Marksist Teori 
  • Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı --- 1 Mart 2010
  • Linç Kampanyalarının İçyüzü --- 1 Şubat 2010
  • İran Devrimi, Burjuva İç Kapışma ve Dersler --- 1 Şubat 2010
  • Marksizm Açısından İlericilik --- 1 Şubat 2010
  • Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri --- 30 Ocak 2010
  • Minare Yasağı, İslamofobi ve Görevlerimiz --- 1 Ocak 2010
  • Sürekli Devrim Üzerine /2 --- 1 Ocak 2010
  • Psikolojik Savaş: Kirli Düzenin Kirli Yöntemleri --- 1 Aralık 2009
  • Sürekli Devrim Üzerine /1 --- 1 Aralık 2009
  • Avrupa’da Seçimler ve Yeni Reformist Tuzaklar --- 1 Kasım 2009
  • Türkiye’nin Alt-Emperyalist Açılımları --- 1 Kasım 2009
  • IMF-DB Zirvesinin Ardından --- 1 Kasım 2009
  • Hegemonya Yarışının Gölgesindeki IMF-DB Toplantısı --- 1 Ekim 2009
  • IMF Protestosuna Polis Saldırısı --- 6 Ekim 2009
  • Grev ve Direniş Deneyimlerinden Süzülenler --- 1 Eylül 2009
  • 12 Eylül’ün 29. Yılında --- 12 Eylül 2009
  • Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye --- 29 Ağustos 2009
  • Nasıl Bir Sendikal Anlayış? --- 1 Ağustos 2009
  • “İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /2 --- 1 Ağustos 2009
  • Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye --- 28 Temmuz 2009
  • Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! --- 28 Temmuz 2009
  • “İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati --- 1 Temmuz 2009
  • Sen Yolunda Yürü!.. --- 28 Haziran 2009
  • Bir Kez Daha 1 Mayıs Üzerine: Aynaya Yansıyanlar --- 1 Haziran 2009
  • Kızıl Kanatlı Rosa --- 29 Mayıs 2009
  • NATO’nun Naturası --- 2 Mayıs 2009
  • Anti-emperyalizm ve sol --- 2 Mayıs 2009
  • Kızıl Kanatlı Rosa --- 29 Nisan 2009
  • Kızıl Kanatlı Rosa --- 27 Mart 2009
  • Ekim Devrimine Giden Süreçte İşçi Denetimi Deneyimi --- 1 Mart 2009
  • İşsizler Hareketinin İmkân ve Sınırları --- 1 Şubat 2009
  • Sovyetler İşbaşında --- Ekim 1918
  • Düzen Partilerine Oy Yok! --- 1 Mart 2009
  • Ergenekon ve “Fırat’ın Doğusu” --- 28 Şubat 2009
  • Kızıl Kanatlı Rosa --- 28 Şubat 2009
  • Marksizmin Işığında, Elif Çağlı, Temmuz 2001

    Bonapartizmden Faşizme, Elif Çağlı, 23 Ağustos 2004

    Kolonyalizmden Emperyalizme, Elif Çağlı, Ocak 2004

    Büyüyen İşçi Sınıfı, Elif Çağlı, Ekim 1999

    Çürüyen Kapitalizm, Elif Çağlı, 2009

    Avrupa Birliği Sorununda Marksist Tutum, Elif Çağlı, 12 Nisan 2003

    Lenin'den Sonra Üçüncü Enternasyonal, Lev Troçki, Haziran 1928

    Çin Üzerine, Lev Troçki, 1925-1940


    Solcu Lafazanlık, Özgür Doğan, Ocak 2003

    Tek Ülkede Sosyalizm ve Merkezcilik, Zeynep Güneş, 21/09/2002

    Sürekli Devrim Üzerine /1, Elif Çağlı, 1 Aralık 2009

    Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı

    1.bölüm

    Elif Çağlı

    Marksist harekette oportünizm nitelemesi, ilkeli bir devrimci siyasetin yerine fırsatçı bir politik çizgiyi ikame edenler için kullanılıyor. İşçi hareketinde oportünizm, işçi-emekçi kitlelerin temel tarihsel çıkarlarını, kesimsel faydacılık ve kolay yoldan siyasal başarı kazanmak uğruna feda etmek anlamına geliyor. Sınıf mücadelesinde önemli karar anları geldiğinde, zor görünen devrimci yolu tutmayı göze alamayıp, düzen içi siyasal çözümler üretmeye çalışmak oportünizmin temel özelliğini oluşturuyor. Oportünizm bir eğik düzleme benziyor, bir kez bu yola girildiğinde dur durak olmuyor.

    Linç Kampanyalarının İçyüzü

    Selim Fuat, 1 Şubat 2010

    Linç girişimleri Türkiye açısından yeni olmadığı gibi, TC devletinin de sicili bellidir. “Sabrı taşan vatandaş”ların öfkesini kusması ve devlet yetkililerinin anlayışlı bir tavırla bu “tepki”leri sahiplenmesi ve saldırganları himaye etmesi durumu, sermaye düzeni tarafından uzun yıllar boyunca ihtiyaç hissedildiğinde sistemli biçimde kullanılmış bir mekanizma. Bu durum linç uygulamalarının altında yatan nedenleri, egemen sınıfın hangi ihtiyaçlarını karşıladığını ve şovenizmle zehirlenen ve kışkırtılan güruhların nelere hizmet edebileceğini ortaya koymayı gerektiriyor.

    İran Devrimi, Burjuva İç Kapışma ve Dersler

    Utku Kızılok, 1 Şubat 2010

    İran’da siyasal ve toplumsal hoşnutsuzluk devam ediyor. Kitlelerin biriken öfkesi her vesileyle kendini dışa vuruyor. Mevcut yönetime muhalif olan ve geçtiğimiz Aralık ayında ölen Ayetullah Ali Montazeri’nin cenaze töreninin ve hemen sonrasına rastlayan Aşura anmasının on binlerce kişinin katıldığı bir gösteriye dönüşmesi bu hoşnutsuzluğun bir ifadesidir. Molla rejimi daha önceki gösterilerde olduğu gibi, bu sefer de kitleleri bastırmaya girişti, birçok insan ölürken, onlarcası tutuklandı ve bir o kadarı da yaralandı. Öyle gözüküyor ki, önümüzdeki dönemde de bu tip kitle gösterileri yaşanmaya devam edecek. Zira egemen sınıf içindeki kavga sürüyor ve on yıllardır kitlelere zulüm uygulayan koyu molla diktatörlüğü yerli yerinde duruyor. Molla rejiminin çelişkilerinin ne yönde çözüleceğini esas belirleyecek olan işçi sınıfı ise henüz örgütlü gücüyle ve sınıf kimliğiyle bu hareketin içine girmiş değildir.

    Marksizm Açısından İlericilik

    Levent Toprak, 1 Şubat 2010

    Marksizmin ilericilik anlayışının sonuna kadar tutarlı özgürlükçü yönünü bir kez daha vurgulamak isteriz. Sözde ilerleme adına, tepeden inmeci, halk düşmanı yöntemlere asla prim verilemez. Burjuva demokrasisinin bile gerisinde kalan, Bonapartist, vesayetçi anlayışlara, sırf din karşıtı ve Amerika karşıtı bir söylem tutturuyorlar diye ilericilik payesini bol keseden dağıtamayız. Türkiye’deki kapıkulu sosyalizmi akımının bu tür manipülasyonlarına karşı net bir ideolojik-politik tutum gösterilmelidir. Kendine açıkça “orducu sosyalist” diyenlerin (Yalçın Küçük gibi) olduğu bir ülkede bunların sol saflarda itibar görmemesi gerekir. Bu da her şeyden önce proleter devrimci sınıf temelinde durmakla ve teorik netlikle mümkündür.

    Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri

    Elif Çağlı, 30 Ocak 2010

    AKP’nin ordu karşısında tarihen mağdur burjuva kanadın temsilcisi konumunda olması onu bir demokrasi havarisi kılmıyor. Aslında A. Altan gibilerin dillendirdiği değişim arzusu haklı bir arzu olsa bile, bunun ancak örgütlü kitlelerin mücadelesi sayesinde sağlanabileceği de bilinmeli. Bugün burjuva çerçevede cereyan edecek sınırlı değişimlerin dahi yalnızca üstten, şu ya da bu burjuva politikacının “cesareti” veya “dürüstlüğü” sayesinde bahşedilmeyeceği ve kitle mücadelesinin alttan bindireceği basınç sayesinde gerçekleşebileceği de yeterince açık olmalı. Üstelik Türkiye benzeri ülkelerin tarihi, Kürt sorunu vb. gibi kangrenleşmiş sorunlarda burjuva değişimlerin, yani tarihsel burjuva reformların ancak devrimci kitle mücadelesinin yan ürünü olarak sağlanabileceğini fazlasıyla gözler önüne seriyor. O nedenle, liberal demokrat yazarların yakın geleceğe dair çizdikleri pembe tabloların hoş yanları olsa bile, bunların her seferinde can sıkıcı çatırtılarla parçalanmasına da hiç şaşmamak gerek!

    Minare Yasağı, İslamofobi ve Görevlerimiz

    Oktay Baran, 1 Ocak 2010

    Enternasyonalist komünistler, bu tür uygulamalar karşısında ilkeli bir mücadele yürüten, sonuna kadar tutarlı demokratlardır aynı zamanda. Bizler her türlü dinsel, etnik, ırksal ve cinsel ayrımcılığa karşı mücadele ederiz. Günümüzde, gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa ilişkin doğru tutumlar sergilemesinin önemini kat be kat arttırmıştır. Böylesi bir tutumu ortaya koyabilmek ve bunu emekçi kitlelere mücadele içinde kavratabilmek içinse, her şeyden önce sosyalist hareketin kendisini milliyetçilikten ve Kemalist laiklik anlayışından özenle arındırması gerekiyor.

    Sürekli Devrim Üzerine /2

    Elif Çağlı, 1 Ocak 2010

    Bugün gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde varlık gösteren tüm siyasal çevreler açısından geçerli olmak üzere, sürekli devrim anlayışına veya geleneğine bağlı olduğunu ilan etmekle de iş bitmiyor. İşçi sınıfının devrim stratejisinin gerçekten benimsenip benimsenmediği konusunda çeşitli örgüt ve çevrelerin kendi iddialarına bakılarak değil, ancak pratikteki siyasal tutumları test edilerek karar verilebilir. Şurası açık ki, günümüz siyaset sahnesinde özelde aşamalı devrim anlayışını ya da genelde Stalinizmi eleştirir görünmekle birlikte, pratik siyasal tutumları bakımından hiç de devrimci proleter bir çizgi tutturamayan pek çok çevre ve örgüt mevcut.

    Psikolojik Savaş: Kirli Düzenin Kirli Yöntemleri

    1.bölüm

    Serhat Koldaş, 1 Aralık 2009

    Son aylarda generallerden siyasetçilere, ulusalcılardan liberallere kadar herkes muarızlarını “psikolojik savaş yürütmekle” suçluyor. Liberal çevreler askeri bürokrasinin ve ulusalcıların psikolojik savaş uygulamalarını ve planlarını “kısmen” teşhir ediyor. Öte yandan generaller de, TSK’ya karşı “asimetrik yıpratma harekâtı” yani “psikolojik savaş” yürütüldüğünü ilan ederek ortalığa saçılan pisliklerinin kokusunu perdelemeye çalışıyor.

    Sürekli Devrim Üzerine /1

    Elif Çağlı, 1 Aralık 2009

    Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.

    Avrupa’da Seçimler ve Yeni Reformist Tuzaklar

    Levent Toprak, 1 Kasım 2009

    Özde eski reformizmi canlandırma peşindeki yeni siyasi oluşumların kapsamlı reformlar getirmeleri pek mümkün olmasa da, asıl mesele bu değildir. Asıl mesele kitlelerde reformist yanılsama ve umutların yeniden canlandırılarak, onların düzen karşıtı bir yönelime girmelerini engelleyici yeni tuzakların, emniyet supaplarının yaratılmakta oluşudur. Bu konuda dikkatli olmak bir zorunluluktur.

    Türkiye’nin Alt-Emperyalist Açılımları

    Utku Kızılok, 1 Kasım 2009

    Bugün dünyayı saran kriz ve başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok bölgesine sıçrayan emperyalist savaş alevleri, kapitalist düzende kalıcı barış ve huzurun neden bir aldatmaca olduğu gerçeğini de gözler önüne sermektedir. Ama dünyaya gerçekten de barış ve huzur getirmek, ezilen uluslara özgürlük tanıyarak halkların kardeşliğini sağlamak, tüm ülke sınırlarını ortadan kaldırmak ve sınıfsız sosyalist bir medeniyete giden sürecin önünü açmak olanak dâhilindedir. Bunu da ancak işçi sınıfı ve onun devrimci iktidarı başarabilir. Bölge işçi sınıfının enternasyonalist birliğini sağlamak ise, bu hedefte önemli bir mesafe kaydetmek anlamına geliyor.

    IMF-DB Zirvesinin Ardından

    Kerem Dağlı, 1 Kasım 2009

    Kavrayış küçük-burjuva sosyalizmi temelinde şekillenince, işçi sınıfından kopuk devrimcilik de hâkim tarz haline gelmekte, iş sendikaların sosyalizm savunusu yapmamakla suçlanmasına kadar götürülebilmektedir. Oysa IMF-DB gibi emperyalist kurumları defetmenin ve neo-liberal saldırı politikalarını tavizsiz ve pervasızca uygulayan burjuva hükümete geri adım attırmanın yolu, işçi sınıfını doğru ve devrimci bir siyaset temelinde bilinçlendirmekten ve örgütlü mücadeleye sevk edebilmekten geçiyor.

    Hegemonya Yarışının Gölgesindeki IMF-DB Toplantısı

    Kerem Dağlı, 1 Ekim 2009

    Bu emperyalist kurumları protesto etmek ve kendi taleplerini örgütlü biçimde haykırmak tüm bilinçli işçilerin görevidir. Ancak Türkiye’yi halen emperyalistlerin sömürgesi olarak gören, burjuvaziyi işbirlikçi olan ve olmayan diye ikiye ayıran, bal gibi de burjuvazinin kendi isteğiyle uyguladığı programları IMF’nin dayatması olarak lanse eden, bu tür ekonomi politikalarına karşı habire kapitalist devletçiliği öne çıkaran anlayışlar artık terk edilmelidir. Sol ve devrimci güçler, milliyetçi ve küçük-burjuva anlayışlardan kurtulamadıkça ve işçi sınıfı doğru temellerde örgütlenip anti-kapitalist mücadeleye atılmadıkça, gerçek bir alternatifin ortaya konması da mümkün olmayacaktır. Tek gerçek alternatif işçilerin iktidarı ele geçirerek kendi sınıf egemenliklerini kurmalarıdır.

    IMF Protestosuna Polis Saldırısı

    6 Ekim 2009
    imf-db zirve2

    İşçi sınıfı, emperyalizmin sözcülerini üretimden gelen gücüyle püskürterek tepkisini kitlesel biçimde ortaya koyamadığı ve bu tür eylemler sendikaların ve sosyalist örgütlerin dar protesto gösterilerine indirgenmeye devam ettiği sürece, burjuvazi tüm kurumlarıyla yalanlarını yaymaya ve saldırılarını sürdürmeye devam edecek. Dünyanın geleceğini karanlığa, savaşlara, işçileri açlığa ve sefalete sürükleyen kapitalizmi tüm küreden son kalıntısına kadar temizleyecek tek güç örgütlü işçi sınıfıdır.

    Grev ve Direniş Deneyimlerinden Süzülenler

    1 Eylül 2009

    Bu birikimin en önemli ve işçi hareketinde en çok eksikliği hissedilen unsurlarından biri de grev ve direnişlerde yaşama geçirilmesi gereken devrimci anlayış ve tutumlardır. Bütün devrimciler bilir; grev ve direnişler burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıf mücadelesinin günlük yaşama yansımalarıdır. Sınıf savaşının muharebe alanlarıdır. Bu yüzden olumlu olumsuz sonuçlarıyla tek tek işçilerin yaşamında önemli etkileri olabilmektedir. Sınıf mücadelesinin gelişiminde de yer yer önemli sonuçları olur. Bu nedenlerle sınıf temelinde devrimci mücadeleyi sürdürenlerin bu husustaki deneyim ve dersleri döne döne hatırlatması önem taşımaktadır.

    12 Eylül’ün 29. Yılında

    İlkay Meriç, 12 Eylül 2009

    12 Eylül 1980’de ordu eliyle gerçekleştirilen faşist darbenin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Türkiye halen bu karabasanın izlerini üzerinden atabilmiş değil. Cuntanın hazırladığı faşist anayasa genel ruhu açısından bugün de yürürlükte. Kürt meselesinden genel olarak demokrasi meselesine kadar her türlü sorunda toplumun karşısına dikilen bu anayasanın yanı sıra, faşist cuntanın gölgesinde hazırlanıp yürürlüğe sokulan iş yasaları, ceza yasaları, siyasal partiler yasası vb. de, toplumu cendere altında tutmaya devam ediyor. Anayasanın 12 Eylül darbecilerini ve darbe döneminin suçlularını koruyan geçici 15. maddesi de aynı şekilde olduğu yerde duruyor.

    Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye

    2.bölüm

    Elif Çağlı, 29 Ağustos 2009

    Türkiye 1980 dönemecinden bu yana, burjuvazinin dışa açılma doğrultusunda gerçekleştirdiği yapısal değişim neticesinde sıçramalı biçimde yol aldı, ekonomisi büyüdü ve alt-emperyalist bir ülke oldu. Fakat Türkiye, sermaye ihracı ve sermaye hareketlerinin küresel ölçekte yönlendirilmesi bakımından henüz üst emperyalist ülkeler düzeyinde bir büyük güç konumuna ulaşmış değildir. Ne var ki, Türkiye’nin kendisi sıcak parayı ve çeşitli sermaye hareketlerini çekmek açısından çok önemli bir pazardır. Ülke içine bu denli muazzam para akışı, Türkiye kapitalizmine bir anlamda olduğundan da daha zengin bir görünüm kazandırıyor.

    Nasıl Bir Sendikal Anlayış?

    Adil Aksu, 1 Ağustos 2009

    Kuşkusuz bugün mücadeleci sınıf sendikacılığı anlayışı henüz sendikal mücadele içinde çok ama çok azınlıktadır. Ama yalnızca ve yalnızca militan sınıf sendikacılığı anlayışının egemen hale gelmesi sayesinde sendikalar gerçekten mücadeleci birer sınıf örgütü haline gelebilirler. Bugün burjuvazinin krizin bedelini işçilere ödetme, örgütsüzleştirme, sendikal yasaklar uygulama gibi saldırıları karşısında, işçilerin doğru ve mücadeleci bir tutum alabilmesi, ancak militan sınıf sendikacılığı anlayışının sendikalara hâkim kılınmasıyla mümkün olabilir. Ama öte yandan sendikalar da ancak mücadeleyle bu görüşlere kazanılabilir ve kazanılmalıdırlar.

    “İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /2

    Levent Toprak, 1 Ağustos 2009

    Dinin siyasete alet edilmesi olgusu mevcudiyetini sürdürmektedir ve burjuva düzen varoldukça bunun şekil değiştirerek de olsa sürmesi kaçınılmazdır. Bir örgütlü alternatifin yokluğunda, kapitalizmin dehşeti karşısında, yoksul emekçi kitleler için din, kadim bir sığınak olarak alternatif olma işlevini sürdürecektir. Bu durumda Marksistlerin görevi din karşısında kaba burjuva aydınlanmacılığının tutumlarını sergilemek değil, Marksizmin din konusundaki sağlıklı tutumunu güçlendirmek ve bunun için emekçi kitlelerin sermayeye karşı örgütlü mücadelesini ilerletmektir.

    Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye

    1.bölüm

    Elif Çağlı, 28 Temmuz 2009

    Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Hatırlanacağı üzere, kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi nedeniyle genelde dünya ve özelde Türk solunda yanlış siyasal tutumlar geliştirilmişti. Brezilya, Arjantin, Türkiye gibi ülkelerin birer yarı-sömürge ya da yeni sömürge olarak nitelenmesi bu tür tutumların ifadesiydi. Uzun yıllar boyunca etkisini sürdüren bu tür görüşler, daha yakın dönemlerde ise bu kez küreselleşme tartışmaları eşliğinde yeniden biçimlendirilip gündeme sokuldular. Kapitalizm altında küreselleşmenin emperyalizmin ilerleyen bir hali olduğunun kabul edilmemesi ve yeni bir “imparatorluk” aşamasıymış gibi ele alınıp sunulması bunun tipik bir örneğidir.

    Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk!

    Mehmet Sinan, 28 Temmuz 2009

    Sınıf mücadelesinin gerektirdiği çetin devrimci görevleri üstlenmeyi gönüllü olarak kabullenen ve bunun gerektirdiği devrimci yaşam tarzını içtenlikle benimseyen Marksist devrimciler için, enternasyonalist komünist nitelikte bir devrimciler örgütünün inşası görevinin ne denli önemli olduğu açıktır. İşçi sınıfının tarihsel çıkarları uğruna mücadeleyi göze almış ve kendini her bakımdan bu göreve hazırlamış sağlam bir devrimciler örgütü yaratılmaksızın, ne işçi sınıfının öncüsünün devrimci-komünist tarzda eğitilip örgütlenmesi, ne de sınıfa dayanan uzun soluklu, devrimci-komünist bir çalışmanın lâyıkıyla yürütülebilmesi mümkün olacaktır! Bunlar olmadığı takdirde ise, o hep sözü edilen ve arzulanan, gerçekten devrimci bir proletarya partisinin Bolşevik-Leninist temellerde inşası başarılamayacaktır. Bugün işçi sınıfı içinde anlamlı bir çalışma yürütmeyi ve sınıf içinde devrimci çekirdekler oluşturmayı önüne temel görev olarak koymayan örgütlenmelerin, bir süre sonra kendi içlerine kapanmaları ve küçük-burjuvaca vıdı vıdılarla tekrar tekrar bölünmeleri ve kendilerini yiyip tüketmeleri kaçınılmaz bir “kader” olacaktır!

    “İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati

    1.bölüm

    Levent Toprak, 1 Temmuz 2009

    Geçtiğimiz Mayıs ayının başlarında Türkiye’de iki büyük uluslararası organizasyon gerçekleşti. 145 ülkeden 2300 işadamı ile Türkiye’den 3000’i aşkın işadamını bir araya toplayan Dünya Ticaret Köprüsü adlı organizasyon ve yine 115 ülkeden 700 öğrencinin katıldığı, medyada oldukça geniş yer verilen Türkçe Olimpiyatları. Birçok devlet adamı ve siyasetçinin de arzı endam ettiği bu iki organizasyonun ortak yanı, örgütleyicisinin Fethullah Gülen cemaati olmasıydı. Böylece artan ölçüde bir tartışma konusu olan cemaatin ulaştığı güç ve etkinlik düzeyi hakkında son yılların göstergelerine yeni ve çarpıcı bir sayfa daha eklenmiş oldu.

    Sen Yolunda Yürü!..

    Elif Çağlı, 28 Haziran 2009

    Leninist parti anlayışının özünü, sınıfa devrimde önderlik edebilecek öncüyü örgütlemek ve bu öncüyü devrime hazırlamak oluşturur. Kuşkusuz bu örgütsel yaklaşım, sınıfın çeşitli düzey ve biçimlerde kitle örgütlerine sahip olması gerekliliğini de içerir ve bunu teşvik eder. Leninist örgüt anlayışının karşısına örgütsüz kitlelere tapınmayı veya gevşek parti tiplerini dikenler ise, yaşamın boşluk tanımadığını gözlerden gizlemek isterler. Unutulmamalı ki, devrimci bilinç sınıf içinde kendiliğinden üreyip yayılmaz. Devrimci örgütlülük sayesinde sınıfa devrimci bilinç taşınmadığı takdirde, çeşitli burjuva siyasetler sınıfa her an başka türden bilinç taşırlar.

    Bir Kez Daha 1 Mayıs Üzerine: Aynaya Yansıyanlar

    Levent Toprak, 1 Haziran 2009

    Sosyalizm bir işçi hareketi hüviyeti kazanmadıkça bu tür savrulmalara, hastalıklara ne yazık ki daima tanık olacağız. Bu akımların, mevcut anlayışları ve duruşlarıyla işçi sınıfının mücadelesine verebilecekleri hiçbir şey yoktur. Proleter devrimciler ekonomik ve sosyal planda yaşanan tüm proleterleşmeye rağmen bu topraklarda çok güçlü olan küçük-burjuva ruhun kendini yeniden üretme potansiyelini asla küçümsememelidirler. Her halükârda, nasıl ki Türkiye’de 1 Mayıs geleneğini ve Taksim’i yaratan küçük-burjuva devrimciliği olmamışsa, Taksim’in işçi sınıfı tarafından gerçek anlamda yeniden kazanılmasını sağlayacak olan da yine küçük-burjuva devrimciliği olmayacaktır. Bu görev işçi sınıfından kopmadan onu ileri çekmeye çaba harcayan proletarya devrimcilerinin gösterişten uzak emeğiyle olacaktır.

    Kızıl Kanatlı Rosa

    6.Bölüm

    Elif Çağlı, 29 Mayıs 2009

    Dünyamızı kaotik bir alana, bir korku ve savaş cehennemine çeviren kapitalizm yıkılmalıdır. Dünyanın tüm işçi-emekçi kitleleri, yoksulluk, açlık ve hastalıklar altında inleyen insanları açısından bundan başka bir kurtuluş yolu yoktur. Üstelik kapitalizm artık insanlığın ve dünyanın geleceğini tehdit eden öyle büyük bir belâya dönüşmüştür ki, kaybedecek zerre kadar vakit yoktur. Rosa’nın dediği gibi, aslında devrimin kaybedecek zamanı yoktur. Dünyanın işçi ve emekçi kitleleri sınıf bilinciyle donanıp mücadele azmiyle ileri atıldıklarında, “devrim çeşitli zaferlerden ve yenilgilerden geçerek kendi büyük hedeflerine doğru fırtınalar içinde yürüyecektir”!

    NATO’nun Naturası

    Selim Fuat, 2 Mayıs 2009

    NATO kapitalist sistemin küresel bir örgütüdür. Kapitalizmin küresel diğer örgütleri gibi üyesi olan tüm kapitalist devletler için de dışsal değil içsel bir olgudur. Örneğin TC ordusu NATO’nun ikinci büyük ordusudur. Bu gerçeklik apaçık ortadayken içerdeki NATO’yu es geçip NATO’yu dışsal bir olguya indirgeyenler işçi sınıfını milliyetçilikle zehirlemeye çalışmaktadırlar. Oysa NATO’ya karşı mücadele etmek demek, en başta ordusuyla devletiyle kendi burjuvazisine karşı mücadele etmek demektir. İşçi sınıfı devrimcilerinin bu konuda öne çıkartmaları gereken slogan şudur: Dışarıda arama NATO zaten içeride!

    Anti-emperyalizm ve sol

    Levent Toprak, 2 Mayıs 2009

    Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra kapitalizmin yürüttüğü haçlı seferinin bir sonucu olarak, başka birçok kavram ve değer gibi anti-emperyalizm kavramı da gözden düşürülmüş ve adeta ağza alınması ayıplanır hale gelmişti. Sanki emperyalizm olgusu ortadan kalkmış, yerine başka bir dünya gelmişti! Barış ve refah dolu yeni bir dünya düzeni geliyordu! O kötü emperyalizm sözünü haklı kılacak bir gerçeklik yoktu! Yeni dönemin moda kavramları globalizm, küresel refah toplumu, yeni dünya düzeni gibi kavramlardı.

    Kızıl Kanatlı Rosa

    5. bölüm

    Elif Çağlı, 29 Nisan 2009

    Tutulması gereken yol bellidir: Marx ve Engels tarafından temelleri atılan ve Rosa, Lenin, Troçki gibi devrimci önderler tarafından sahiplenilerek zenginleştirilen devrimci Marksizmin bayrağı altında toplanmak gerek. Rosa’nın dediği gibi: “Ya kapitalist anarşi içinde çözülme ve yok oluş, ya da sosyal devrimle yeniden doğuş. Karar saati geldi çattı. Eğer sosyalizme inanıyorsanız, bunu göstermenizin zamanı geldi. Eğer sosyalistseniz, eyleme geçmenin zamanıdır!”

    Kızıl Kanatlı Rosa

    4. bölüm

    Elif Çağlı, 27 Mart 2009

    20. yüzyılın tarihi, emperyalizm aşamasına ulaşmış kapitalizmin çeşitli paylaşım savaşlarıyla yol aldığı gerçeğini tartışma götürmez biçimde gözler önüne seriyor. 21. yüzyılın girişi de bu açıdan hiçbir şeyi değiştirmedi. Tersine, çürüyen kapitalizmin sistem krizi derinleştikçe büyük kapitalist güçler arasındaki çıkar çatışmaları yoğunlaşmakta ve bölgesel savaşlar zinciri şeklinde cereyan eden emperyalist paylaşım savaşının alanı genişlemektedir.

    Ekim Devrimine Giden Süreçte İşçi Denetimi Deneyimi

    Utku Kızılok, 1 Mart 2009

    Rusya işçi sınıfının tarihe kazıdığı muzaffer devrim deneyimi, bir kez işçi denetimine girişen kitlelerin bu sınırlarda kalamayacağını ve iktidarı almaya yürümek zorunda olduğunu gözler önüne sermektedir. Ama bu devrimin ispat ettiği bir şey daha var: “İşçi denetimi”nin sağlanması ve onun siyasal iktidarın fethine ilerletilmesi zorunluluğu kendiliğinden gerçekleşmemektedir. İşçi kitlelerinin ve toplumun yoksul kesimlerinin önderliğini kazanacak ve onları doğru taktiklerle ve doğru zamanda iktidarın ele geçirilmesi için yönlendirecek Bolşevik tipte bir partiye de ihtiyaç vardır. Rusya işçi sınıfının devrim deneyimi bugün de bizlere ışık tutmaya ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

    İşsizler Hareketinin İmkân ve Sınırları

    Oktay Baran, 1 Şubat 2009

    Özellikle 2001 kriziyle birlikte Arjantin’de ortaya çıkan devrimci yükseliş içerisinde oynadığı rol bakımından işsiz işçiler hareketi birçok sol çevrenin abartılı değerlendirmelerine ve çarpıtmalarına temel oluşturmuştu. Bugün de krizle birlikte işsizler ordusunun kitlesel işten atılmalarla hayli kabarık sayılara ulaşması, bir kez daha böylesi bir hareketin imkânları ve sınırları hususunda bir tartışmayı alevlendirecek gibi görünmektedir. Bundan ötürü, Marksizmin işsizlere dair değerlendirmelerini ve bir işsiz işçiler hareketinin olanaklarına dair yaklaşımlarını hatırlamakta ve gerek Bolşeviklerin tarihsel deneyimine gerekse de güncel deneyimlere bu gözle bakmakta fayda var.

    Sovyetler İşbaşında

    John Reed, Ekim 1918

    Bu metin ilk kez, 1918 Ekiminde, editörlüğünü Max Eastman’ın yaptığı ve ABD’de Bolşevizme destek sağlama çabalarına öncülük eden The Liberator (Kurtarıcı) adlı radikal bir aylık dergide yayınlandı. Makale, sovyetlerin ve fabrika komiteleri gibi diğer işçi demokrasisi organlarının, Ekim Devriminden önce ve sonra oynadıkları rolün canlı bir tanıklığını sunmaktadır. Ekim Devrimi hakkındaki ünlü çalışması Dünyayı Sarsan On Gün ile tanınan John Reed, ABD’ye döndükten sonra Komünist İşçi Partisi’nin kuruluşuna katılmış ve Komünist Enternasyonal’in 1920 yılında Moskova’da toplanan İkinci Kongresine delege seçilmiştir. Rusya’dayken tifüse yakalanıp ölmüş ve Moskova’da Kızıl Meydan’a gömülmüştür.

    Düzen Partilerine Oy Yok!

    Levent Toprak, 1 Mart 2009

    Kent ve çevre sorunlarının kalıcı ve insanca çözümü tümüyle insanı, doğayı ve tarihi gözeten bir kent ve çevre planlamasından geçmektedir. Ama böylesi kaygılar sermayenin esas kaygısı olan kâr kaygısına ters olduğu gibi, planlama da öz olarak onun anarşik piyasa ve rekabet mantığına uymaz. Ya biri ya öbürü! Gerçek tercih, gerçek seçim buradadır. Kâr, israf, vurgun, talan, yıkım mı, emekçi kitlelerin kendi elleriyle hayata geçirdiği demokratik bir planlama mı? Para ve iktidar sahibi bir avuç egemenin insafına terk edilmişlik mi, kaderimizi kendi ellerimize almamız mı?

    Ergenekon ve “Fırat’ın Doğusu”

    Yavuz Girgin, 28 Şubat 2009

    Türkiye işçi sınıfı Kürt halkının ulusal, demokratik taleplerini desteklemeli, onun kendi kaderini tayin etme hakkını savunmalıdır. Katliamlar, yargısız infazlar ve “faili meçhul” cinayetler, ancak Kürt halkının ve işçi sınıfının mücadelesiyle aydınlatılabilir, sorumlulardan hesap sorulabilir ve bir daha yaşanmasının önüne geçilebilir. Bunun için de, yasal ve yasadışı egemenlik aygıtlarıyla burjuva sömürü ve zorbalık düzenini tarihin çöplüğüne atmaktan başka çare yok.

    Kızıl Kanatlı Rosa

    3. bölüm

    Elif Çağlı, 28 Şubat 2009

    İşçi sınıfının kitle eylemlerinin tarihsel rolüne derinden inanan ve güvenen Rosa Luxemburg’un teorik açılımları içinde kitle grevleri konusu önemli bir yer tutar. Rosa aslında oldukça erken tarihlerde, daha 1890’larda bu konu üzerinde dikkatle durmaya başlamıştır. Çünkü o dönemde çeşitli Avrupa ülkelerinde gerçekleşen kitlesel eylemler, bu sorunun derinlemesine incelenmesi bakımından onun ilgisini çekmiştir. Rosa Luxemburg bu eylemlerde işçi sınıfının sergilediği kitle inisiyatifini değerlendirecek ve kitle grevlerini işçi sınıfının son derece etkin bir mücadele silahı olarak görecektir.

    İçerik yayınları

    Son Yayınlananlar