Kürt Sorunu 
  • Sakarya’daki Provokasyonların Sorumlusu Burjuva Devlettir! ---
  • Newroz’da Devlet Terörü --- 27 Mart 2008
  • Newroz Ateşi --- 26 Mart 2008
  • Newroz İsyandır --- 24 Mart 2008
  • Başkalarını Ezen Uluslar Özgür Olamazlar! --- 11 Mart 2008
  • Haksız Savaşa Son! ---
  • Kürt Sorununda Büyüyen Açmaz --- Aralık 2007
  • Apoletli Medya İftiharla Sunar - Bir Psikolojik Savaş Klasiği --- Aralık 2007
  • Hiçbir Burjuva Ordu Haksız Yürüttüğü Bir Savaştan Galip Çıkamaz ---
  • Tunceli’den Merhaba ---
  • Savaşa ve Şovenist Akıntıya Kapılma! --- 29 Ekim 2007
  • Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i ---
  • Psikolojik Savaş ve Kürt Sorunu --- Temmuz 2007
  • Kürt Sorunu --- Nisan 2007
  • Sermayenin Fendi Kırmızı Çizgileri Yendi --- Mart 2006
  • Diyarbakır Aynasında Liberalizmin Acizliği --- 26 Nisan 2006
  • “Kart Kurt”tan Alt Kimliğe --- 1 Ocak 2006
  • Şemdinli’de Kürt halkını bombalayan devlet, İstanbul’da grev çadırına saldıran devlettir --- 26 Kasım 2005
  • Şemdinli Olaylarının Gösterdiği --- 3 Aralık 2005
  • İran’da Kürt Ayaklanması --- 20 Ağustos 2005
  • Kürt Sorunu Tartışması --- 5 Eylül 2005
  • Benzerliğe dikkat --- 1 Eylül 2005
  • Şovenizme Karşı Enternasyonalizm Bayrağını Yükselt --- 21 Mayıs 2005
  • Newroz ve Karayüzlerin Şoven Harekâtı --- Nisan 2005
  • Newroz Kutlamaları ve Yankıları --- 17 Nisan 2005
  • Fabrikalarda Al Kanımızı İçenlerin Bayrağı! --- 26 Mart 2005
  • Kürt Halkına Karşı Yürütülen Savaşı Sorgulamak Yürek İster --- 25 Ekim 2004
  • TC’nin Kürt Halkına Karşı Savaşı Devam Ediyor --- 8 Eylül 2004
  • Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı Engellenemez --- 10 Temmuz 2004
  • Kürt Halkının Özgürlük Mücadelesi Devam Ediyor --- 15 Nisan 2004
  • Kürtlere Özgürlük! Kahrolsun Ezen Ulus Şovenizmi! --- 28 Ocak 2004
  • Özgürlüğün Santimetresi --- 16 Ocak 2004
  • Enternasyonalizm mi, Milliyetçilik mi? --- 20 Eylül 2003

  • Sakarya’daki Provokasyonların Sorumlusu Burjuva Devlettir!

    Cem Keskin

    28 Nisanda Sakarya’da bir düğün salonunda etkinlik yapan DTP’lilere, ellerinde Türk bayraklarıyla faşist bir grup saldırmak istedi. Faşistler istedikleri gibi salonu basamadılar, fakat polisin onları dağıtmaması sayesinde DTP’lileri 6 saat boyunca salonda mahsur bırakmayı becerdiler.

    Newroz’da Devlet Terörü

    Gazi Mahallesinden bir kadın işçi, 27 Mart 2008
    newroz3

    Dillerini yasaklamaktan zorunlu iskân politikalarına, katliamlarla bastırılan isyanlardan beyin yıkamaya, gerici aşiretlerle işbirliğinden dini kullanmaya kadar tüm yollar denendi. Binlerce köyün boşaltılmasından, 40 bin insanın öldüğü kirli savaşa kadar her tür yöntem meşru görüldü. Ancak son 25 yılda gelişen isyan hareketi, 2008 Newroz’unda dört parçaya bölünmüş Kürt coğrafyasında yaklaşık 4 milyon insanın sokaklara dökülerek kimliğini ve taleplerini dünyaya haykırdığı bir evreye ulaştı.

    Newroz Ateşi

    bir eğitim işçisi, 26 Mart 2008

    Newroz İsyandır

    Bostancı’dan bir kadın işçi, 24 Mart 2008
    newroz

    Korkunun ecele faydası yok, kan emici asalaklar! Kürt halkının haklı mücadelesi kazanana kadar devam edecek. Ve sizin sömürü düzeniniz elbet bir gün yerle bir olacak. Sizin cehenneme çevirdiğiniz Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya barış işte o zaman gelecek.

    Başkalarını Ezen Uluslar Özgür Olamazlar!

    İsmail Karagil, 11 Mart 2008

    Mart ayının 21’inde kutlanan Newroz bayramı, yıllarca boyunduruk altında ve kimliksiz yaşamak zorunda kalan Kürtlerin baskılara karşı verdiği mücadelenin simgesi haline gelmiş, 20 yılı aşkın bir süredir devam eden son ayaklanmayla birlikte sadece baharın gelişini değil, aynı zamanda Kürt ulusunun kurtuluş özleminin de körüklendiği bir güne dönüşmüştür.

    Haksız Savaşa Son!

    Türkiye’deki en yakıcı siyasal sorun olan Kürt sorununun çözümü için temel şart, öncelikle inkâr, imha ve zorla asimilasyona dayalı geleneksel devlet siyasetine son verilmesi ve Kürt halkının ulusal-demokratik taleplerinin karşılanmasıdır.

    Kürt Sorununda Büyüyen Açmaz

    Levent Toprak, Aralık 2007

    Eylül ayının sonlarından bu yana Kürt sorununun bir kez daha ülke gündeminin merkezine oturduğu çalkantılı bir siyasal süreç yaşanıyor. Bu, çelişik görünümlü birçok hamlenin yapıldığı, enformasyon ve dezenformasyonun yoğun biçimde iç içe geçtiği, neyin gerçek neyin şaşırtmaca, neyin planlı hamle, neyin münferit hadise, neyin doğaçlama reaksiyon olduğunu anlamanın oldukça zor olduğu son derece karmaşık bir süreç.

    Apoletli Medya İftiharla Sunar - Bir Psikolojik Savaş Klasiği

    Kerem Dağlı, Aralık 2007

    Ekim ayının başından beri Türk medyası, tam anlamıyla savaş düzeni almış durumda. Şimdilerde, yine Genelkurmay’ın talimatıyla “kırmızı alarm” durumundan “sarı alarm” durumuna geçilmişse de, gazeteciler, muhabirler, haber spikerleri hâlâ teyakkuz halindeler.

    Hiçbir Burjuva Ordu Haksız Yürüttüğü Bir Savaştan Galip Çıkamaz

    İstanbul’dan Marksist Tutum okuru bir işçi

    21 Ekim gecesi Dağlıca’da yaşanan çatışmada 12 asker ölmüş ve 8 asker PKK tarafından esir alınmıştı. Genelkurmay “askerlerle irtibatımız kesildi” diyerek sözcük oyunlarıyla gerçekleri çarpıtmaya çalışırken, askerlerin esir düşmesi çeşitli tartışmalara neden oldu.

    Tunceli’den Merhaba

    Fırat Üniversitesi Tunceli Meslek Yüksek Okulundan bir öğrenci

    Savaşa ve Şovenist Akıntıya Kapılma!

    Akın Erensoy, 29 Ekim 2007

    Türkiye’deki milliyetçi yükseliş geçici bir olgu değildir. Önümüzdeki süreçte, emperyalist savaşın genişlemesine bağlı olarak, gerek dünyada gerekse Türkiye’de milliyetçilik ve militarizm alabildiğine azdırılacaktır. Bu nedenle, içine girdiğimiz dönemde enternasyonalist komünistlerin ve öncü işçilerin görevleri daha da ağırlamış bulunuyor.

    Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i

    Selim Fuat

    12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.

    Psikolojik Savaş ve Kürt Sorunu

    Oktay Baran, Temmuz 2007

    27 Nisan’daki birinci muhtırayla başlayan süreç, 8 Haziran’daki ikinci muhtırayla devam ediyor. Gün geçmiyor ki, burjuvazinin iki kesimi arasındaki iktidar mücadelesinde kapitalist düzenin pisliklerini açığa vuran yeni olaylar yaşanmasın, yeni belgeler ortaya saçılmasın, yeni psikolojik savaş teknikleri ifşa olmasın.

    Kürt Sorunu

    Oktay Baran, Nisan 2007

    Burjuva iktidar bloğu içindeki çatışma, yalnızca burjuva iktidar aygıtının hangi kurumunun kimin denetiminde olacağı sorununda değil, Türkiye’nin iç ve dış politik sorunlarının çoğunda da kendisini açığa vuruyor. AB sorunundan Kıbrıs sorununa, son zamanlarda yeniden canlanan Ermeni sorunundan artık kangren haline gelmiş Kürt sorununa kadar birçok ciddi sorunda bu kapışmanın tarafları kimi zaman nüanslarla kimi zaman da daha köklü yaklaşım farklılıklarıyla kendilerini belli ediyorlar. Bu sorunlar içerisinde en önemlisi, hiç kuşku yok ki, Kürt sorunudur.

    Sermayenin Fendi Kırmızı Çizgileri Yendi

    Oktay Baran, Mart 2006

    ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle birlikte, Türk burjuvazisinin statükocu-devletçi kesimi, Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi sayılacağını açıklayarak “kırmızı çizgilerini” bir kez daha belirtik hale getirmişti. Türk egemen sınıfı, o günden bu yana, Irak’ta zaten uzun süredir yol almakta olan Kürt devletleşmesinin önüne geçmek, süreci mümkünse durdurmak, değilse alabildiğine sekteye uğratarak yavaşlatmak için elinden geleni yaptı.

    Diyarbakır Aynasında Liberalizmin Acizliği

    Özgür Doğan, 26 Nisan 2006

    Kürt halkı savaş istemiyor, adil bir barış ve demokratik bir çözüm talep ediyor. Burjuvazinin bir kesimi onun tüm taleplerini boğmak isterken, diğer kesimi de ciddi bir adım atabilecek cesaretten tümüyle yoksun olduğunu ispatlamış durumda. Bunun anlamı, en azından görünür gelecek için haksız savaşın maalesef devam edeceğidir. Kürt hareketinin AB’den ya da liberal geçinen burjuvaziden beklentileri boşa çıkmıştır. Bu kilitlenmenin ortadan kalkmasının ve ister “düşük yoğunluklu” ister alevlenmiş haliyle olsun yürüyen haksız savaşın sona ermesinin tek yolu, Kürt halkının gerçek ve samimi tek müttefikinin, sonuna dek tutarlı tek demokrasi gücünün, yani devrimci işçi sınıfının ayağa kalkması ve Kürt emekçilerine yardım elini uzatmasıdır. Türkiye işçi sınıfı, Kürt halkının Newroz’da milyonlarla uzattığı bu barış elini tutmak zorundadır, aksi halde kendi kurtuluşu da mümkün değildir.

    “Kart Kurt”tan Alt Kimliğe

    Deniz Moralı, 1 Ocak 2006

    Şemdinli sonrası alevlenen tartışmaların gündemde en çok yer eden başlığı “alt kimlik-üst kimlik” sorunu oldu. Başbakan daha önce dile getirmiş olduğu “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” formülünü Şemdinli sonrası bir kez daha dile getirince, safları kalabalık şovenist koro yine hop oturup hop kalktı. Bol bol parmak sallanıp, Türklüğün bir “alt kimlik” olamayacağı, hepimizin şanlı Türk milletinin mensubu olduğu ve bununla gurur duyulması gerektiği hatırlatıldı. Böylece büyük Türk şovenizmi bir kez daha kendi ayinini yapmış oldu. Ancak tüm bu şovenist gayretkeşliğe rağmen, hem tartışmanın genel seyri ve geride bıraktığı atmosfer, hem de bizzat bu hezeyan hali, Kürt halkının varlığını yok saymanın mümkün olmadığını ortaya koydu. İşin aslı, egemenler kepazece bir kibirlilikle ona bir kimlik bahşederek ulusal sorunu halletmenin hesabını yapadursun, Kürt halkı kendi kimliğini uzun ve acılı bir mücadele sonucunda çoktan kazanmış durumda.

    Şemdinli Olaylarının Gösterdiği

    Deniz Moralı, 3 Aralık 2005

    Olayın patlak vermesinden sonraki ilk günlerde tartışma gündemine, “derin devlet”, “çeteler”, “Susurluk” gibi konular hâkim olduysa da, gerçeğin gücü, tartışmaları hızla Kürt sorununa getirdi. Bir komediye dönüşen “alt kimlik-üst kimlik” tartışmaları da bu çerçevede alevlendi. Her geçen gün daha da yakıcı biçimde görülüyor ki, özellikle Güney Kürdistan’da bağımsız bir devlete doğru ilerleyen sürecin hızlanmasıyla birlikte, Türkiye’deki Kürt sorunu, düzenin dikiş yerlerini daha çok zorlayan bir nitelik kazanıyor.

    İran’da Kürt Ayaklanması

    İstanbul'dan bir Marksist Tutum okuru, 20 Ağustos 2005

    Yüzyıllardır boyunduruk altında yaşayan Kürt halkının baskılara karşı mücadelesi sürüyor. Nitekim İran’da Temmuz ayında bir Kürt gencinin öldürülmesiyle gelişen olaylar büyük bir ayaklanmaya dönüştü. Kürt halkı baskı altında yaşamaya devam ettiği sürece bu özgürlük mücadelesinin alevi de sönmeyecek. Toprakları dört parçaya bölünmüş Kürdistan halkı, Türkiye, İran, Suriye ve Irak devletleri tarafından ezilmiş, baskı altına alınmış, yok sayılmış ve hatta yok edilmeye çalışılmıştır. Türkiye topraklarında çıkan ayaklanmalar hunharca bastırıldı ve on binlerce Kürt katledildi. Irak’ta Halepçe katliamında 5000 Kürt çoluk çocuk denmeden kimyasal silahlarla katledilmişti. Sağ kalanlarsa kimyasal silahlardan psikolojik ve fiziksel olarak ciddi şekilde etkilendi. Suriye’de 225 bin Kürdün vatandaşlık hakkı bile yok! Yani insan olarak bile kabul edilmiyorlar. Oy kullanma, mülk edinme hakları bulunmuyor.

    Kürt Sorunu Tartışması

    Deniz Moralı, 5 Eylül 2005

    Düzen cephesi hararetli biçimde “Kürt Sorunu”nu tartışıyor. Bir süre önce “aydınlar girişimi” ile başlayan tartışmanın tansiyonu Başbakanın Diyarbakır gezisi ile iyice yükseldi. Önce Ankara’da, ardından Diyarbakır’da konuşan Başbakan, sorunun adının “Kürt Sorunu” olarak konması gerektiğini, devletin geçmişte “hatalar” yaptığını, meselenin “demokratik cumhuriyet” içinde çözüleceğini söyledi. Başbakan, “terörle mücadelenin” kesintisiz süreceğini, “bölücülüğe” ve Türkiye’nin “birlik ve bütünlüğünün” bozulmasına izin verilmeyeceğini söylemeyi de ihmal etmemesine rağmen, düzenin statükocu güçleri hop oturup hop kalktılar. Kimisi, “Kürt sorunu yok terör sorunu var” diye parmak salladı, kimisi sorunun “sosyo-ekonomik geri kalmışlık” olduğunu vurguladı. Kimisi de “daha fazla demokrasi”ye gerek olmadığını, mevcut demokrasinin “yeterli” olduğunu söyledi.

    Benzerliğe dikkat

    Afyon'dan bir Marksist Tutum okuru, 1 Eylül 2005

    Şovenizme Karşı Enternasyonalizm Bayrağını Yükselt

    Yıldız Teknik Üniversitesinden bir öğrenci, 21 Mayıs 2005

    Newroz ve Karayüzlerin Şoven Harekâtı

    Nisan 2005

    Burjuva iktidar bloku içindeki kapışmada gelenekçi-statükocu güçler mevzilerini toplumda yaratılan milliyetçilik dalgası üzerine inşa etmiş bulunuyorlar. Emekçi yığınların örgütsüz ve dağınık olduğu bu konjonktürde milliyetçiliğe oynayan yalnızca statükocu burjuva güçler değildir. Solun önemli bir kesimi de “vatanseverlik”, “yurtseverlik” gibi başlıklar altında sağa, milliyetçi çizgiye savrulmuş bulunuyor. Gericiliğin başını kaldırdığı ve daha da kaldıracağı önümüzdeki dönem dikkate alınırsa enternasyonalist mevzileri daha bir sağlamlaştırmak gerekecek.

    Newroz Kutlamaları ve Yankıları

    Ozan Demirci, 17 Nisan 2005

    Hemen önümüzde 1 Mayıs duruyor. Bu 1 Mayıs, ister sağ ister sol görünümlü olsun, ezen ulus milliyetçiliğine asla prim vermeyeceğimizi dosta düşmana göstermek için büyük bir fırsattır. Sınıfımızın gücünü alanlara yansıtarak üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız. 1 Mayıs’a sendika bürokratlarının günü kurtarmak için yaptıkları çağrılarla değil, sosyalist bir dünyanın yaratılabilmesi için içimizde bulunan inançla, aşkla ve ateşle gitmeliyiz. Yoksa, yarınlar bugünlerden daha zor olmaya gebedir.

    Bayrak Bahanesiyle Kürtlere Karşı Şovenizm Dalgası Yükseltiliyor

    İstanbul Üniversitesinden Marksist Tutum okurları, 26 Mart 2005

    Fabrikalarda Al Kanımızı İçenlerin Bayrağı!

    Tokat’tan bir Marksist Tutum okuru, 26 Mart 2005

    Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı Tanınmalıdır

    Topkapı’dan Marksist tutum okuru bir işçi, 20 Aralık 2004

    Kürt Halkına Karşı Yürütülen Savaşı Sorgulamak Yürek İster

    –Uğur Yücel’in Yazı Tura filmi–

    Akın Erensoy, 25 Ekim 2004

    Bu topraklarda mücadele şiddetli geçiyor. Ve mücadelenin kızgın olduğu bu topraklarda sanat adına bir şeyler yapmak isteyenler eninde sonunda sistemle köklü bir sorgulama içerisine girmek zorundadır. Ne yazık ki, bu sorgulamayı olumlusundan halledip saflarını işçi sınıfının ve ezilen halkların yanında net bir şekilde belirleyen sanatçılara pek rastlayamıyoruz. Bu topraklarda yürüyen ve daha da geliştireceğimiz mücadele hâlâ yeni Nazım Hikmetler, yeni Yılmaz Güneyler bekliyor. Eninde sonunda kendi bağrından çıkartacaktır da!

    TC’nin Kürt Halkına Karşı Savaşı Devam Ediyor

    İstanbul Gazi Mahallesinden Marksist Tutum okuru bir grup öğrenci, 8 Eylül 2004

    Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı Engellenemez

    Yavuz Girgin, 10 Temmuz 2004

    Resmi tarihin iddiaları, bir başka deyişle burjuva söylemi, düşüncesi ve ideolojisi, Kürt sorunu konusunda yıllar yılı egemenliğini devam ettirdi. Dönemin Komintern'i ve TKP tavrını Kemalist diktatörlükten yana belirlemişti. '68 kuşağı önderlerinin çoğu Kemalizmin etkisindeydi. 2000'li yıllarda dahi, Kürt sorunu konusunda, kendisini "komünist", "Marksist" vb. sıfatlarla adlandıran parti ve grupların çoğu Kemalist ideolojiden etkilenmekten kurtulamadı ve kurtulamıyorlar.

    Özgürlüğün Santimetresi

    Özgür Doğan, 16 Ocak 2004

    ... bugün Kürtçe üzerindeki yasakların koşulsuz ve sınırsız bir şekilde kaldırılması, Kürtçe eğitim ve öğretimin önündeki engellerin tümüyle kaldırılması, Kürtçe yayın yapan radyo ve televizyonun önünün açılması gibi konular, ezen-egemen Türk burjuvazisi tarafından değil, ezilen Kürt halkının mücadelesi tarafından gündeme getirilmektedir. ... Diğer ezilen ulusların mücadele tarihi gibi Kürt halkının gerek bu topraklardaki gerekse de Kürdistan'ın diğer bölgelerindeki mücadele tarihi de şu noktayı defalarca gözler önüne sermiştir: En güdüğünden en genişine böylesi kültürel haklar ancak mücadeleyle kazanılabilir, ve ayrılma hakkının elde edilmesi temelinde gerçek bir çözüme ulaşılmadığı sürece, bu tür kültürel haklar her daim ezen-egemen burjuvazinin tehdidi altındadır.

    Enternasyonalizm mi, Milliyetçilik mi?

    Akın Erensoy, 20 Eylül 2003

    Emperyalist savaşlar sürecinde, milliyetçilik-yurtseverlik, ulusal çıkarların savunulması, anayurdun savunulması gibi burjuva ideolojik argümanlara karşı doğru yaklaşımın önemi bir kat daha artıyor. Üzerinde yaşadığımız topraklar için bu görev daha da yakıcıdır. Türkiye'de burjuva devlet, Kürt ulusal hareketine karşı sürekli işçileri-emekçileri kışkırtmakta ve düşmanlık tohumları ekmektedir. Kürt halkı yok sayılmakta ya da "kültürel hak" kırıntılarıyla susturulmaya çalışılmaktadır. Türk kapitalistlerinin emperyal niyetlerine karşı savaşmak, Kürt emekçilerinin yanında ve şovenizmin karşısında olmayı gerektirir. Kürt ve Türk emekçilerinin kaynaşıp kardeşleşmesi, işçi sınıfının birliğinin önündeki engellerin kalkması ve Türk milliyetçiliğine-yurtseverliğine karşı mücadele, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımaktan geçer. Kürt halkının kendi kaderini kendi özgür iradesi ile kararlaştırmasını, ikircimsiz, özürsüz, koşulsuz bir şekilde savunmadıkça, hiçbir komünist ezen ulus milliyetçiliğinden kurtulmuş olamaz.

    12
    İçeriği paylaş