Mersin Üniversitesi’nde “Güneşe Giden Yolda Özgürleştiler” pankartı altında bir araya gelen 700’ü aşkın yurtsever, demokrat ve devrimci öğrenci, Dicle Üniversitesi öğrencisi Aydın Erdem’in polis kurşunu ile öldürülmesini protesto etti.
12 Eylül faşizminin üniversitelerdeki karanlık izi olan YÖK, kuruluş yıldönümü vesilesiyle, Uludağ Üniversitesi öğrencileri tarafından eylemlerle protesto edildi.
İstanbul’da 6 Kasım vesilesiyle YÖK karşıtı eylemler Beyazıt Meydanında gerçekleştirildi. İlk protesto Eğitim-Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi tarafından yapıldı. Eğitim-Sen’in ardından sırasıyla Devrimci Öğrenci Birliği, çeşitli siyasi çevrelerin oluşturduğu YÖK Karşıtı Öğrenciler, Üniversite Öğrencileri, okuldan uzaklaştırılmalarını protesto amacıyla okul önünde demokrasi çadırı kuran öğrenciler ve Genç-Sen protesto eylemlerine katıldılar. Katılımın düşüklüğüne rağmen bütün grupların eylemleri coşkuyla geçti. Beyoğlu Kumpanya grubunun İstanbul Üniversitesi önünde oynadığı “Paranız Batsın” adlı tiyatro oyunu beğeni ile izlendi.
YÖK’ün kuruluş yıldönümü olan 7 Kasımda, Ankara’da, üniversite öğrencileri ve çeşitli sendikalar bir araya gelerek YÖK’ü protesto ettiler. DİSK’e bağlı Genç-Sen’in düzenlediği ve Renta işçilerinin de destek verenler arasında yer aldığı eylemde yaklaşık 1500 kişi vardı.
Galina Serebryakova’nın kaleme aldığı “Ateşi Çalmak” işte böyle bir kitaptır. Çünkü aslında kitabın anlattığı konu, işçi sınıfının Prometheus’u olan Karl Marx’ın hayatı ve mücadelesidir. Prometheus, tanrılardan ateşi çalıp insanlığa vermiştir. İnsanlık için ateş aydınlık demektir. Karanlıkta önünü görmek ve tüm zorluklara göğüs gerebilmek demektir. Çözümdür ateş. Marx da, tıpkı Prometheus gibi, kurtuluş ateşini işçi sınıfının eline vermiştir. Marx işçi sınıfı için ışık demektir. İşçi sınıfının kurtuluşu Marx’ın öğretisindedir. Marksizmin ışığında yürümektedir.
Geçtiğimiz haftalarda, devletin fen-edebiyat fakültelerine formasyon hakkı tanımasıyla birlikte, birçok öğrenci formasyon (öğretmenlik) hakkına kavuştu. Ancak okuduğumuz üniversitenin keyfi uygulamaları yüzünden yine çok sayıda öğrenci bu haktan faydalanamıyor.
Mersin Üniversitesinde, 5 Ekim günü 100’e yakın öğrenci IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye toplantılarını basın açıklamasıyla protesto etti. Basın açıklamasında “IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarını yapmak için Türkiye’ye geliyor. Onlar Türkiye’ye aç ve yoksul halkı, işçileri sömürmeye geliyor.
İşçi sınıfı, emperyalizmin sözcülerini üretimden gelen gücüyle püskürterek tepkisini kitlesel biçimde ortaya koyamadığı ve bu tür eylemler sendikaların ve sosyalist örgütlerin dar protesto gösterilerine indirgenmeye devam ettiği sürece, burjuvazi tüm kurumlarıyla yalanlarını yaymaya ve saldırılarını sürdürmeye devam edecek. Dünyanın geleceğini karanlığa, savaşlara, işçileri açlığa ve sefalete sürükleyen kapitalizmi tüm küreden son kalıntısına kadar temizleyecek tek güç örgütlü işçi sınıfıdır.
Tutukluluk koşullarında kanser tedavisi devam eden ve durumu her geçen gün daha kötüye giden Güler Zere’nin serbest bırakılması için gerçekleştirilen yürüyüş eylemleri kitleselleşerek devam ediyor. Çok sayıda demokratik kitle örgütü ve sendika temsilcisi, 15 Ağustosta Taksim tramvay durağında toplanarak yürüyüşe geçti. Güler Zere’nin resminin yer aldığı büyük bir pankartın en önde taşındığı yürüyüş boyunca, Güler Zere’nin ve onunla aynı durumda bulunan diğer politik tutukluların serbest bırakılmasını talep eden sloganlar atıldı.
10 Ağustos'ta harçlara yapılan zamları protesto eden GENÇ-SEN üyelerinden 14'ü polis tarafından gözaltına alınmıştı. Gözaltıları protesto etmek için 11 Ağustos saat 12.00'de Yüksel Caddesi'nde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Okunan basın açıklamasında öğrenciler, haftalardır harç zamlarına karşı bir direniş örgütlediklerini belirttiler.
Genç-Senliler harçlara yapılan zammı Ankara’da protesto etmek isterken polis saldırısına uğrayan ve gözaltına alınan arkadaşları için Taksim tramvay durağında bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. Yapılan saldırı ve gözaltılar, “Harçlara Zam Yaptırmayacağız”, “Genç-Sen Sokakta Zamların Karşısında”, “Asla Yalnız Yürümeyeceksin” sloganlarıyla protesto edildi.
Öğrenci Gençlik Sendikası Genç-Sen “HARÇLARA ZAM YAPTIRMAYACAĞIZ” şiarıyla birkaç haftadır sokaklarda taleplerini haykırmaya devam ediyor. YÖK tarafından yapılacağı söylenen yüzde 8 ila yüzde 500 arasındaki zam oranını kabul etmeyeceklerini belirten öğrenciler, kriz koşullarından faydalanmak isteyen egemenlere “Harçlara Değil Maaşlara Zam” sloganı eşliğinde krizin yükünü ödemeyeceklerini haykırıyorlar.
Bu yazıda Avusturya gençliğinin içinde bulunduğu trajik durumla ilgili bir tablo ortaya koymaya çalışacağım. Fakat bu tablo aslında sadece Avusturya gençliğinin değil, genel anlamda özellikle gelişmiş kapitalist AB ülkelerindeki genç nüfusun da içinde bulunduğu durumu yansıtmaktadır. Çünkü Avusturya’nın gelişmiş kapitalist bir Orta Avrupa ülkesi olma konumundan ötürü, bu ülke üzerinde yapılan gözlemler ve elde edilen izlenimler üç aşağı beş yukarı diğer benzer gelişmişlik düzeyinde olan AB ülkelerine de genelleştirilebilir.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da yaklaşık iki milyon öğrenci ÖSS sınavlarına girdi. İyi bir gelecek umuduyla üniversiteye girmek isteyen milyonlarca genç birbirleriyle kıyasıya bir yarışın içine sürüklendi. Ancak sınava milyonlarca genç girse de, alınacak öğrenci sayısı belliydi. Sınava giren iki milyona yakın öğrenciden sadece birkaç yüz bin öğrenci üniversiteye girerken geri kalanlar sınava girmekle kaldılar.
Sanki üniversitelerde şimdiye kadar bedava okuyormuşuz gibi burjuvazinin kiralık sözcüleri her gün televizyonlarda “eğitim paralı hale getirilmeli” diye çığırtkanlık yapıyor. Paralı eğitimin eğitim kalitesini arttıracağına dair yalanlarla kitlelerin kafasını bulandırıyorlar.
Yaklaşık 2 milyon öğrencinin “iyi bir gelecek” umuduyla gireceği ÖSS, öğrencilerin de belirttiği gibi eşitsizlik ve kâr temelli işliyor. Sınav sistemi işçi ve emekçi ailelerin çocuklarını eliyor, parası olana üniversite hakkı tanıyor. İşçi ve emekçi ailelerin çocuklarının gerçek kurtuluş yolu örgütlü mücadeleden geçiyor. Hem ÖSS hem de onu yaratan kapitalizme karşı örgütlü mücadeleyi yükseltelim.
Metin Kaya’nın yönetmenliğini yaptığı, 1990-91 grevini ve sonrasındaki Ankara Yürüyüşünü konu alan “100 Bin Kişiydiler” belgeseli 1 Haziranda Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünde ilgiyle izlendi. 70 dakika süren belgeseli yaklaşık 30 kişi izledi.
Her sene milyonlarca öğrenci hayatlarının sınavı olarak gördükleri ÖSS’ye giriyor. 3 saatlik sınavı tüm hayatlarının bir kurtarıcısı olarak görüyorlar adeta. Çünkü sistem çarklarını böyle kuruyor. Her yıl bir yarışın içinde koşturulan milyonlarca genç, hayattan tüm bağlarını koparıp bütün bir seneyi sınava adıyorlar. Sonrası ise malûm: diplomalı işsizlik.
Cumartesi günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı olarak, mesane kanseri olan devrimci tutsak Erol Zavar’a ve hasta tutsaklara özgürlük talebi dile getirildi Erol Zavar’a Yaşam Hakkı Koordinasyonu’nun çağrısıyla, İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen onlarca kişi Taksim’e doğru yürümek istedi. Polis engeli ile karşılaşan Koordinasyon üyeleri basın açıklamasını Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirdiler.
Mayıs ayı denince akla genellikle güzel şeyler gelir, ancak Türkiye devrimci hareketi için Mayıs ayı kayıplar ve hüzün ayıdır. Üç yiğit devrimci Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, düzen güçleri tarafından 6 Mayıs 1972’de katledildiler. Ancak hiçbir zaman devrimci gençlik mücadeleden vazgeçmedi.
16 Mart 1978’de, Beyazıt Meydanında faşist saldırılara karşı mücadele eden öğrencilerin Eczacılık Fakültesinden topluca çıkarken üzerlerine atılan bomba, yedisinin ölümüne yol açmıştı. Olaydan kısa bir süre sonra bombayı atanın kim olduğu, bu faşist saldırının nasıl gerçekleştirildiği ve polisin rolü ayrıntılarıyla ortaya çıktı.
Kontrgerillanın 1995 yılında gerçekleştirdiği katliamda hayatını kaybedenler, Gazi Mahallesinde çeşitli etkinliklerle anıldılar. Gazi 12 Mart Platformu’nun düzenlediği etkinlikler 3 gün sürdü. İlk etkinlik 10 Mart akşamı gerçekleştirildi. Saat 20’de Gazi Cem Evi önünde düzenlenen panele, açılış konuşması ile başlandı. Ardından hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşu yapıldı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri, okulda faşistlerin artan saldırılarını protesto etmek ve faşistlerin yapacakları “Osmanlı’nın Bilinmeyenleri” adlı semineri teşhir etmek için bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. 6 Martta Fındıklı kampüsünden çıkan MSGSÜ öğrencileri Dolmabahçe’de faşistlerin saldırısına maruz kalmıştı. Öğrenciler, faşistlerin “Trabzonsporlular” olarak üniversitede stant açmaya başlamalarının ardından saldırılarını da yoğunlaştırdıklarını ifade ediyorlar.
Özgürlük polisin öğrenciler için isteyeceği en son şeydir. Özel güvenliğin üniversitelere sokulmak istenmesinin nedeni öğrencilere özgürlük verilmesi değildir. Yunanistan’da gençliğin isyanından korkuya kapılan egemen sınıf, kapitalizmin krizini her geçen gün daha da hissettirdiği bu dönemde, gençliğin olası bir patlamasının önünü alma gayretindedir. Son aylarda özellikle belirli üniversite ve fakültelerde yeniden yoğunlaşma eğilimi gösteren faşist saldırıları da bu çerçevede görmek gerekir.
6 Aralık gecesi Atina’da bir öğrencinin (15 yaşındaki Aleksandros Grigoropulos) polis tarafından silahla öldürülmesi tüm Yunanistan’ı sarsan bir isyan dalgası doğurdu. Bir haftayı aşkın bir süre boyunca hemen her gün, başta Atina olmak üzere, Yunanistan’ın dört bir köşesindeki kentlerde kitlesel protesto eylemleri, polisle çatışmalar, polis karakollarına baskınlar, devlet binalarına ve büyük sermayenin sembolü olarak görülen mağazalara saldırılar, ortaöğrenim okulları ve üniversitelere dek yüzlerce okulda boykot ve işgaller, radyo-televizyon kanallarının işgali gibi eylemler gece-gündüz dinlemeden sürdü. Eylem dalgası bu ilk yoğun evrenin ardından da son bulmadı ve halen devam etmekte.
Yunanistan işçilerinin ve öğrencilerinin başlattığı isyan ateşi tüm dünyada burjuvazinin korkusu haline geldi. Yunanistan’da başlayan ve Fransız burjuvazisinin reformunu geri çektiren sınıf mücadelesi, işçi sınıfının mücadelesinin uluslararası etkisini ortaya koyuyor.
F tipine direnen devrimci tutsaklara desteği azaltmak için, medyanın da yardımıyla, cezaevlerinde devletin kontrolünün zayıfladığını, buraların yasadışı örgütlerin karargâhları haline geldiğini, eğitim kamplarına çevrildiğini, bu sorunların koğuş sisteminden kaynaklandığını iddia ettiler. Çözümün hücre tipi cezaevlerinde olduğuna halk inandırılmaya çalışılarak, hedef tahtasına devrimciler oturtuldu.
İstanbul Üniversitesi tıp fakültesinde kriz bahanesiyle işten atılan part-time çalışan öğrenciler, işten atılmalarını protesto etmek için dönüşümlü olarak açlık grevine gittiler. Ancak üniversite yönetimi buna kulak tıkadı. Greve destek veren Genç-Sen üyesi öğrenciler, yaptıkları basın açıklamasında öğrencilerin taleplerine kulak tıkayan İstanbul Üniversitesi yönetimini protesto ettiler.