İran Devrimi, Akın Erensoy, 13 Ocak 2007

İran Devrimi, Burjuva İç Kapışma ve Dersler

Utku Kızılok, 1 Şubat 2010

İran’da siyasal ve toplumsal hoşnutsuzluk devam ediyor. Kitlelerin biriken öfkesi her vesileyle kendini dışa vuruyor. Mevcut yönetime muhalif olan ve geçtiğimiz Aralık ayında ölen Ayetullah Ali Montazeri’nin cenaze töreninin ve hemen sonrasına rastlayan Aşura anmasının on binlerce kişinin katıldığı bir gösteriye dönüşmesi bu hoşnutsuzluğun bir ifadesidir. Molla rejimi daha önceki gösterilerde olduğu gibi, bu sefer de kitleleri bastırmaya girişti, birçok insan ölürken, onlarcası tutuklandı ve bir o kadarı da yaralandı. Öyle gözüküyor ki, önümüzdeki dönemde de bu tip kitle gösterileri yaşanmaya devam edecek. Zira egemen sınıf içindeki kavga sürüyor ve on yıllardır kitlelere zulüm uygulayan koyu molla diktatörlüğü yerli yerinde duruyor. Molla rejiminin çelişkilerinin ne yönde çözüleceğini esas belirleyecek olan işçi sınıfı ise henüz örgütlü gücüyle ve sınıf kimliğiyle bu hareketin içine girmiş değildir.

“İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /2

Levent Toprak, 1 Ağustos 2009

Dinin siyasete alet edilmesi olgusu mevcudiyetini sürdürmektedir ve burjuva düzen varoldukça bunun şekil değiştirerek de olsa sürmesi kaçınılmazdır. Bir örgütlü alternatifin yokluğunda, kapitalizmin dehşeti karşısında, yoksul emekçi kitleler için din, kadim bir sığınak olarak alternatif olma işlevini sürdürecektir. Bu durumda Marksistlerin görevi din karşısında kaba burjuva aydınlanmacılığının tutumlarını sergilemek değil, Marksizmin din konusundaki sağlıklı tutumunu güçlendirmek ve bunun için emekçi kitlelerin sermayeye karşı örgütlü mücadelesini ilerletmektir.

“İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati

1.bölüm

Levent Toprak, 1 Temmuz 2009

Geçtiğimiz Mayıs ayının başlarında Türkiye’de iki büyük uluslararası organizasyon gerçekleşti. 145 ülkeden 2300 işadamı ile Türkiye’den 3000’i aşkın işadamını bir araya toplayan Dünya Ticaret Köprüsü adlı organizasyon ve yine 115 ülkeden 700 öğrencinin katıldığı, medyada oldukça geniş yer verilen Türkçe Olimpiyatları. Birçok devlet adamı ve siyasetçinin de arzı endam ettiği bu iki organizasyonun ortak yanı, örgütleyicisinin Fethullah Gülen cemaati olmasıydı. Böylece artan ölçüde bir tartışma konusu olan cemaatin ulaştığı güç ve etkinlik düzeyi hakkında son yılların göstergelerine yeni ve çarpıcı bir sayfa daha eklenmiş oldu.

Alevi Mitingi ve Düzenin Sözde Açılımları

Selim Fuat, 1 Ocak 2009

Kemalizmin ve onun partisi CHP’nin gerçek yüzünü görmedikleri sürece de bu yanılsamaları sürecektir. CHP sürekli olarak bu yanılsamayı yeniden üreterek Alevi emekçileri burjuva devletin payandalarından biri yapmaktadır. İşçi sınıfı devrimcileri bu yüzden bıkmadan usanmadan Alevi emekçilere gerçekleri göstererek onların da işçi sınıfının safında mücadele etmesini sağlamalıdır. Burjuvazinin, demokratik haklar konusunda, hiçbir kesim için atacağı tutarlı, kararlı ve köklü bir adım yoktur. Onun cesaretsizliği bu tür sorunların çözümü görevini de işçi iktidarına bırakmaktadır. Bu yüzden Alevi emekçiler, sahte demokratların ve laikçilik tüccarlarının yarattığı yanılsamaları bir kenara itip, işçi sınıfı devrimciliği anlayışı ile mücadeleye katılmalıdır. Özgürleşmenin başka yolu yoktur.

Laiklik Kisvesine Bürünmüş Gericilik

Selim Fuat

ikiyüzlü “özgürlükçü”lerin tersine, tutarlı demokratlar olarak Marksistler, demokratik hak ve özgürlükleri en gelişmiş biçimleriyle savunmalarının yanı sıra, insanların dinsel inançlarından ötürü kamusal haklarından mahrum edilmesine de karşı çıkarlar. Tüm demokratik sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da Marksistlerin görevi, soruna gözlerini kapamak veya burjuvazinin şu ya da bu kesimine yedeklenmek değil, işçi sınıfının bağımsız örgütlülüğü temelinde hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmektir.

Alevi Derneklerinin Kadıköy Mitingi

İstanbul’dan bir işçi, 4 Şubat 2008
alevi miting1

Pir Sultan Abdal Derneği 3 Şubat günü Kadıköy’de “Öğretine, Onuruna, Özgürlüğüne Sahip Çık” mitingi düzenledi. Mitinge katılan dernekler ve çeşitli örgütler saat 13’te Tepe Nautilus önünde toplanmaya başladılar. Alevi dernekleri CHP ve DSP’yi korteje almadılar.

Din Sorunu, Laiklik ve Marksizm

Oktay Baran

Gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa bağımsız sınıf çıkarları penceresinden yaklaşmasını ve gerçekten devrimci Marksist bir perspektif sunmasını gerekli ve acil kılıyor. Bu noktada atılması gereken ilk adım, sosyalist hareketin kendisini burjuva laisizminin dar bakış açısından ve tepeden inmeci geleneklerden tümüyle kurtarmasıdır.

Aleviler ve Seçimler

Selim Fuat, Temmuz 2007

2 Temmuz 1993’te 35 insanın yakılarak can verdiği Sivas katliamının 14. yıldönümüne denk gelen günler genel seçimlerin de hemen öncesine rastlayınca, Aleviler ve Alevilik seçimler bağlamında sıkça gündeme gelmeye başladı.

Hangisini istersiniz: Cennet mi, Cehennem mi?

Esenler’den bir metal işçisi, 26 Ocak 2007

Sivas Katliamı, Alevilik ve Laiklik Üzerine

Levent Toprak, Temmuz 2006

Çağımızın tek tutarlı devrimci öğretisi Marksizmdir ve Alevi işçi ve emekçiler için olduğu gibi tüm dünyadaki işçi ve emekçilerin kurtuluş mücadelesinin bayrağı da Marksizmdir. Dolayısıyla Alevi işçi ve emekçiler için mücadelenin gerçek adresi de devrimci işçi hareketinin safları olmak durumundadır. Onların gerçek “can”ları ya da musahipleri, Alevi patronlar ya da devlet aygıtının yüksek katlarındaki Aleviler değil, Sünni olsun olmasın diğer işçilerdir. Burjuvayı ve işçiyi Alevi kimliğinin çatısı altında “gelin canlar bir olalım” çağrısıyla birleştirmeye çağırmak, Alevi işçiyi sınıf işbirliği bataklığına sürüklemektir. Bugün Alevi işçi için “gelin canlar bir olalım” çağrısının karşılığı devrimci proletaryanın ”bütün dünyanın işçileri birleşin” şiarı, “can”ın karşılığı da “sınıf kardeşi” ya da “yoldaş” olmak durumunda değil mi?

İslam ve Kapitalizm

Kerem Dağlı, 13 Ocak 2007

İslamiyetin ve diğer dinlerin bugün hâlâ kitleler nezdinde kabul görmesinin ve daha da önemlisi bir kurtuluş kapısı olarak algılanmasının en büyük nedeni, insanların kapitalizmin gücü ve baskısı karşısında kendisini çaresiz hissetmesidir. Oysa ne İslam ne de bir başka dinsel toplum düzeni işçi ve emekçi kitlelerin sorunlarına çözüm getirebilir. Her türden kötülüğün, acının, sefaletin ve eşitsizliğin kaynağı olan kapitalist sistemi ortadan kaldırmadıkça işçi sınıfının kurtuluşu mümkün değildir. Kapitalizmin tek alternatifi işçi sınıfının kendi elleriyle kuracağı sosyalist bir dünyadır.

Sivas Katliamının Sorumlusu Kapitalist Devlettir!

Cem Keskin, 8 Temmuz 2004

Yükseliş çağında, feodal kurumların en başta gelenlerinden biri olan kiliseye karşı verdiği savaşımda laikliğin ve dine karşı akılcılık felsefesinin bayraktarlığını yapan burjuvazi, siyasal iktidarı ele geçirdikten kısa bir süre sonra, sınıfsal iktidarına yönelmeye başlayan tehditlere karşı din olgusuna yeniden sarılarak, tıpkı kendisinden önceki mülk sahibi egemen sınıflar gibi dini, kitleleri düzene bağlamanın bir aracı olarak kullanmaya yönelmişti. Burjuvazi işçi sınıfının ürettiği zenginliklerin üzerine kurulu egemenliğinin temellerini sarsacak ya da tümüyle ortadan kaldırabilecek devrimci durumların baş gösterdiği dönemlerde diğer yöntemlerin yanı sıra dinsel gericiliği bizzat kendi eliyle palazlandırır. Kapitalizmin ortadan kaldırılması ortak hedefiyle birleşerek ayaklanan emekçi kitleleri mezhep ayrımları, dinsel farklılıklar gibi yapay ayrımlar temelinde bölmeyi amaçlar. Bunun örnekleri ülkemizde defalarca yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.

Papa Öldü – Karol Wojtyla (Papa II. John Paul) İçin Ölüm İlanı

Gernot Trausmuth, 5 Nisan 2005

Papa olarak da bilinen Karol Wojtyla, medya karşısında mükemmel bir biçimde sergilenen uzun ıstırapların ardından 2 Nisanda göçüp gitti. Medya onun ölümünü, binlerce kişiyi yasa boğan ve Katolik Kilisesine ikinci bir bahar yaşatan –bu bahar kısa sürecek olsa da– muazzam bir tiyatro gösterisine dönüştürdü.

YÖK Tasarısı ve İmam-Hatip Tartışması

Deniz Moralı, 19 Mayıs 2004

Aslında her ikisi de özünde gerici olan burjuva kamplar, açıkça görüldüğü gibi, devlet ve dinin birbirinden ayrışmasını istememektedirler. İşin özü bu olduğu için, bunlar arasındaki mücadele de esasen, birinin devletin dinin içine daha fazla sızması için, diğerinin ise dinin devlet içine daha fazla sızması için verdiği mücadele anlamına gelmektedir. İşçi sınıfının devrimci perspektifi ise din ve devletin gerçek anlamda birbirinden ayrılması ve bunun bir parçası olarak din ve vicdan özgürlüğünün, ait olduğu sivil alanda sağlanmasıdır.

İmam-Hatip Liseleri, Laiklik ve TC

Zeynep Güneş, 16 Kasım 2003

Laiklik en genel tanımıyla din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmadan yürütülmesidir. Oysa TC hiçbir zaman laik bir devlet olmamıştır ve şu anda da değildir. Okullarda zorunlu din dersi uygulamaları; tüm eğitim müfredatının iktidardaki hükümetlerin muhafazakârlık derecesine bağlı olarak dini bir bakış açısıyla belirlenmesi; imam-hatip okullarının bizzat devlet eğitim sisteminin bir parçası olması; sadece Sünni Müslümanların hizmetinde olan Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla devletin bireylerin dini inançlarını ve yaşantılarını tepeden belirlemesi ve burjuvazinin çıkarları doğrultusunda yönlendirmesi; Cuma namazlarında, gündemini ve içeriğini siyasi iktidarın ve MGK'nın belirlediği Diyanet fetvalarıyla kitlelerin beyin yıkama işlemlerinden geçirilmeleri... Bütün bunlar, laikliği, kadınları kafalarındaki örtüyle devlet dairelerine ve kendi kutsal alanlarına (Meclis, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Orduya ait alanlar gibi) sokmamaya indirgeyen TC'nin, kuruluşundan bu yana dinden elini hiç çekmediğinin göstergeleridir.

İran Devrimi

Akın Erensoy, 13 Ocak 2007

Devlete hakim olan sivil-asker Kemalist bürokrasi, yıllardır devam eden ayrıcalıklarını laiklik kisvesi altında savunuyor. Laikliği siyasal bir üst-kimlik olarak kullanan ve söz konusu yapısal değişimlerle siyasal egemenliğini yitireceğini bilen Kemalist bürokrasi çığlığı basıyor: Laiklik elden gidiyor, Türkiye yeni bir İran olabilir! Bu bağlamda, siyasal İslâmın şekil değiştirdiği ve şeriat İran’ının parçalanma sürecine girdiği bir dönemde, İran devrimini incelemek önem kazanıyor. Olayları tarihsel materyalist bir anlayışla incelemek ve İran’ın tarihsel gelişimini, o dönemin sosyal-siyasal koşullarını anlamak gerekir. Bu, İran’da şeriatın ne gibi koşullarda ortaya çıkan bir fenomen olduğunu ve Türkiye’de neden şeriatın hakim olamayacağını tarihsel bir perspektifle ortaya koyacaktır.

Köktendinciliğin Yeniden Dirilişi: Nedenler ve Olasılıklar

Lal Han, 28 Ekim 1994

Sovyetler Birliği'nin çöküşü, insanlık tarihinin en dalgalı ve en karışık dönemlerinden biriyle sonuçlanmıştır. "Tarihin sonu" nun habercisi olmak yerine, kapitalizm şimdiye kadar hiç görülmemiş bir krizin ağına düşmüştür.

Marksizm ve Din

Alan Woods, 22 Temmuz 2001

"Bizler, dünyadaki milyonlarca insan için tarifsiz bir sefalet, hastalık, zulüm ve ölüm anlamına gelen böyle bir sisteme karşı mücadeleyi desteklemenin, insancıl olan herkesin görevi olduğuna inanıyoruz. Milliyetine, derisinin rengine ya da dinsel inançlarına bakmaksızın her ilerici insanın mücadeleye katılmasını içtenlikle kabul ederiz. Marksistlerle Hıristiyanlar, Müslümanlar ve diğer gruplar arasında bir diyalog fırsatını da memnuniyetle karşılarız.

Fakat etkin bir şekilde mücadele etmek için, başarıyı garantileyecek ciddi bir program, politika ve perspektifin oluşturulması zorunludur. Bizler sadece Marksizmin (bilimsel sosyalizmin) böyle bir perspektif sunacağına inanıyoruz."

İçerik yayınları

Son Yayınlananlar