Kolonyalizmden Emperyalizme, Elif Çağlı, Ağustos 2002
Ulusal Soruna Marx ve Engels'in Tarihsel Yaklaşımı, Özgür Doğan, Aralık 1994
Ulusal Sorun Üzerine, Marksist Tutum, Eylül 1994
Sakarya’daki Provokasyonların Sorumlusu Burjuva Devlettir!
28 Nisanda Sakarya’da bir düğün salonunda etkinlik yapan DTP’lilere, ellerinde Türk bayraklarıyla faşist bir grup saldırmak istedi. Faşistler istedikleri gibi salonu basamadılar, fakat polisin onları dağıtmaması sayesinde DTP’lileri 6 saat boyunca salonda mahsur bırakmayı becerdiler.
Emperyalist Kapışmanın Ortasında Kosova
Yaklaşık on yıldır Birleşmiş Milletler’in ve NATO’nun denetiminde olan ve Sırbistan’dan fiilen kopan Kosova, 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan etti. ABD, İngiltere ve Fransa gibi emperyalist güçler ve Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tez zamanda tanıdılar. Böylece Balkanlar’da yeni bir ulus-devlet daha dünyaya gözlerini açmış oldu.
Newroz’da Devlet Terörü
Dillerini yasaklamaktan zorunlu iskân politikalarına, katliamlarla bastırılan isyanlardan beyin yıkamaya, gerici aşiretlerle işbirliğinden dini kullanmaya kadar tüm yollar denendi. Binlerce köyün boşaltılmasından, 40 bin insanın öldüğü kirli savaşa kadar her tür yöntem meşru görüldü. Ancak son 25 yılda gelişen isyan hareketi, 2008 Newroz’unda dört parçaya bölünmüş Kürt coğrafyasında yaklaşık 4 milyon insanın sokaklara dökülerek kimliğini ve taleplerini dünyaya haykırdığı bir evreye ulaştı.
Newroz Ateşi
Newroz İsyandır
Korkunun ecele faydası yok, kan emici asalaklar! Kürt halkının haklı mücadelesi kazanana kadar devam edecek. Ve sizin sömürü düzeniniz elbet bir gün yerle bir olacak. Sizin cehenneme çevirdiğiniz Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya barış işte o zaman gelecek.
Başkalarını Ezen Uluslar Özgür Olamazlar!
Mart ayının 21’inde kutlanan Newroz bayramı, yıllarca boyunduruk altında ve kimliksiz yaşamak zorunda kalan Kürtlerin baskılara karşı verdiği mücadelenin simgesi haline gelmiş, 20 yılı aşkın bir süredir devam eden son ayaklanmayla birlikte sadece baharın gelişini değil, aynı zamanda Kürt ulusunun kurtuluş özleminin de körüklendiği bir güne dönüşmüştür.
Haksız Savaşa Son!
Türkiye’deki en yakıcı siyasal sorun olan Kürt sorununun çözümü için temel şart, öncelikle inkâr, imha ve zorla asimilasyona dayalı geleneksel devlet siyasetine son verilmesi ve Kürt halkının ulusal-demokratik taleplerinin karşılanmasıdır.
Milliyetçilik, Irkçılık ve “Türklük” Kavramı
Liberallerin yaydığı tüm hayallere rağmen, kapitalizm altında milliyetçi, ırkçı ve şoven ideolojilerin ortadan kalkmayacağı açıktır. Halkları birbirine düşüren bu zehrin tek panzehiri enternasyonalizmdir. İşçi sınıfı enternasyonalist bir bilinçle mücadeleye atılmadıkça, ulusal önyargıların ortadan kalktığı, halkların bir arada ve barış içerisinde yaşadığı bir dünyaya giden yolu açmak mümkün olmayacaktır.
Kürt Sorununda Büyüyen Açmaz
Eylül ayının sonlarından bu yana Kürt sorununun bir kez daha ülke gündeminin merkezine oturduğu çalkantılı bir siyasal süreç yaşanıyor. Bu, çelişik görünümlü birçok hamlenin yapıldığı, enformasyon ve dezenformasyonun yoğun biçimde iç içe geçtiği, neyin gerçek neyin şaşırtmaca, neyin planlı hamle, neyin münferit hadise, neyin doğaçlama reaksiyon olduğunu anlamanın oldukça zor olduğu son derece karmaşık bir süreç.
Apoletli Medya İftiharla Sunar - Bir Psikolojik Savaş Klasiği
Ekim ayının başından beri Türk medyası, tam anlamıyla savaş düzeni almış durumda. Şimdilerde, yine Genelkurmay’ın talimatıyla “kırmızı alarm” durumundan “sarı alarm” durumuna geçilmişse de, gazeteciler, muhabirler, haber spikerleri hâlâ teyakkuz halindeler.
Burjuvazinin İmhacı Geleneğini Unutma!
2005 Newrozundan beri, özel harp teknikleri kullanılarak yürütülen psikolojik savaşla planlı bir biçimde yükseltilen militarizm, milliyetçilik ve şovenizm, toplumun belirli bir kesimini etkisi altına almış görünüyor.
Hiçbir Burjuva Ordu Haksız Yürüttüğü Bir Savaştan Galip Çıkamaz
21 Ekim gecesi Dağlıca’da yaşanan çatışmada 12 asker ölmüş ve 8 asker PKK tarafından esir alınmıştı. Genelkurmay “askerlerle irtibatımız kesildi” diyerek sözcük oyunlarıyla gerçekleri çarpıtmaya çalışırken, askerlerin esir düşmesi çeşitli tartışmalara neden oldu.
Tunceli’den Merhaba
Savaşa ve Şovenist Akıntıya Kapılma!
Türkiye’deki milliyetçi yükseliş geçici bir olgu değildir. Önümüzdeki süreçte, emperyalist savaşın genişlemesine bağlı olarak, gerek dünyada gerekse Türkiye’de milliyetçilik ve militarizm alabildiğine azdırılacaktır. Bu nedenle, içine girdiğimiz dönemde enternasyonalist komünistlerin ve öncü işçilerin görevleri daha da ağırlamış bulunuyor.
Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i
12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.
Filistin’de İç Savaş ve Kaynayan Ortadoğu Kazanı
Ortadoğu halklarının genelinde yaygın olarak bulunan ABD-İsrail karşıtlığı, bu emperyalist ve işgalci güçlere karşı savaşanlara sempati duyulmasını da beraberinde getiriyor. Ortadoğu’nun yoksul ve ezilen halkları, ABD emperyalizminin ve katil İsrail devletinin politikaları yüzünden acılarının kat be kat arttığının farkındalar. Farkında olmadıkları ise, ABD ve İsrail’e karşı savaşan İslamcı grupların ya da burjuva iktidarların, onların acılarını dindirecek niyete ve niteliğe sahip olmadıklarıdır.
Psikolojik Savaş ve Kürt Sorunu
27 Nisan’daki birinci muhtırayla başlayan süreç, 8 Haziran’daki ikinci muhtırayla devam ediyor. Gün geçmiyor ki, burjuvazinin iki kesimi arasındaki iktidar mücadelesinde kapitalist düzenin pisliklerini açığa vuran yeni olaylar yaşanmasın, yeni belgeler ortaya saçılmasın, yeni psikolojik savaş teknikleri ifşa olmasın.
Kürt Sorunu
Burjuva iktidar bloğu içindeki çatışma, yalnızca burjuva iktidar aygıtının hangi kurumunun kimin denetiminde olacağı sorununda değil, Türkiye’nin iç ve dış politik sorunlarının çoğunda da kendisini açığa vuruyor. AB sorunundan Kıbrıs sorununa, son zamanlarda yeniden canlanan Ermeni sorunundan artık kangren haline gelmiş Kürt sorununa kadar birçok ciddi sorunda bu kapışmanın tarafları kimi zaman nüanslarla kimi zaman da daha köklü yaklaşım farklılıklarıyla kendilerini belli ediyorlar. Bu sorunlar içerisinde en önemlisi, hiç kuşku yok ki, Kürt sorunudur.
Sermayenin Fendi Kırmızı Çizgileri Yendi
ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle birlikte, Türk burjuvazisinin statükocu-devletçi kesimi, Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi sayılacağını açıklayarak “kırmızı çizgilerini” bir kez daha belirtik hale getirmişti. Türk egemen sınıfı, o günden bu yana, Irak’ta zaten uzun süredir yol almakta olan Kürt devletleşmesinin önüne geçmek, süreci mümkünse durdurmak, değilse alabildiğine sekteye uğratarak yavaşlatmak için elinden geleni yaptı.
Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri
Hrant Dink’in katledilmesinin ardından burjuva medyanın önemli bir bölümü bu kalleş suikastı lanetleyen bir görüntü sundu. En gerici burjuva kesimler bile bu genel atmosferin basıncıyla seslerini kesip, Dink’in arkasından timsah gözyaşlarını esirgemediler. Başlangıçta faşist MHP ve BBP gibi partiler bile, bu cinayetle aralarına bir çizgi çekmeye ve kendilerini cinayeti işleyenlerden ayrı tutmaya, onlarla bir ilişkileri yokmuş gibi göstermeye çabaladılar. Ne var ki, Hrant Dink’in cenaze töreninin içeriği ve kitleselliği, pek çok burjuva kesimin tahammül sınırlarını zorlayacak cinstendi. Cenazenin ardından statükocu, gerici ve faşist çevrelerin karşı saldırıya geçmesiyle atmosfer bir anda değişiverdi.
Hrant Dink Suikastı
Egemenler kanlı hesapları için, bir demokrat Ermeni aydını olan Hrant Dink’i kahpece kurban ettiler. Onun yerde kanlar içinde yatan cansız bedeninde, 90 yıl önce bu topraklarda yaşanan o hayasız kırımdan uğursuz bir esintiyi görmemek mümkün değil. İlk birkaç gün içinde beklenmedik biçimde patlayan anti-şovenist öfke karşısında gerileyen ve alttan almak zorunda kalan Türk gericiliği, cenazenin etkisi soğumaya başlar başlamaz salyalarını döke saça bir rövanş kampanyası başlatmıştır. “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı tam da Büyük Türk şovenizminin bam teline bastığı için bu gerici hezeyana yol açmıştır.
Burjuvazinin Emperyal Hesapları ve Lübnan
Emperyalist savaşın her geçen gün daha patlamalı bir şekilde yayılmaya başladığı bugünlerde, gerçek komünistlerin en önemli görevlerinden biri de, milliyetçi sahtekarlığa, şovenizme, çeşitli kılıklara bürünen emperyal heveslere karşı amansızca mücadele etmektir. Milliyetçiliğe verilen en ufak bir primin, böylesi tayin edici anlarda kudurgan bir şovenizmi beslemek anlamına geleceği unutulmamalı.
Ortadoğu'ya Barış İşçi İktidarıyla Gelecek!
On yıllardır savaşsız, kansız geçecek barış dolu günlere duydukları özlemle yaşayan Filistin halkının ve diğer Ortadoğu halklarının bu özlemlerine kavuşması, burjuvazinin egemenliğindeki bir Ortadoğu'da olanaksızdır. İşte tam da bu nedenledir ki, emperyalist senaryoların sahneye koyulmasında her gün yeni bir aşamayla karşı karşıya kaldığımız Ortadoğu'da, proleter devrim, bugün her zamankinden daha yakıcı ve daha hayati bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. Ya burjuva önderliklerin egemenliği altında her gün yüzlerce insanın hayatını yitirdiği, sefalet tablosunun gittikçe daha da derinleştiği, kan gölüne dönmüş bir Ortadoğu, ya da işçi ve emekçilerin yürütecekleri devrimci bir mücadeleyle, demokratik temellerde ve gönüllü birlik temelinde kuracakları bir Ortadoğu İşçi ve Emekçi Sovyetleri Federasyonu!
Çeçenlerin Bitmeyen Trajedisi
Kuzey Kafkasya, tıpkı Balkanlar gibi, küçük halklardan oluşan çok parçalı bir yapıya sahiptir. Bu coğrafyanın da, halkların iç içe geçmişliği nedeniyle etnik temele göre kesin sınırlarla ayrılması son derece güçtür. Gerek eski Yugoslavya topraklarında yaşanan kanlı çatışmalar, gerek bin bir parçaya bölünen Kafkaslar’ın ve özel olarak Çeçenistan’ın durumu, özellikle bu tür bölgelerde halkların barış ve güven içinde yaşayabilmelerinin tek yolunu gösteriyor. Bu yolun, proleter devrim sayesinde gönüllülük temelinde kurulacak ve son derece demokratik bir işleyişe sahip olacak bir sovyetler federasyonundan geçtiği çok açık.
Diyarbakır Aynasında Liberalizmin Acizliği
Kürt halkı savaş istemiyor, adil bir barış ve demokratik bir çözüm talep ediyor. Burjuvazinin bir kesimi onun tüm taleplerini boğmak isterken, diğer kesimi de ciddi bir adım atabilecek cesaretten tümüyle yoksun olduğunu ispatlamış durumda. Bunun anlamı, en azından görünür gelecek için haksız savaşın maalesef devam edeceğidir. Kürt hareketinin AB’den ya da liberal geçinen burjuvaziden beklentileri boşa çıkmıştır. Bu kilitlenmenin ortadan kalkmasının ve ister “düşük yoğunluklu” ister alevlenmiş haliyle olsun yürüyen haksız savaşın sona ermesinin tek yolu, Kürt halkının gerçek ve samimi tek müttefikinin, sonuna dek tutarlı tek demokrasi gücünün, yani devrimci işçi sınıfının ayağa kalkması ve Kürt emekçilerine yardım elini uzatmasıdır. Türkiye işçi sınıfı, Kürt halkının Newroz’da milyonlarla uzattığı bu barış elini tutmak zorundadır, aksi halde kendi kurtuluşu da mümkün değildir.
Filistin Seçimleri ve Hamas’ın Yükselişi
Gerçekten de karmaşık, iç içe geçmiş pek çok olasılık gündeme gelmiş bulunuyor. Ancak görülen net bir gerçek var: Emperyalist hegemonya kavgasının dengelerinden bir Filistin devleti çıksa da (ki bu Filistin halkının meşru hakkıdır), emperyalistler, halklar arasında kardeşliği, barış ve huzuru sağlamaya muktedir değillerdir. Ezilen yığınlar için gerçek çözüm, ulusal sorun ile toplumsal kurtuluş hedefini birbirine bağlayan bir mücadele perspektifiyle kapitalist düzeni alaşağı etmektir.
“Kart Kurt”tan Alt Kimliğe
Şemdinli sonrası alevlenen tartışmaların gündemde en çok yer eden başlığı “alt kimlik-üst kimlik” sorunu oldu. Başbakan daha önce dile getirmiş olduğu “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” formülünü Şemdinli sonrası bir kez daha dile getirince, safları kalabalık şovenist koro yine hop oturup hop kalktı. Bol bol parmak sallanıp, Türklüğün bir “alt kimlik” olamayacağı, hepimizin şanlı Türk milletinin mensubu olduğu ve bununla gurur duyulması gerektiği hatırlatıldı. Böylece büyük Türk şovenizmi bir kez daha kendi ayinini yapmış oldu. Ancak tüm bu şovenist gayretkeşliğe rağmen, hem tartışmanın genel seyri ve geride bıraktığı atmosfer, hem de bizzat bu hezeyan hali, Kürt halkının varlığını yok saymanın mümkün olmadığını ortaya koydu. İşin aslı, egemenler kepazece bir kibirlilikle ona bir kimlik bahşederek ulusal sorunu halletmenin hesabını yapadursun, Kürt halkı kendi kimliğini uzun ve acılı bir mücadele sonucunda çoktan kazanmış durumda.
Şemdinli’de Kürt halkını bombalayan devlet, İstanbul’da grev çadırına saldıran devlettir
Şemdinli Olaylarının Gösterdiği
Olayın patlak vermesinden sonraki ilk günlerde tartışma gündemine, “derin devlet”, “çeteler”, “Susurluk” gibi konular hâkim olduysa da, gerçeğin gücü, tartışmaları hızla Kürt sorununa getirdi. Bir komediye dönüşen “alt kimlik-üst kimlik” tartışmaları da bu çerçevede alevlendi. Her geçen gün daha da yakıcı biçimde görülüyor ki, özellikle Güney Kürdistan’da bağımsız bir devlete doğru ilerleyen sürecin hızlanmasıyla birlikte, Türkiye’deki Kürt sorunu, düzenin dikiş yerlerini daha çok zorlayan bir nitelik kazanıyor.
Kolonyalizmden Emperyalizme
Ulusal Sorunda Tartışmalı Noktalar
Kolonyalizmden Emperyalizme adlı bu çalışmasında Elif Çağlı, yıllarca Marksizmin tahrif edilmesine ve dolayısıyla proleter devrim mücadelesinin sekteye uğratılmasına yol açan yanlış emperyalizm kavrayışlarını ve bunların doğurduğu sonuçları irdeliyor. Emperyalizmin sömürgecilikle özdeşleştirilmesiyle başlayan bu çarpıtmanın, anti-emperyalist mücadeleyi nasıl kapitalist sisteme karşı proleter devrim mücadelesinden kopardığı ve salt bir "ulusal bağımsızlık" sorununa indirgediğini, "yeni sömürgecilik" türünden son derece yanlış teoriler doğurduğunu ve bunların ne tür sonuçlara yol açtığını gösteriyor.
Lenin Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkından Vaz mı Geçmişti?
Kürt sorununun tartışılmakta olduğu bugünlerde Marksizmin ulusal sorundaki tutumunu çeşitli yönleriyle tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. Zira yeni bir yükseliş sürecine giren ezen ulus şovenizminin karşısında tutarlı bir duruş ancak Marksizm temelinde mümkündür. Şoven dalganın basıncı arttığı ölçüde sağlam ve ilkeli bir duruşun yakıcı önemi daha da artacaktır. Bir yandan yaşanan sayısız tarihsel deney, bir yandan da üzerinde yaşadığımız topraklardaki deneyim, bu el yakan sorunda ilkeli tutumu devrimciliğin temel bir kıstası yapmaktadır.
İran’da Kürt Ayaklanması
Yüzyıllardır boyunduruk altında yaşayan Kürt halkının baskılara karşı mücadelesi sürüyor. Nitekim İran’da Temmuz ayında bir Kürt gencinin öldürülmesiyle gelişen olaylar büyük bir ayaklanmaya dönüştü. Kürt halkı baskı altında yaşamaya devam ettiği sürece bu özgürlük mücadelesinin alevi de sönmeyecek. Toprakları dört parçaya bölünmüş Kürdistan halkı, Türkiye, İran, Suriye ve Irak devletleri tarafından ezilmiş, baskı altına alınmış, yok sayılmış ve hatta yok edilmeye çalışılmıştır. Türkiye topraklarında çıkan ayaklanmalar hunharca bastırıldı ve on binlerce Kürt katledildi. Irak’ta Halepçe katliamında 5000 Kürt çoluk çocuk denmeden kimyasal silahlarla katledilmişti. Sağ kalanlarsa kimyasal silahlardan psikolojik ve fiziksel olarak ciddi şekilde etkilendi. Suriye’de 225 bin Kürdün vatandaşlık hakkı bile yok! Yani insan olarak bile kabul edilmiyorlar. Oy kullanma, mülk edinme hakları bulunmuyor.
Kürt Sorunu Tartışması
Düzen cephesi hararetli biçimde “Kürt Sorunu”nu tartışıyor. Bir süre önce “aydınlar girişimi” ile başlayan tartışmanın tansiyonu Başbakanın Diyarbakır gezisi ile iyice yükseldi. Önce Ankara’da, ardından Diyarbakır’da konuşan Başbakan, sorunun adının “Kürt Sorunu” olarak konması gerektiğini, devletin geçmişte “hatalar” yaptığını, meselenin “demokratik cumhuriyet” içinde çözüleceğini söyledi. Başbakan, “terörle mücadelenin” kesintisiz süreceğini, “bölücülüğe” ve Türkiye’nin “birlik ve bütünlüğünün” bozulmasına izin verilmeyeceğini söylemeyi de ihmal etmemesine rağmen, düzenin statükocu güçleri hop oturup hop kalktılar. Kimisi, “Kürt sorunu yok terör sorunu var” diye parmak salladı, kimisi sorunun “sosyo-ekonomik geri kalmışlık” olduğunu vurguladı. Kimisi de “daha fazla demokrasi”ye gerek olmadığını, mevcut demokrasinin “yeterli” olduğunu söyledi.
Benzerliğe dikkat
İrlanda: 1916 Paskalya Ayaklanması
Ulusal Sorun ve Sosyalist Mücadele Diyalektiği
Ulusal sorun, “asıl çelişki sınıfsaldır” gerçekliğinin arkasına sığınarak geçiştirilebilecek veya boşlanabilecek bir sorun değildir. Nitekim, ulusal sorun, tarihsel olarak burjuva demokratik bir sorun olmasına ve harekete geçirdiği kitlelerin sınıfsal çeşitliliğine karşın, barındırdığı ve kaynaklandığı çelişkiler özgün dışavurumlara sahiptirler. Enternasyonalist komünistler sosyalist temellerde birliği gerçek ve kalıcı bir çözüm olarak değerlendirseler bile, bu gerçeklikten hareketle kitlelerin –eğer varsa– ulusal sorunlarını görmezden gelmezler.




















