Levent Toprak
Burjuva Cephede İt Dalaşı Devam Ediyor
Mart ayına burjuva siyasetinin yeniden karışmasına sahne olan gelişmeler damgasını vurdu. Ayın ilk günleri sınır ötesi askeri operasyonun fiyaskosu ile ilgili yoğun tartışmalara sahne oldu. Ordunun siyasal alandaki temsilcisi rolüne soyunan CHP ve MHP’nin ilk kez Genelkurmayı hedef alan eleştirileri duyuldu. Hatırlanacağı gibi bu durum söz konusu partilerle Genelkurmay arasında sert atışmalara yol açtı.
Ergenekon’dan Çıkanlar
AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.
Savaş Karşıtı Hareket Üzerine
Bugün savaş sorunu bağlamında görev, işçi sınıfının bilinç ve örgütlük düzeyini yükselterek, onu savaş karşıtı hareketin ana ekseni durumuna yükseltmek ve bu sayede hareketin ufkunu savaş sorununun gerçek niteliğine uygun düzeye sıçratmak için ter dökerek çaba harcamaktır. Daha güçlü ve etkili eylemler bunun sonucunda gelecektir. Bu başarıldığında Türkiye’deki militarist geleneklerin ve kültürün ağır havası da kırılmış olacaktır. Savaşların aynı zamanda devrimlerin de yatağı olduğunu söyledik. Ancak savaşların başarılı devrimlerin ebesi olabilmesi için proleter devrimci öncünün göreve uygun bir bilinçle hazırlanması bir zorunluluktur.
2008’e Girerken Türkiye
2007 yılı Türkiye’de egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesinin son yıllardaki en şiddetli muharebelerinin yaşandığı kritik bir yıl oldu. Bu tespiti doğrulayacak şekilde birçok önemli siyasal gelişme yaşandı. Yılın başında Hrant Dink’in katledilmesinden tutun, “cumhuriyet” mitinglerine, şoven histeri kampanyalarına, darbeci muhtıraya, cumhurbaşkanlığı krizine, zorla erkene aldırılan genel seçimlere, AKP’nin seçim zaferine, ardından Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine kadar birçok gelişme sıralanabilir. Siyasal düzlemde AKP ve orduda uçlaşan bütün bu tepişme sonunda, bugün taraflar, emekçi kitlelerin ve tüm Kürt coğrafyasının acıları üzerinde yükselen kanlı bir uzlaşmaya ulaşmış gibi görünüyorlar.
Kürt Sorununda Büyüyen Açmaz
Eylül ayının sonlarından bu yana Kürt sorununun bir kez daha ülke gündeminin merkezine oturduğu çalkantılı bir siyasal süreç yaşanıyor. Bu, çelişik görünümlü birçok hamlenin yapıldığı, enformasyon ve dezenformasyonun yoğun biçimde iç içe geçtiği, neyin gerçek neyin şaşırtmaca, neyin planlı hamle, neyin münferit hadise, neyin doğaçlama reaksiyon olduğunu anlamanın oldukça zor olduğu son derece karmaşık bir süreç.
İç Kapışmanın Yarattığı Tartışmalar ve Gerçekler
Belli başlı sermaye gruplarının tekelinde bulunan burjuva medyada başlatılan bu tartışmalar, Türkiye’de egemenler arasında uzun zamandır devam eden it dalaşının yeni bir perdesiydi yalnızca. 22 Temmuz seçimleri sonrasında AKP hükümetinden istedikleri ihaleleri kapamayan sermaye kesimleri, AKP’nin muhalifi olan laikçi askeri bürokrasiye de göz kırparcasına, “mahalle baskısı var”, “Malezyalaşıyor muyuz?” çığırtkanlığıyla medyatik bir saldırıya geçtiler.
Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış
Bugün işçi sınıfı siyasal olarak zayıf durumdadır. O nedenle anayasa değişikliği sürecine damgasını basacak yahut taleplerini burjuvaziye dayatacak bir durumu yoktur. Bu da değişikliklerin işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinden ziyade, egemenler arasındaki mücadelelerle doğrudan bağlantılı hususlarda odaklanacağı anlamına gelecektir.
22 Temmuz Seçimlerinin Ardından
22 Temmuz seçimleri, işçi sınıfı açısından, kendi çıkarlarının gerektirdiği mücadele görevlerini ve bunların aciliyetini hiçbir biçimde ortadan kaldırmamıştır. Sorunlar ve görevler aynen durmaktadır. Kendi bağımsız sınıf çıkarları temelinde her düzeyde örgütlenme ve militanca bir mücadele yükseltme sorunu kilit önemini korumaktadır. Demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinin de, sermaye karşısında bağımsız işçi sınıfı cephesini oluşturma mücadelesinin de, Kürt halkına yönelik şovenist saldırılara ve savaş tehdidine karşı mücadelenin de tek güvencesi budur.
Ekim Devrimi ve Enternasyonalizm
Ekim Devrimine sahip çıktığını iddia edenler onun enternasyonalizmini oluşturan temel öğelerle samimi bir şekilde yüzleşmelidirler. Tekrar tekrar vurgulamalıyız: Hem gerici “tek ülkede sosyalizm” dogmasına sahip çıkıp hem de Ekim Devrimine sahip çıkmak tutarsızlıktır; dünya devrimine inançsızlık ve gelişmiş ülkelerin önemini yadsıma Ekimle bağdaşmaz; proleter devrim ulusal değil enternasyonaldir; milliyetçilik ve onun bir biçimi olan “yurtseverlik” proletarya enternasyonalizmiyle bağdaşmaz; ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını yadsımak ya da sulandırmak ve ezen ulus milliyetçiliğine karşı kararlı mücadele vermemek Ekimin ruhuna aykırıdır; bir enternasyonal için mücadele vermeden tutarlı enternasyonalist olunamaz. Yeni Ekimlere kılavuzluk edecek olanlar bu dersleri özümsemeyi başaranlar olacaktır.
İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler
Erken genel seçimin yaklaşması, devrimci ve sosyalist çevrelerde seçimlere ilişkin takınılacak tutum sorununu da tartışma gündemine soktu. İşçi sınıfının mücadele tarihi ve deneyimlerine, hatta daha dar anlamda Bolşevik mirasa sahip çıkma ve bu miras ışığında davranma iddiasında olan birçok çevre, seçimlere ilişkin olarak son derece farklı tutumlar ortaya koymaktadırlar. Boykot tutumunu savunanlardan, bağımsız aday çıkaranlara, değişik ittifak ve blok siyasetleri çerçevesinde başka bağımsız adayları destekleme çizgisi izleyenlere ve parti olarak seçime katılanlara kadar uzanan bir yelpaze ortaya çıkmış durumda.
Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem
Türkiye 27 Nisan muhtırasıyla birlikte yeni bir siyasal kriz ve baskı dönemine girmiş bulunmaktadır. Böylece 2005 Newroz’undan bu yana genel bir geriye kayma biçiminde cereyan eden geçiş süreci bir bakıma tamamlanmış ve AB süreci bağlamında yaşanan göreli gevşemeden, ufukta kara bulutların belirdiği bir baskı dönemine geçilmiştir.
Sendikal Hareketin Krizi
DİSK geçtiğimiz Şubat ayında 40. kuruluş yıldönümünü kutladı. Bu çerçevede yapılan etkinliklerin ortaya koyduğu manzara DİSK’in ve sendikal hareketin bugün içinde bulunduğu durumu özetler nitelikteydi. Geçmişte yüzbinleri meydanlara, sokaklara dökmüş, patronları titretmiş olan DİSK, bugün 40. yaş gününü birkaç küçük salon toplantısıyla, renksiz, coşkusuz ve büyük oranda işçisiz olarak kutluyor.
"Derin Devlet"
“Derin devlet” konusunda bugüne kadar çok şey söylendi. Ancak asıl önemli olan, tam da bu olgu ve eğilimlerin nasıl değerlendirileceği, nasıl yerli yerine oturtulacağı, nasıl yorumlanacağıdır. Bu nedenle meseleyi Marksist devlet teorisi temeline ve tarihsel perspektife oturtarak ele almaya ihtiyaç var.
Cezaevleri ve Sınıf Mücadelesi
Cezaevleri modern sınıf mücadeleleri tarihi boyunca düzen karşıtı mücadelenin bir konusu ve hedefi olmuştur. Büyük devrimci isyanların birçoğunda devrimci kitlelerin baş hedeflerinden birinin özellikle siyasi tutsakların tutulduğu cezaevleri olması bunun sembolik bir göstergesidir. Fransız Devriminde ünlü Bastille Kalesi devrimci kitleler tarafından fethedilmiş ve siyasi tutsaklar salıverilmiş, 1917’de Rusya’da Şubat devriminde de Peter ve Paul Kalesi ayaklanan askerlerin baskınına uğramış ve yine siyasi tutsaklar özgürleştirilmiştir. Hiç şüphe yok ki gün gelip devran döndüğünde Türkiye’de de devrimci kitleler, başta F-tipi cezaevleri olmak üzere burjuva diktatörlüğünü sembolize eden utanç yuvalarını yerle bir edecektir.
Lenin’e Dair - Tarihte Bireyin Rolü
Burjuvazi kendi tarihsel önderlerini işçi sınıfına birer put gibi dayattıkça, işçi sınıfının kendi tarihsel önderlerini hatırlamaya ve onlardan ilham almaya ihtiyacı da o denli artıyor. Her konuda olduğu gibi liderler konusunda da sınıfsal ayrım çizgilerini berrak biçimde çekmek zorunludur. Mustafa Kemaller, 10 Kasım ayinleri, ilahlaştırma (kişi kültü), milliyetçilik ve mülk onlarındır. Buna karşılık Marxlar, Leninler; emekçi kitlelerin kavgası ve tevazusu; enternasyonalizm ve “zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanlar” bizimdir.
Komploculuk ve Komplolar
Hem komploların varlığına karşı hem de bunları abartma ya da küçümseme şeklindeki eğilimlere karşı uyanık olmak gerekiyor. İçine girmiş olduğumuz yeni dönemin özünde bir emperyalist savaş konjonktürü olması bu konudaki bilinç açıklığının önemini artırmaktadır. Hem Şemdinli örneğinde olduğu gibi manipülasyon amaçlı komplolara, hem de “dış güçlerin komploları”ndan dem vurup işçi sınıfını çeşitli türden milliyetçi gerici amaçlara alet etmek isteyenlere karşı özellikle uyanık olmak gerekiyor.
Sol Nedir? CHP Kimdir?
Tarihsel nedenler ve sosyalist hareketin hataları sonucu Türkiye’de siyasal bir işçi sınıfı mücadelesi geleneği ve kültürü yeterli ölçüde oluşmamıştır. O nedenle Türkiye’deki siyasal yelpazenin ağırlık noktası da dünya geneline göre daha sağda olmuştur. Yeryüzündeki belki de en korkak ve kıyıcı burjuvazinin ülkesinde böyle olmaktadır işler. Türkiye’de siyasal arena genelde sağın işgali altındadır. Kimisi Kemalizme, kimisi İslami motiflere ya da dindarlığa, kimisi faşist milliyetçiliğe, kimisi muhafazakârlığa, kimisi de liberalizme vurgu yapmaktadır.
Sivas Katliamı, Alevilik ve Laiklik Üzerine
Çağımızın tek tutarlı devrimci öğretisi Marksizmdir ve Alevi işçi ve emekçiler için olduğu gibi tüm dünyadaki işçi ve emekçilerin kurtuluş mücadelesinin bayrağı da Marksizmdir. Dolayısıyla Alevi işçi ve emekçiler için mücadelenin gerçek adresi de devrimci işçi hareketinin safları olmak durumundadır. Onların gerçek “can”ları ya da musahipleri, Alevi patronlar ya da devlet aygıtının yüksek katlarındaki Aleviler değil, Sünni olsun olmasın diğer işçilerdir. Burjuvayı ve işçiyi Alevi kimliğinin çatısı altında “gelin canlar bir olalım” çağrısıyla birleştirmeye çağırmak, Alevi işçiyi sınıf işbirliği bataklığına sürüklemektir. Bugün Alevi işçi için “gelin canlar bir olalım” çağrısının karşılığı devrimci proletaryanın ”bütün dünyanın işçileri birleşin” şiarı, “can”ın karşılığı da “sınıf kardeşi” ya da “yoldaş” olmak durumunda değil mi?
Halkın Sırtında Deve Güreşi
Esas olarak Şemdinli iddianamesi ile birlikte başlayan son birkaç ayın siyasal gelişmeleri olağandışı bir sürece girildiğini ve burjuvazi içi kapışmada yeni bir raundun açıldığını gösteriyor. Bu rauntta, en azından Danıştay saldırısını takip eden ilk birkaç günün sonrasına kadar geçen sürede, hükümet statükocu güçler karşısında savunmaya çekilmek zorunda kaldı. Saldırı sonrasındaki soruşturmanın ilerleyişiyle ortaya serilenler üzerinden hükümet durumu bir nebze toparlasa da, açılmış olan yeni raunt kapanmış değildir. Aksine, özellikle cumhurbaşkanlığı sorunu üzerinden kapışmanın devam ettiği ve edeceği görülmektedir.
Kapitalizmde Sosyal Güvenlik
Şu an Türkiye’de gündemde olan sosyal güvenlikle ilgili yasa tasarılarına karşı henüz yeterli bir işçi sınıfı muhalefeti ne yazık ki yok. Bunun işçi sınıfının bilinç ve örgütlülüğündeki büyük gerilemeden kaynaklandığını uzun boylu anlatmaya gerek yok. Ancak mevcut sınırlı muhalefetin önemli bir bölümü de sorunu kapitalizmin doğasıyla sağlam ve tutarlı biçimde ilişkilendirmekten uzak. Ya sorun basitçe hükümetlere (ve özellikle AKP hükümetine), ya IMF ve Dünya Bankası’yla yapılan anlaşmalara ya da neo-liberalizme indirgeniyor. Hâl böyle olunca da çözüm olarak ulusalcı ve devletçi renkler taşıyan bir “sosyal devlet” perspektifi öne çıkıyor.
Medeniyetler Çatışması mı, Emperyalist Saldırganlık mı?
Gerici “medeniyetler çatışması” safsatasının geniş halk kitleleri nezdinde kabul görmesi büyük bir tehlikedir ve emperyalistlerin (ve onların ekmeğine yağ süren radikal İslamcıların) yapmak istedikleri budur. En başta da işaret ettiğimiz gibi bununla insanlık “medeniyet” denilen çizgiler üzerinden bölünerek birbirine düşürülmeye ve yeni kan banyolarına sürüklenmeye çalışılmaktadır. Bu emperyalist bir kapandır. Binbir türlü provokasyon ve komployla gerçeklik kazandırılmaya çalışılan bu safsataya karşı dünya işçi sınıfının proletarya enternasyonalizmi bayrağını öne çıkarması yegâne çıkış yoludur.
Burjuvazinin Demokrasi Oyunu
Demokrasi sorununun temel çözümü proleter sosyalist devrimin konsey tipi örgütsel mekanizmalarında olmakla birlikte, işçi sınıfı birtakım demokratik reformlar için mücadeleyi elden bırakmaz. Özellikle işçi sınıfını doğrudan ilgilendiren, sınırsız grev, gösteri, eylem, örgütlenme özgürlüğü ve sosyalist basın için özgürlük gibi temel noktalarda, düzen çerçevesinde elde edilebilecekler konusunda yanılsamalara kapılmaksızın var gücüyle mücadele eder. Bu mücadele Lenin’in de hep belirttiği gibi işçi sınıfının demokrasi okulundaki eğitimini oluşturur.
Lenin Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkından Vaz mı Geçmişti?
Kürt sorununun tartışılmakta olduğu bugünlerde Marksizmin ulusal sorundaki tutumunu çeşitli yönleriyle tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. Zira yeni bir yükseliş sürecine giren ezen ulus şovenizminin karşısında tutarlı bir duruş ancak Marksizm temelinde mümkündür. Şoven dalganın basıncı arttığı ölçüde sağlam ve ilkeli bir duruşun yakıcı önemi daha da artacaktır. Bir yandan yaşanan sayısız tarihsel deney, bir yandan da üzerinde yaşadığımız topraklardaki deneyim, bu el yakan sorunda ilkeli tutumu devrimciliğin temel bir kıstası yapmaktadır.
Yaşayan Marksizm
Yaşadığımız topraklarda enternasyonalist komünist bir damarın açılmasında temel bir rol oynamış olan Elif Çağlı’nın Marksizmin Işığında adlı kitabı ikinci baskısını yapmış bulunuyor. Enternasyonalist komünist çizginin kendi yatağını açarak kararlı biçimde yol aldığını gösteren bu gelişme enternasyonalist komünistler için bir sevinç kaynağıdır. Gün geçtikçe değerinin daha iyi anlaşılacağına emin olduğumuz bu önemli çalışmanın daha nice basımlarla işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasetine ışık tutmaya devam edeceğine inanıyoruz.
AB Sorununa Sol Nasıl Yaklaşıyor?
Enternasyonalist komünistler Avrupa halklarını gerçek anlamda birleştirebilecek tek gücün devrimci işçi sınıfı olduğunu, bu birleşmeyi sağlayacak olan devrimci hedefin, sovyetik dünya federasyonunun bir adımı ve parçası olarak Avrupa Birleşik İşçi Sovyetleri şeklinde ifade edilmesi gerektiğini çoktandır ortaya koymuş bulunuyorlar. Bu hedef proleter devrim mücadelesinin Avrupa çapındaki pozitif hedefi ve bütünleştirici çimentosudur.
AB: Referandumlar Devrimci Marksistleri Doğruluyor
Avrupa’nın birleşmesinin tek yolunun Avrupa çapında kapitalizmi yok edecek bir işçi sınıfı devrimi olduğunu ısrarla vurgulamak gerekiyor. Bu devrim tüm kapitalist devletleri ortadan kaldırarak, yerine bir Avrupa İşçi Sovyetleri Cumhuriyeti kuracaktır. Bu sovyetik federasyon da dünya işçi devrimi sürecinin güçlü bir parçası olarak dünya sovyetik federasyonuna giden yolda etkili bir araç olacaktır.
Neden İşçi Sınıfı?
İşçiler tek tek bireyler olarak, kapitalist toplumun her bireyi gibi, birçok zayıf yön taşırlar. O nedenle bireyler olarak işçileri idealize edip yüceltmek son derece yersizdir. Birey olarak işçiler kafalarında sınıflı toplumlar tarihinin ve cehaletin birçok önyargılarını, gerici düşünce biçimlerini barındırırlar. Birey olarak aldığımızda bu önyargılar ancak devrimci bir eğitimle giderilebilir. Ancak işçiler kolektif örgütlülüklerinde ve eylemlerinde bireysel sınırlılıklarını aşıp, daha büyük bir organizmanın, işçi sınıfının bir parçası olarak hareket etmeye başlarlar.














