Büyüyen İşçi Sınıfı, Elif Çağlı, Ekim 1999
Solcu Lafazanlık, Özgür Doğan, Ocak 2003
İşçi Sınıfına Selam!
Yok olduğu söylenen işçi sınıfı, kapitalizmin ilkel birikim dönemine benzer çalışma koşullarına geri döndürülen bölükleri ve işsizlik girdabına sürüklenen yedek sanayi ordularıyla modern çağların kentlerini devasa varoşlara dönüştürüp kuşatıyor. Proletarya, kendisini tarihten silmeye ve külliyen yok saymaya çalışanlara inat, “ben buradayım” diye dikilip haykırıyor. Uzun bir süredir uyuklayan dev, genel bir uyanış ve silkiniş çabası içinde olduğunu dosta düşmana göstermeye başlıyor. Önümüzdeki 1 Mayıs günü de dünyanın dört bir yanında işçiler kızıl bayrakları ve savaşsız, sömürüsüz bir dünya istemini dile getiren pankartlarıyla; birlik, mücadele ve dayanışma istemini dile getiren sloganlarıyla alanları dolduracaklar. Selam olsun dünya işçi sınıfına! Selam olsun yaratana! Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları
Vaktiyle Rus işçi hareketi içinde yaşanan bu Bolşevik-Menşevik bölünmesinin üzerinden nice yıllar geçmiş bulunuyor. Artık ne bu bölünmeye sahne olan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi mevcut ne de Ekim Devriminin öncüsü ve Komünist Enternasyonal’in kurucusu olan Bolşevik Komünist Partisi. Bolşevik ve Menşevik eğilim arasında sürüp giden mücadelenin izlerini taşıyan Sovyetler Birliği bile artık tarihe karışmış durumda. Fakat bütün bu değişimlere karşın, Bolşevik ve Menşevik kavramları, dünya işçi hareketindeki iki farklı eğilimi niteleyen genelleşmiş içerikleriyle günümüzde de yaşam sürdürüyorlar.
Devrimci Propaganda ve Ajitasyon
Tüm propaganda, ajitasyon ve örgütlenme çalışmasını güdüleyen esas prensip, işçi sınıfının kurtuluşunun ancak kendi eseri olabileceğine duyulan inanç ve güven olmalı. Devrimci ajitasyon, propaganda ve örgütlenmede işçi kitlesine güven telkin etmek kadar, onlara kendi eylemleri temelinde kendilerine güven kazandırılabilmeli.
İdeolojinin Önemi ve Sınıf Temeline Oturmayan Devrimcilik
Günümüzde proleter enternasyonalizmini yeniden örgütlü bir güç katına yükseltmek için, her şeyden önce devrimci Marksist ideolojiden hiçbir stratejik konuda ödün vermeyen bir siyasal anlayış egemen kılınabilmeli. Bunun için de enternasyonalist komünistlerin hangi ülkede mücadele yürütürlerse yürütsünler, mücadele alanını burjuva ve küçük-burjuva sol anlayışların olumsuz etkilerinden temizlemeye ihtiyaçları var. Hedefe ulaşmayı mümkün kılacak sağlıklı güçleri bir tarafta toparlayabilmek için tarihin eleği olacak devrimci ideoloji konusunda bozulan netliği yeniden ve sağlam temellerde kurmak gerekiyor.
Kaybedilen Mevziler Mücadeleyle Kazanılır
Taksim 1977’de 500 bin kişiyle 1 Mayıs alanına çevrilmişti. Üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Türkiye işçi sınıfı, bir daha ’77 1 Mayısının bilinç ve örgütlülük düzeyini aşan bir miting gerçekleştiremedi. Ancak Türkiye işçi sınıfının gerçekleştiremedikleri ve kaybettiği mevziler bununla sınırlı değildir.
Bürokrasinin Sultası ve Sendikal Birleşmeler
Dünya işçi sınıfı, burjuvazinin 80’lerle başlayan ve 90’lı yıllardan itibaren ivme kazanan saldırılarıyla yüz yüze bulunuyor. Ekim Devrimini takip eden dalganın dünya kapitalist sisteminde yarattığı kırılmanın “onarılması”, ücretli kölelik sisteminin küresel ölçekte yayılmasının ve egemenliğini derinleştirmesinin önündeki tüm engellerin yıkılmasını da beraberinde getirdi. Sermaye kendisini dizginleyecek örgütlü bir gücün bulunmamasının verdiği rahatlıkla, alabildiğine pervasızlaştı ve saldırganlaştı.
Hedefe Kilitlenmek
Leninist örgütlenme anlayışı, olağan dönemlerde kitlenin gündelik mücadeleye uyarlanmış psikolojisinin mutlak hesaba katılmasını ve kitle içinde hassas bir çalışma yürütülmesini şart koşuyor. Bu da, işçi kitlesinin gündelik mücadelesini ilerletecek taleplerin ileri sürülmesi ve bu talepler etrafında mücadelenin yükseltilmeye çalışılması anlamına gelir. Fakat bu bağlamda ileri sürülecek talepler ve bu taleplerin savunu tarzı da devrimci olmalıdır.
Sendikal Hareketin Krizi
DİSK geçtiğimiz Şubat ayında 40. kuruluş yıldönümünü kutladı. Bu çerçevede yapılan etkinliklerin ortaya koyduğu manzara DİSK’in ve sendikal hareketin bugün içinde bulunduğu durumu özetler nitelikteydi. Geçmişte yüzbinleri meydanlara, sokaklara dökmüş, patronları titretmiş olan DİSK, bugün 40. yaş gününü birkaç küçük salon toplantısıyla, renksiz, coşkusuz ve büyük oranda işçisiz olarak kutluyor.
Tehlikeli Bir Eğilim: Oportünizm
Marksist literatürde sıkça kullanılan kavramlardan biri olan oportünizm kelime karşılığıyla fırsatçılık anlamına geliyor. Fırsatçı yaklaşımların özellikle kapitalist toplumda yaşamın çeşitli alanlarında ve çeşitli biçimlerde karşımıza çıkan son derece yaygın bir eğilim oluşturduğunu biliyoruz. Siyasi mücadele söz konusu olduğunda da, oportünizm, aslında burjuva partilerden sol örgütlere dek tüm siyasi yapılanmalar içinde karşılaşılabilecek olan, ilkesiz ve hep kendi çıkarına yontan fırsatçı politika tarzını anlatıyor.
Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum /2
Elif Çağlı'nın makalesinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum
1.bölüm
Sendikal mücadeleye yaklaşım konusu, siyasi anlayışlardaki farklılıklara bağlı olarak her zaman önemli tartışmalara neden oldu. Bu konu günümüzde de öneminden bir şey yitirmiş değildir. Hele işçi hareketinde yaşanan gerileme koşulları hesaba katılırsa, bugün sınıfın her alanda olduğu gibi sendikal alanda da militan bir mücadeleyi güçlendirecek görüş ve değerlendirmelere ihtiyacı olduğu çok açıktır. Bu bakımdan kuşkusuz yolun başında bulunmuyoruz. Devrimci Marksist gelenek, pek çok sorunda olduğu gibi sendikal mücadeleye yaklaşım konusunda da doğru görüş ve taktiklerle donanmayı mümkün kılıyor. Dünya işçi sınıfının uzun yıllar içinde biriken mücadele deneyiminin dersleri, işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine gönül verenlerin yolunu aydınlatıyor.
Burjuva İşçi Partileri Üzerine
İşçi sınıfının devrimci önderlikten yoksun bulunduğu günümüz koşullarında tam da geçmişin eğrisi ve doğrusunu ayırt etmek gerekirken, kimileri yine aynı yanlış yolları tutmakta ısrarcılar. Bugün Türkiye’de burjuvazinin bir kesimi Avrupa tipi bir sosyal demokrat partinin yaratılmasını arzularken, kimi sendika bürokratları da bir işçi partisinin kurulmasını savunmaktalar. İlk bakışta iki ayrı sınıf cephesinden kaynaklanıyormuş gibi görünen bu istem ve çabalar neticede ortak bir noktada buluşuyorlar. Siyasal niteliği burjuva, tabanı işçi olan bir kitle partisi yaratmak! Ne var ki, bu tür bir partiyi savunanların bu kapsamda bir parti kurmak için çaba sarfetmelerinde garipsenecek bir taraf bulunmuyor. Asıl eleştirilecek yön, Marksist geçinen bazı sosyalist çevrelerin mal bulmuş mağribi gibi bu kervana katılmakta bir sakınca görmemeleridir.
Büyüyen İşçi Sınıfı
“Elveda Proletarya” Diyenlere Yanıt
Globalleşen kapitalist sömürü düzeninin tehlike çanlarını, küçük-burjuvazinin ağır bastığı "halk ittifakları" değil, globalleşen proletarya çalıyor. İşte bu kitapta amacımız, Marksizmin parıldayan bilimsel ışığı altında, işçi sınıfı gerçeğini çeşitli yönleriyle aydınlatabilmektir. Burjuva istatistiklerinin çarpıtmalarına aldanmaksızın ve okuyucuyu rakamlara boğmaksızın, Marksist teorinin çözümlemeleri temelinde yürütülen bu çalışmanın ortaya koyduğu yalın gerçek şudur: Ona veda etmek isteyenlere ya da olduğundan küçük göstermeye çalışanlara inat, işçi sınıfı büyüyor.
Ekonomizmin Dayanılmaz Hafifliği
İşçi-emekçi yığınlar tam da örgütsüz ve bilinçsiz olduklarından, burjuva düzene ve burjuva partilerine umut bağlamışlardır. Bu tıkanıklığı aşabilmek, ancak sınıf hareketiyle kalıcı bağlar kurmak, devrimci siyaseti onun saflarına taşımak ve işçi sınıfının en ileri unsurlarını devrimci Marksizme kazanmakla mümkündür. Aksi takdirde, bugün için kafası burjuva ideolojisinin safsatalarıyla dolu, siyasi mücadelesi reformizmin sınırlarını aşmayan ve dar bir ekonomizme saplanmış durumdaki sınıf hareketini, devrim mücadelesine yönlendirmek mümkün olmayacaktır.
Neden İşçi Sınıfı?
İşçiler tek tek bireyler olarak, kapitalist toplumun her bireyi gibi, birçok zayıf yön taşırlar. O nedenle bireyler olarak işçileri idealize edip yüceltmek son derece yersizdir. Birey olarak işçiler kafalarında sınıflı toplumlar tarihinin ve cehaletin birçok önyargılarını, gerici düşünce biçimlerini barındırırlar. Birey olarak aldığımızda bu önyargılar ancak devrimci bir eğitimle giderilebilir. Ancak işçiler kolektif örgütlülüklerinde ve eylemlerinde bireysel sınırlılıklarını aşıp, daha büyük bir organizmanın, işçi sınıfının bir parçası olarak hareket etmeye başlarlar.
Sınıf Uzlaşmacı Sendikacılık Anlayışına Karşı Mücadele Yükseltilmelidir!
Sendikal mücadele geleneğindeki bu yozlaşmaya son verecek olan tek şey işçilerin bilinçlenmesidir. Burjuvazi işçilerin bilinçlenmesini engellemek için tüm araçlara sahiptir. Bu konuda muazzam başarılar elde etmiştir. Sendika bürokrasisi de burjuvaziye yardımcı güç olarak görevini kusursuz olarak yerine getirmektedir. İşçilerin bilinçsiz kalması sendikacılar için bulunmaz nimettir. Bu durumda en büyük görev öncü işçilere düşmektedir. İşçi sınıfının müfrezeleri olan öncü işçiler, bıkmadan usanmadan işçilerin bilinçlenmesi için çaba sarf etmelidir. Her türlü sorunda ideolojik netlik kazanmak ve işçi sınıfının devrimci bilimiyle, Marksizmle donanmak öncü işçilerin birinci hedefleri olmalıdır.
Sendikal Mücadeleye Militan Yaklaşım
Sendikalar işçi sınıfının birer silahıdırlar. Bu silah bugün paslı, mekanizması bozuk ve uzun süre kullanılmamaktan dolayı işe yaramaz haldedir. Hatta çoğu zaman işçi sınıfı bu silahı kullanmasını da bilmediğinden, burjuvazi tarafından bizzat kendisine karşı kullanılmaktadır. Ama bu durum onun bir silah olduğu ve hatta işçi sınıfının elinde bir silah olduğu gerçeğini değiştirmez. Yapılması gereken, bu silahı temizleyerek işler hale getirmek ve burjuvaziye doğrultmaktır. Ne var ki işçilerin çoğunluğu henüz bu bilinçten yoksun durumdadırlar. Dolayısıyla sendikalarda uzun soluklu, ciddi bir çalışma yürütülmeden, kaybedilmiş mevzilerin tekrar kazanılması mümkün olmayacaktır. Yapılması gereken, işçi sınıfına ve onun ideolojisine yakışır tarzda politikaların, militan bir sınıf sendikacılığı anlayışının savunulması ve örgütlenmesidir.
Kitle Örgütleri Üzerine
Rus Marksistlerine Mektup
İşçi hareketleri üzerine on yıllar süren çalışmalardan şu kaçınılmaz sonucu çıkardım: İşçi kitleleri toplumu dönüştürmek üzere mücadele arenasına çıktıklarında ilk etapta geleneksel kitle örgütlerinin çekim alanına girerler...
Sınıf Uzlaşmacı Sendikal Anlayışa Karşı Mücadele Tohumları Yeşeriyor
İşçi sınıfının tabandan yükselen mücadelesi olmaksızın mücadelede kazanım elde edebilmek olanaksızdır. Konfederasyonların sınıf uzlaşmacı siyasetlerinden bıkmış olan ve işçilerin basınçları sonucu öne atılan mücadeleci şubeler heyecanla mücadeleye başlamışlar, fakat henüz mücadelelerinin sürekliliğini sağlayamamışlardır. Her şeye rağmen başlangıç noktası oldukça önemlidir. Ne var ki, 50 yıllık sendika bürokrasisinin tecrübeli geçmişi karşısında kararlı, bilinçli, örgütlü ve militan bir örgütlenme olmaksızın başarı kazanabilmek mümkün değildir.
İstanbul Sendika Şubeleri Temsilciler Kurulu
İşçi sınıfına muazzam saldırıların yaşandığı, emperyalist savaşa karşı çıkan işçi sınıfı ve emekçi güçlerin tüm dünyada sokağa döküldüğü böyle bir zamanda, Türkiye işçi sınıfı yavaş ve geriden de olsa harekete geçiyor. 1 Martta Ankara'da 100 bin kişinin katıldığı miting bu anlamda önemliydi. Türkiye işçi sınıfına saldırılar, dünyadaki saldırılarla eş zamanlı gelişiyor. Geçtiğimiz aylarda Yunanistan'da, Fransa'da, Portekiz'de, İspanya'da işçi sınıfı sermayenin saldırılarına ve emperyalist savaşa karşı sokaklara döküldü. İşçi sınıfı kapitalizmin uluslararası saldırılarıyla karşı karşıya. Ama henüz saldırılara karşı uluslararası mücadele birliğini oluşturabilmiş değil.
İşçi Sınıfı ve Varoşlar
Bu yazıda, kendilerini komünist olarak nitelemelerine ve önceliği işçi sınıfı içinde çalışmaya vermelerine rağmen, işçi sınıfının örgütlerindeki ve büyük işyerlerindeki faaliyeti es geçip, varoşçuluğu savunanların yaklaşımlarını ele alıyoruz. Bu tür sabırsız solcuların işçi sınıfına yönelik değerlendirmeleri çeşitli farklılıklar taşıyor olsa da bu tür yaklaşımların üç ayağı var: İlkin, işçi sınıfının sadece fabrika işçileriyle sınırlı olmadığı vurgulanır, ki bu doğrudur. Ardından, sınıfın en dinamik kesiminin büyük fabrika ve işletmelerdeki işçilerden değil, küçük işletmelerdeki işçilerden oluştuğu ileri sürülür. Ve son olarak küçük işletmelerde çalışanların varoşlarda yaşadıklarından yola çıkarak devrimci faaliyetin temel ekseninin fabrikalardan varoşlara kaydırılması gerektiğinin propagandası yapılır. Yani fabrikalar ve büyük işletmeler değil, varoşlar kalelerimiz olmalıdır denilir.
Dövüşenler Ölenlerin Tutmaz Yasını!
Ocak ayı vesilesiyle ölümlerini andığımız tüm bu büyük devrimcilerin mirası bizim geleneğimize, yani devrimci Marksist, ya da bir başka deyişle enternasyonalist komünist geleneğe aittir. Onlar bize aittir ve onları hem düşmana karşı, hem de sahiplenir görünen, ama gerçekte onların mirasının özüyle bağdaşmayan politik duruşları olanlara karşı korumak boynumuzun borcudur. Bunu yerine getirebilmenin en iyi yolu da onların yasını tutmak değil, onların mücadelelerinden ve hatalarından gerekli dersleri çıkarmak ve hepsinden önemlisi onların uğruna savaştıkları devrimci Marksist bir Enternasyonali yeniden ve dünya devriminin yeni bir dalgası gelmeden önce yaratmaktır. Onların hayatından çıkan en büyük ders budur.
Solcu Lafazanlık 
Sendikaların, sendikalı işçilerin ya da sendikal işleyişin, içinden geçilen dönemde ne durumda olduğunu saptamak, belli ayrımlara, farklılıklara işaret etmek üzere, çeşitli kavramları öne çıkartmak, ve buradan işçi örgütlerinde mücadele etme gereğine dönük sonuçlar çıkartmak başka bir şeydir, aynı kavramlara dayanarak sendikalar içinde devrimci komünist bir faaliyeti reddetmek ise bambaşka bir şey. Birinci tutum mücadeleden korkmayan devrimci proleter bir tutum iken, ikincisi mücadeleden kaçan küçük-burjuva bir tutumdan başka bir şey değildir.


















