Solcu Lafazanlık, Özgür Doğan, Ocak 2003
DİSK Tarihi ve Militan Sınıf Sendikacılığı /2
Saraçhane mitingi ile başlayan ve 15-16 Haziran direnişi ile zirveye ulaşan süreçte öne çıkan sendikalar, bugünkü sendikal örgütlere göre oldukça militan bir karaktere sahipti. DİSK’li sendikacılar ve işçiler hak almanın ve alınan hakları korumanın ancak mücadele ile mümkün olabileceğinin farkındaydı. Bunun yanı sıra DİSK, burjuvazinin işçi kitlelerine aşılamak için büyük gayret gösterdiği ve Türk-İş’te hâkim olan “siyaset-dışı sendikacılık” anlayışına karşı kararlı bir mücadele yürüterek güçlenmişti.
DİSK Tarihi ve Militan Sınıf Sendikacılığı
1.bölüm
Militan sınıf sendikacılığını geliştirmenin önemli unsurlardan biri de tarih bilincidir. Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihi görece kısa olsa da bugünün militan işçileri için öğretici örneklerle doludur. Türkiye’de sendikal mücadelenin gelişmeye başladığı dönem aynı zamanda militan sınıf sendikacılığının ilk örneklerini sergileyecek olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in de mayalanma ve doğum yılları olmuştur. Bu dönemde yaşanan, pek çok yönden olumluluk içeren örnekler ve sonrasındaki gelişmeler bugünün öncü işçilerinin mücadelelerine ışık tutacak niteliktedir.
Bürokrasinin Sultası ve Sendikal Birleşmeler
Dünya işçi sınıfı, burjuvazinin 80’lerle başlayan ve 90’lı yıllardan itibaren ivme kazanan saldırılarıyla yüz yüze bulunuyor. Ekim Devrimini takip eden dalganın dünya kapitalist sisteminde yarattığı kırılmanın “onarılması”, ücretli kölelik sisteminin küresel ölçekte yayılmasının ve egemenliğini derinleştirmesinin önündeki tüm engellerin yıkılmasını da beraberinde getirdi. Sermaye kendisini dizginleyecek örgütlü bir gücün bulunmamasının verdiği rahatlıkla, alabildiğine pervasızlaştı ve saldırganlaştı.
Sendikal Hareketin Krizi
DİSK geçtiğimiz Şubat ayında 40. kuruluş yıldönümünü kutladı. Bu çerçevede yapılan etkinliklerin ortaya koyduğu manzara DİSK’in ve sendikal hareketin bugün içinde bulunduğu durumu özetler nitelikteydi. Geçmişte yüzbinleri meydanlara, sokaklara dökmüş, patronları titretmiş olan DİSK, bugün 40. yaş gününü birkaç küçük salon toplantısıyla, renksiz, coşkusuz ve büyük oranda işçisiz olarak kutluyor.
Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum /2
Elif Çağlı'nın makalesinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum
1.bölüm
Sendikal mücadeleye yaklaşım konusu, siyasi anlayışlardaki farklılıklara bağlı olarak her zaman önemli tartışmalara neden oldu. Bu konu günümüzde de öneminden bir şey yitirmiş değildir. Hele işçi hareketinde yaşanan gerileme koşulları hesaba katılırsa, bugün sınıfın her alanda olduğu gibi sendikal alanda da militan bir mücadeleyi güçlendirecek görüş ve değerlendirmelere ihtiyacı olduğu çok açıktır. Bu bakımdan kuşkusuz yolun başında bulunmuyoruz. Devrimci Marksist gelenek, pek çok sorunda olduğu gibi sendikal mücadeleye yaklaşım konusunda da doğru görüş ve taktiklerle donanmayı mümkün kılıyor. Dünya işçi sınıfının uzun yıllar içinde biriken mücadele deneyiminin dersleri, işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine gönül verenlerin yolunu aydınlatıyor.
Ekonomizmin Dayanılmaz Hafifliği
İşçi-emekçi yığınlar tam da örgütsüz ve bilinçsiz olduklarından, burjuva düzene ve burjuva partilerine umut bağlamışlardır. Bu tıkanıklığı aşabilmek, ancak sınıf hareketiyle kalıcı bağlar kurmak, devrimci siyaseti onun saflarına taşımak ve işçi sınıfının en ileri unsurlarını devrimci Marksizme kazanmakla mümkündür. Aksi takdirde, bugün için kafası burjuva ideolojisinin safsatalarıyla dolu, siyasi mücadelesi reformizmin sınırlarını aşmayan ve dar bir ekonomizme saplanmış durumdaki sınıf hareketini, devrim mücadelesine yönlendirmek mümkün olmayacaktır.
Sınıf Uzlaşmacı Sendikacılık Anlayışına Karşı Mücadele Yükseltilmelidir!
Sendikal mücadele geleneğindeki bu yozlaşmaya son verecek olan tek şey işçilerin bilinçlenmesidir. Burjuvazi işçilerin bilinçlenmesini engellemek için tüm araçlara sahiptir. Bu konuda muazzam başarılar elde etmiştir. Sendika bürokrasisi de burjuvaziye yardımcı güç olarak görevini kusursuz olarak yerine getirmektedir. İşçilerin bilinçsiz kalması sendikacılar için bulunmaz nimettir. Bu durumda en büyük görev öncü işçilere düşmektedir. İşçi sınıfının müfrezeleri olan öncü işçiler, bıkmadan usanmadan işçilerin bilinçlenmesi için çaba sarf etmelidir. Her türlü sorunda ideolojik netlik kazanmak ve işçi sınıfının devrimci bilimiyle, Marksizmle donanmak öncü işçilerin birinci hedefleri olmalıdır.
Sendikal Mücadeleye Militan Yaklaşım
Sendikalar işçi sınıfının birer silahıdırlar. Bu silah bugün paslı, mekanizması bozuk ve uzun süre kullanılmamaktan dolayı işe yaramaz haldedir. Hatta çoğu zaman işçi sınıfı bu silahı kullanmasını da bilmediğinden, burjuvazi tarafından bizzat kendisine karşı kullanılmaktadır. Ama bu durum onun bir silah olduğu ve hatta işçi sınıfının elinde bir silah olduğu gerçeğini değiştirmez. Yapılması gereken, bu silahı temizleyerek işler hale getirmek ve burjuvaziye doğrultmaktır. Ne var ki işçilerin çoğunluğu henüz bu bilinçten yoksun durumdadırlar. Dolayısıyla sendikalarda uzun soluklu, ciddi bir çalışma yürütülmeden, kaybedilmiş mevzilerin tekrar kazanılması mümkün olmayacaktır. Yapılması gereken, işçi sınıfına ve onun ideolojisine yakışır tarzda politikaların, militan bir sınıf sendikacılığı anlayışının savunulması ve örgütlenmesidir.
Sınıf Uzlaşmacı Sendikal Anlayışa Karşı Mücadele Tohumları Yeşeriyor
İşçi sınıfının tabandan yükselen mücadelesi olmaksızın mücadelede kazanım elde edebilmek olanaksızdır. Konfederasyonların sınıf uzlaşmacı siyasetlerinden bıkmış olan ve işçilerin basınçları sonucu öne atılan mücadeleci şubeler heyecanla mücadeleye başlamışlar, fakat henüz mücadelelerinin sürekliliğini sağlayamamışlardır. Her şeye rağmen başlangıç noktası oldukça önemlidir. Ne var ki, 50 yıllık sendika bürokrasisinin tecrübeli geçmişi karşısında kararlı, bilinçli, örgütlü ve militan bir örgütlenme olmaksızın başarı kazanabilmek mümkün değildir.
İstanbul Sendika Şubeleri Temsilciler Kurulu
İşçi sınıfına muazzam saldırıların yaşandığı, emperyalist savaşa karşı çıkan işçi sınıfı ve emekçi güçlerin tüm dünyada sokağa döküldüğü böyle bir zamanda, Türkiye işçi sınıfı yavaş ve geriden de olsa harekete geçiyor. 1 Martta Ankara'da 100 bin kişinin katıldığı miting bu anlamda önemliydi. Türkiye işçi sınıfına saldırılar, dünyadaki saldırılarla eş zamanlı gelişiyor. Geçtiğimiz aylarda Yunanistan'da, Fransa'da, Portekiz'de, İspanya'da işçi sınıfı sermayenin saldırılarına ve emperyalist savaşa karşı sokaklara döküldü. İşçi sınıfı kapitalizmin uluslararası saldırılarıyla karşı karşıya. Ama henüz saldırılara karşı uluslararası mücadele birliğini oluşturabilmiş değil.
İşçi Sınıfı ve Varoşlar
Bu yazıda, kendilerini komünist olarak nitelemelerine ve önceliği işçi sınıfı içinde çalışmaya vermelerine rağmen, işçi sınıfının örgütlerindeki ve büyük işyerlerindeki faaliyeti es geçip, varoşçuluğu savunanların yaklaşımlarını ele alıyoruz. Bu tür sabırsız solcuların işçi sınıfına yönelik değerlendirmeleri çeşitli farklılıklar taşıyor olsa da bu tür yaklaşımların üç ayağı var: İlkin, işçi sınıfının sadece fabrika işçileriyle sınırlı olmadığı vurgulanır, ki bu doğrudur. Ardından, sınıfın en dinamik kesiminin büyük fabrika ve işletmelerdeki işçilerden değil, küçük işletmelerdeki işçilerden oluştuğu ileri sürülür. Ve son olarak küçük işletmelerde çalışanların varoşlarda yaşadıklarından yola çıkarak devrimci faaliyetin temel ekseninin fabrikalardan varoşlara kaydırılması gerektiğinin propagandası yapılır. Yani fabrikalar ve büyük işletmeler değil, varoşlar kalelerimiz olmalıdır denilir.
Solcu Lafazanlık 
Sendikaların, sendikalı işçilerin ya da sendikal işleyişin, içinden geçilen dönemde ne durumda olduğunu saptamak, belli ayrımlara, farklılıklara işaret etmek üzere, çeşitli kavramları öne çıkartmak, ve buradan işçi örgütlerinde mücadele etme gereğine dönük sonuçlar çıkartmak başka bir şeydir, aynı kavramlara dayanarak sendikalar içinde devrimci komünist bir faaliyeti reddetmek ise bambaşka bir şey. Birinci tutum mücadeleden korkmayan devrimci proleter bir tutum iken, ikincisi mücadeleden kaçan küçük-burjuva bir tutumdan başka bir şey değildir.


















