taraflardan birinin siyasal-ideolojik söylemini oluşturuyor.

Kürt Sorunu

Oktay Baran, Nisan 2007

Burjuva iktidar bloğu içindeki çatışma, yalnızca burjuva iktidar aygıtının hangi kurumunun kimin denetiminde olacağı sorununda değil, Türkiye’nin iç ve dış politik sorunlarının çoğunda da kendisini açığa vuruyor. AB sorunundan Kıbrıs sorununa, son zamanlarda yeniden canlanan Ermeni sorunundan artık kangren haline gelmiş Kürt sorununa kadar birçok ciddi sorunda bu kapışmanın tarafları kimi zaman nüanslarla kimi zaman da daha köklü yaklaşım farklılıklarıyla kendilerini belli ediyorlar. Bu sorunlar içerisinde en önemlisi, hiç kuşku yok ki, Kürt sorunudur.

Sermayenin Fendi Kırmızı Çizgileri Yendi

Oktay Baran, Mart 2006

ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle birlikte, Türk burjuvazisinin statükocu-devletçi kesimi, Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi sayılacağını açıklayarak “kırmızı çizgilerini” bir kez daha belirtik hale getirmişti. Türk egemen sınıfı, o günden bu yana, Irak’ta zaten uzun süredir yol almakta olan Kürt devletleşmesinin önüne geçmek, süreci mümkünse durdurmak, değilse alabildiğine sekteye uğratarak yavaşlatmak için elinden geleni yaptı.

Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri

Oktay Baran, Mart 2007

Hrant Dink’in katledilmesinin ardından burjuva medyanın önemli bir bölümü bu kalleş suikastı lanetleyen bir görüntü sundu. En gerici burjuva kesimler bile bu genel atmosferin basıncıyla seslerini kesip, Dink’in arkasından timsah gözyaşlarını esirgemediler. Başlangıçta faşist MHP ve BBP gibi partiler bile, bu cinayetle aralarına bir çizgi çekmeye ve kendilerini cinayeti işleyenlerden ayrı tutmaya, onlarla bir ilişkileri yokmuş gibi göstermeye çabaladılar. Ne var ki, Hrant Dink’in cenaze töreninin içeriği ve kitleselliği, pek çok burjuva kesimin tahammül sınırlarını zorlayacak cinstendi. Cenazenin ardından statükocu, gerici ve faşist çevrelerin karşı saldırıya geçmesiyle atmosfer bir anda değişiverdi.

Statüko Düşkünü, Darbe Düşler Kış Günü

Oktay Baran, Ocak 2006

Ne sahte demokrasi vaatlerinin ne de despotların ikiyüzlü sahte laikçiliğinin peşinden gideceğiz. Ezilen ve sömürülen emekçi kesimler için olduğu kadar ezilen uluslar için de demokratik hakların elde edilmesinin ve güvence altına alınmasının tek garantisi devrimci işçi sınıfıdır; onun birleşik sınıf cephesinin kızıl bayrağı altında dünya kapitalizmine karşı yürütülecek sosyalizm savaşımıdır!

Mikro Kredi ve Makro Yalanlar

Oktay Baran, Aralık 2006

kapitalist üretim ilişkileri içerisinde görünüşte tüm insanlığın zenginliği olarak üretilen, gerçekte ise bir avuç mülk sahibinin sermayesi olarak büyüyen zenginliğin kaynağı da, milyarlarca emekçinin yoksulluğunun kaynağı da, ücretli emek ve sermaye sistemidir. İşgücünün işçinin hayatta kalmak için satmak zorunda kaldığı bir meta olduğu bu sömürü sistemine son verilmedikçe, toplumun bir kutbunda muazzam bir zenginliğin, diğer kutbunda ise ister mutlak ister göreli anlamda olsun yoksulluğun, yoksunluğun ve sefaletin birikmesi kaçınılmazdır.

Çin Devrimi Üzerine

Oktay Baran, Ekim 2006

1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle zafere kavuşan Çin devrimi ve onun doğrudan ve dolaylı sonuçları bugün hâlâ sol hareketin değişik kesimleri arasında süren bir tartışmanın konusu olmaya devam ediyor.

Barış Bir Devrim Sorunudur

Oktay Baran, Eylül 2006

Emperyalizm çağında nasıl ki büyük güçlerin kozlarını paylaştıkları savaşlar emperyalist savaşlarsa, onların çıkarlarını koruyan ve garanti altına alan bir barış da ancak emperyalist bir barıştır. Gerçek şu ki, emperyalist kapitalist sistem egemenliğini sürdürdüğü sürece, sözde barış dönemleri gerçekte emperyalist savaşlar arasında verilen geçici bir ateşkes döneminden başka bir şey değildirler.

Aşılması Gereken Bir Zirve: 15-16 Haziran Direnişi

Oktay Baran, Haziran 2006
15-16Haziran.gif

15-16 Haziran, Türkiye işçi sınıfının gücünün boyutlarını göstermiştir. Ne var ki bu apaçık göstergeye rağmen, 15-16 Haziran, solun geniş kesimleri nezdinde, devrimin önder gücü ve lokomotifinin ancak işçi sınıfı olabileceği ve sınıfın devrimci siyasal bir temelde örgütlenmesi gerektiği sonucunun çıkartılmasına ve genel kabul görmesine vesile olamadı. Bir kez daha görüldü ki, sol hareketin büyük bölümü, işçi sınıfına güvensizlik ve onun devrimci potansiyeline inançsızlık temelinde şekillenmişti.

Emperyalist Savaş Devam Ediyor

Oktay Baran, Nisan 2006

İçinden geçtiğimiz dönem emperyalist hegemonya kavgası dönemidir. Bu dönem emperyalist savaşlarla karakterize oluyor. Bu nedenle Marksistlerin işçi sınıfına ve emekçilere döne döne açıklaması gereken gerçek şudur: Emperyalist savaşları engellemenin ve durdurmanın tek yolu, kapitalist sistemi ortadan kaldırmaktır. Bu da ancak toplumsal bir devrimle mümkündür. Ve devrimci temellerde örgütlenmiş işçi sınıfı ve emekçilerden başka hiçbir güç böylesi bir devrimi başarıya ulaştıramaz. Kapitalizmi ortadan kaldırmak gibi emperyalist savaşlara da son vermenin, proleter devrim gibi meşakkatli bir yolunun dışında başka bir yolu bulunmuyor.

Şubat Devriminden Hatırlanması Gerekenler

Oktay Baran, Şubat 2006
subat devrimi-bellek

Devrim sorunu tek başına doğru perspektif ve öngörü sorunundan ibaret olmadığı gibi, devrimlerin kaderi de yalnızca bununla belirlenmemektedir. Bunun yanısıra devrimci partinin devrimdeki rolü ve önemi konusunda da doğru bir kavrayışa ve buna uygun bir pratiğe sahip olmak tayin edici niteliktedir.

Latin Amerika Sosyalizme mi Gidiyor?

Oktay Baran, 1 Ocak 2006

Son yıllarda özellikle Latin Amerika’da sınıf mücadelesi giderek yükseliyor ve buna paralel olarak sosyalizm fikri de belli bir sempati kazanmaya başlıyor. Tüm dünyanın çalkantılar içerisinde olduğu, ekonomik krizin bir türlü aşılamadığı, tüm kapitalist ülkelerde siyasetin temel taşlarının yerlerinden oynamaya başladığı, emperyalist savaşların ve emperyalistler arasındaki hegemonya kavgasının kızıştığı bir dönemde sosyalizm düşüncesinin geniş emekçi kitleler nezdinde belli bir itibar kazanmaya başlaması, ilk bakışta kuşkusuz çok önemli ve sevindirici bir gelişme olarak görünüyor. Ancak, biraz daha yakından bakıldığında, bu sürecin aslında kendi içinde çok ciddi tehlikeleri barındırdığını da görmek zor değil.

1 Eylül Yaklaşırken: Barış Hayalleri ve Solun Unuttukları

Oktay Baran, Ağustos 2005

“Gerçek düşman kendi evinde” şiarıyla emperyalist savaşı işçi sınıfının iktidarı almak için yürüteceği bir iç savaşa çevirme politikasını izleyen Bolşevizmin yaklaşımı şu tespitten yola çıkıyordu: Hele emperyalizm çağında hiçbir siyasal kavram sınıfsal bir sıfat olmaksızın bir anlam ifade etmez. Vatan, devlet, demokrasi, özgürlük, şiddet, savaş ve barış. Peki ama hangi sınıfın?

Artan Yoksulluk ve Sefalet Kapitalizmin Gerçeğidir

Oktay Baran, Temmuz 2005

Kapitalizmde işçi sınıfının artan bir sefalet yaşamadığı, tersine yaşam standartlarının yükseldiği ileri sürüldü. Artık “Marx’ın zamanındaki gibi” paçavralar içinde gezinen, fabrika köşelerinde ya da barakalarda yaşayan, günde 18 saat çalışan işçiler yoktu! Oysa Marksizm işçi sınıfının mutlak anlamda sürekli yoksullaşacağından hiçbir zaman söz etmemiştir. Hatta ekonomik gelişmeye bağlı olarak işçi sınıfının yaşam düzeyinin geçmiş dönemlere oranla bir ölçüde yükselmesi de pekâlâ mümkündür. Aslında revizyonistlerin ve burjuva iktisatçıların “yoksullaşma” olgusu bakımından en sahtekârca davrandıkları nokta yoksullaşmayı bireyin mutlak yoksullaşması olarak ele almalarıdır.

İşsizlik İstatistikleri: Rakamların Sahte Dili

Oktay Baran, Haziran 2005

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), 2005 yılından itibaren işsizlik ve istihdamla ilgili istatistikleri üçer aylık dönemler üzerinden bir ortalama alarak her ay açıklamaya başladı. Şu ana kadar, Ocak 2005 ve Şubat 2005 verileri açıklanmış durumda. Bu veriler, burjuva medyada ve burjuva iktisatçılar arasında hararetli bir tartışma başlattı. Ne oluyordu da, bir taraftan Türk ekonomisi rekor üstüne rekor kırarak büyürken, aynı zamanda işsizlik de yeni rekorlara imza atıyordu?