Marksizmin Işığında, Elif Çağlı, Temmuz 2001
Bonapartizmden Faşizme, Elif Çağlı, 23 Ağustos 2004
Kolonyalizmden Emperyalizme, Elif Çağlı, Ağustos 2002
Büyüyen İşçi Sınıfı, Elif Çağlı, Ekim 1999
Avrupa Birliği Sorununda Marksist Tutum, Elif Çağlı, 12 Nisan 2003
Lenin'den Sonra Üçüncü Enternasyonal, Lev Troçki, Haziran 1928
Çin Üzerine, Lev Troçki, 1925-1940
Solcu Lafazanlık, Özgür Doğan, Ocak 2003
Tek Ülkede Sosyalizm ve Merkezcilik, Zeynep Güneş, 20 Eylül 2002
İşçi Sınıfına Selam!
Yok olduğu söylenen işçi sınıfı, kapitalizmin ilkel birikim dönemine benzer çalışma koşullarına geri döndürülen bölükleri ve işsizlik girdabına sürüklenen yedek sanayi ordularıyla modern çağların kentlerini devasa varoşlara dönüştürüp kuşatıyor. Proletarya, kendisini tarihten silmeye ve külliyen yok saymaya çalışanlara inat, “ben buradayım” diye dikilip haykırıyor. Uzun bir süredir uyuklayan dev, genel bir uyanış ve silkiniş çabası içinde olduğunu dosta düşmana göstermeye başlıyor. Önümüzdeki 1 Mayıs günü de dünyanın dört bir yanında işçiler kızıl bayrakları ve savaşsız, sömürüsüz bir dünya istemini dile getiren pankartlarıyla; birlik, mücadele ve dayanışma istemini dile getiren sloganlarıyla alanları dolduracaklar. Selam olsun dünya işçi sınıfına! Selam olsun yaratana! Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Kapitalist Bataklığın Ürettiği Müzmin Belâ: Irkçılık
Bazı dönemlerde üzeri küllenmiş gibi görünse de elverişli koşulların oluştuğu her zaman diliminde yeniden hortlayıveren ırkçılık, Almanya’nın Ludwigshafen kentinde Türklerin yaşadığı bir binada çıkan yangında 5’i çocuk 9 Türk’ün hayatını kaybetmesi ile bir kez daha gündeme geldi. 3 Şubat 2008 tarihinde gerçekleşen bu olayı izleyen günlerde benzer kundaklama vakaları Almanya’nın başka şehirlerinde de yaşandı. Son olarak, Alman polisi tarafından dövülerek komaya sokulan bir Türk gencinin ölümüyle, Ludwigshafen’daki olayın hiç de münferit olmadığı, gelişen bir eğilimin ifadesi olduğu ortaya çıktı.
Amerikan Demokrasisi!
Amerika’da 2008’in sonlarına doğru yeni bir başkan seçilecek. Daha doğrusu halk kendisinin seçtiğini zannederken, aslında büyük sermaye yeni bir başkan “atayacak”. Bir sirk gösterisini andıran seçim sürecinin birinci ve en uzun safhasını oluşturan aday seçimleri 2008’in Ocak ayından itibaren başladı ve Haziran ayına kadar da sürecek. Kasımda seçilecek olan yeni başkan Ocakta göreve başlayacak ve Amerikan emperyalizmi de kaldığı yerden işine devam edecek. ABD’nin ve dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi sınıflar açısından ise değişen bir şey olmayacak. Sömürü, sefalet ve savaşlar daha da katmerlenerek artacak.
Kapitalizmin Hal ve Gidişatı
Uzun süredir çeşitli yazılarımızda döne döne vurguladığımız önemli bir gerçeklik var. Kapitalist sistem artık tarihsel bir gerileme ve durgunluk eğilimi içine girmiş bulunuyor. Bu eğilim, kapitalist ekonomideki kısa dönemli iniş çıkış döngülerinin çok ötesine geçen uzun dönemli bir düşüş dalgası yaratmıştır. Kapitalist işleyişin olağan periyodik krizlerinden ayırt etmek ve çarpıcı biçimde ifade etmek gerekirse, bu bir sistem krizidir.
Ergenekon’dan Çıkanlar
AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.
Laiklik Kisvesine Bürünmüş Gericilik
ikiyüzlü “özgürlükçü”lerin tersine, tutarlı demokratlar olarak Marksistler, demokratik hak ve özgürlükleri en gelişmiş biçimleriyle savunmalarının yanı sıra, insanların dinsel inançlarından ötürü kamusal haklarından mahrum edilmesine de karşı çıkarlar. Tüm demokratik sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da Marksistlerin görevi, soruna gözlerini kapamak veya burjuvazinin şu ya da bu kesimine yedeklenmek değil, işçi sınıfının bağımsız örgütlülüğü temelinde hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmektir.
Kapitalist Cenderede Ezilen İşçi Çocuklar
Biyolojik olarak bütünüyle bağımlı oldukları bebeklik dönemi hariç olmak üzere, toplumdaki tüm çocukların özel koruma ve bakım biçimlerine ihtiyaç duydukları ve belirli haklara sahip oldukları anlayışı kolay gelişmemiştir. Bu anlayış belirli bir tarihsel gelişmenin ürünüdür. Bugün bile bu anlayış her ne kadar teorik olarak evrensel bir hal almışsa da, pratik uygulamada büyük oranda gelişmiş kapitalist ülkelerde hayat bulabilmiştir. Kapitalizmde bu anlayış başlangıçta yalnızca burjuvaların çocukları için geçerli olmuş, proletaryanın çocukları bu anlamda “çocuk”tan sayılmamıştır.
Savaş Karşıtı Hareket Üzerine
Bugün savaş sorunu bağlamında görev, işçi sınıfının bilinç ve örgütlük düzeyini yükselterek, onu savaş karşıtı hareketin ana ekseni durumuna yükseltmek ve bu sayede hareketin ufkunu savaş sorununun gerçek niteliğine uygun düzeye sıçratmak için ter dökerek çaba harcamaktır. Daha güçlü ve etkili eylemler bunun sonucunda gelecektir. Bu başarıldığında Türkiye’deki militarist geleneklerin ve kültürün ağır havası da kırılmış olacaktır. Savaşların aynı zamanda devrimlerin de yatağı olduğunu söyledik. Ancak savaşların başarılı devrimlerin ebesi olabilmesi için proleter devrimci öncünün göreve uygun bir bilinçle hazırlanması bir zorunluluktur.
Alevi Derneklerinin Kadıköy Mitingi
Pir Sultan Abdal Derneği 3 Şubat günü Kadıköy’de “Öğretine, Onuruna, Özgürlüğüne Sahip Çık” mitingi düzenledi. Mitinge katılan dernekler ve çeşitli örgütler saat 13’te Tepe Nautilus önünde toplanmaya başladılar. Alevi dernekleri CHP ve DSP’yi korteje almadılar.
Din Sorunu, Laiklik ve Marksizm
Gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa bağımsız sınıf çıkarları penceresinden yaklaşmasını ve gerçekten devrimci Marksist bir perspektif sunmasını gerekli ve acil kılıyor. Bu noktada atılması gereken ilk adım, sosyalist hareketin kendisini burjuva laisizminin dar bakış açısından ve tepeden inmeci geleneklerden tümüyle kurtarmasıdır.
Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları
Vaktiyle Rus işçi hareketi içinde yaşanan bu Bolşevik-Menşevik bölünmesinin üzerinden nice yıllar geçmiş bulunuyor. Artık ne bu bölünmeye sahne olan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi mevcut ne de Ekim Devriminin öncüsü ve Komünist Enternasyonal’in kurucusu olan Bolşevik Komünist Partisi. Bolşevik ve Menşevik eğilim arasında sürüp giden mücadelenin izlerini taşıyan Sovyetler Birliği bile artık tarihe karışmış durumda. Fakat bütün bu değişimlere karşın, Bolşevik ve Menşevik kavramları, dünya işçi hareketindeki iki farklı eğilimi niteleyen genelleşmiş içerikleriyle günümüzde de yaşam sürdürüyorlar.
Devrimci Propaganda ve Ajitasyon
Tüm propaganda, ajitasyon ve örgütlenme çalışmasını güdüleyen esas prensip, işçi sınıfının kurtuluşunun ancak kendi eseri olabileceğine duyulan inanç ve güven olmalı. Devrimci ajitasyon, propaganda ve örgütlenmede işçi kitlesine güven telkin etmek kadar, onlara kendi eylemleri temelinde kendilerine güven kazandırılabilmeli.
İnsan Hakları ve İşçi Sınıfı
Birleşmiş Milletler’in 10 Aralık 1948’de ilan ettiği, bu sene 59. yılı kutlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kökleri iki buçuk asır öncesine dayanıyor. İlk “İnsan hakları” bildirgesi 12 Haziran 1776’da ilan edilen Virginia İnsan Hakları Bildirgesi’dir.
Çürüyen Kapitalizm
Çürüyen kapitalizm büsbütün saldırganlaşıyor. Diğer yandan çağımız, siyasal koşullardaki ani değişimlerle seyreden patlayıcı bir nitelik taşıyor. Nitekim günümüz dünyasında çeşitli bölgelerde ve ülkelerde birbiri ardı sıra patlak veren karışıklıklar, halk ayaklanmaları vb. bu tespiti doğrulamaktadır.
Ekim Devriminin Yankıları
Enternasyonalizm, Konseyler ve Parti
Bolşevizm, kapitalizmi ulusal bir sistem olarak algılamadığı gibi ona karşı verilecek mücadeleyi asla ulusal ölçekle sınırlı olarak ele almadı. Onu Bolşevizm yapan şey; katıksız bir enternasyonalizm anlayışı temelinde dünya devrimi perspektifine bağlılık; işçi sınıfının devrimci potansiyeline, onun doğrudan eylemine, girişkenliğine ve yaratıcılığına sarsılmaz bir güven ve son olarak da proleter devrimin zaferi için kararlı, disiplinli, net bir programa sahip ve işçi sınıfının en bilinçli unsurlarıyla sınırlandırılmış bir öncü partinin zorunluluğu fikriydi.
Anarşizm Üzerine /II
Türkiye’de işçi hareketi içinde hiçbir zaman anarşizm ya da anarko-sendikalizm adına anmaya değer önemli bir damar mevcut olmamıştır. Anarşist düşünce bu topraklarda uzun yıllar boyunca eğitimli çevreler arasında, o da son derece sınırlı biçimde ilgi görmüştür. Ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşüne bağlı olarak resmi komünizmin iflası ve böylece değişen siyasi atmosfer, Türkiye’de de bazı genç grupların anarşist komünist düşünceye sempatiyle yaklaşmalarına neden olmuştur denilebilir.
Oryantalizm, Medeniyetler Çatışması ve Ilımlı İslam
Medeniyetler çatışması ve uluslararası terörizm derken, uluslararası siyasal literatüre yeni bir kavram daha sokuldu: ılımlı İslam! Bu kavramlaştırma üzerinden gerek Türkiye’de gerekse uluslararası düzeyde İslamın ılımlılaştırılması ve demokrasiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı tartışılıyor.
Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i
12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.
Anarşizm Üzerine
1.bölüm
Burjuva medya anarşizm veya anarşist gibi kavramları, her zaman maksadını aşar biçimde ve genelde tüm devrimci unsurları karalamak amacıyla anlamını çarpıtarak kullanıyor. Bunun yanı sıra, anarşi kavramının “kaos” (düzensizlik) anlamına geldiği yolunda yanlış bir kanı da var. Oysa anarşizm, ilkesel temellerini devlet ve otorite karşıtlığının oluşturduğu bir felsefi akım, bir politik kuramdır ve “anarşi” diye adlandırdığı kendine özgü yeni bir toplumsal düzen anlayışına sahiptir.
Emperyalizmin Kıskacında Ortadoğu
Şiisiyle Sünnisiyle, Yahudisiyle Hıristiyanıyla, Arabıyla Türküyle, Acemiyle bölgedeki tüm burjuva güçler, emekçi yığınların kanı ve kemikleri üzerinden güç, iktidar ve kâr savaşı veriyorlar. Hepsi de diken üstünde duran bu burjuva iktidarların ya da güç odaklarının mevcut konumlarını sürdürebiliyor olmalarının tek nedeni, emekçi kitleleri etnik, dini, mezhepsel ve aşiretsel fay hatları boyunca bölmeyi başarıp, onları burjuva ideolojisine mahkûm etmiş olmalarıdır.
Sosyalist Enternasyonal’in Konumu ve Görevleri
Sınıf işbirliğinin savunulması; sosyalist devrim düşüncesinin ve devrimci mücadele yöntemlerinin terk edilmesi; burjuva milliyetçiliğine uyarlanma; milliyet ve ülke sınırlarının tarihsel olarak gelip geçici olduğu gerçeğinin unutulması; burjuva yasallığın fetişleştirilmesi; “halkın geniş kitlelerini” (yani küçük-burjuvaziyi) kendisinden uzaklaştıracağı korkusuyla sınıf bakış açısından ve sınıf mücadelesinden vazgeçilmesi –bunlar kuşkusuz oportünizmin ideolojik temelleridir.
Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış
Bugün işçi sınıfı siyasal olarak zayıf durumdadır. O nedenle anayasa değişikliği sürecine damgasını basacak yahut taleplerini burjuvaziye dayatacak bir durumu yoktur. Bu da değişikliklerin işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinden ziyade, egemenler arasındaki mücadelelerle doğrudan bağlantılı hususlarda odaklanacağı anlamına gelecektir.
Manifesto’nun Sönmeyen Ateşi
Dünya işçi sınıfının mücadele tarihinde eşsiz bir yere sahip bulunan “Komünist Manifesto”nun yazılışının üzerinden 160 yıl geçti. Buna rağmen Manifesto eskimeyen devrimci özüyle yıllara meydan okuyor.
Oportünizm, Yurtseverlik ve Savaş
Bugün dünya kapitalist ekonomisinin şaşalı büyüme döneminin çoktan kapanmış olması ve genel bir durgunluk eğiliminden bahsediliyorsa, Afrika’nın batısından Asya’nın doğusuna kadar haritaların yeniden çizilmesi emperyalistlerce çoktan gündem maddesi haline getirildiyse, nükleer silahların daha da geliştirilmesi dahil silahlanma yarışı yeniden bunca hızlanmışsa, yeni bir dünya savaşı ufukta demektir. Bu savaşın hangi biçimlere bürüneceği tamamen ikincil bir sorun olmak kaydıyla, işçi sınıfını bekleyen milliyetçi ihanet tehlikesi ortadan kalkmış değildir.
İdeolojinin Önemi ve Sınıf Temeline Oturmayan Devrimcilik
Günümüzde proleter enternasyonalizmini yeniden örgütlü bir güç katına yükseltmek için, her şeyden önce devrimci Marksist ideolojiden hiçbir stratejik konuda ödün vermeyen bir siyasal anlayış egemen kılınabilmeli. Bunun için de enternasyonalist komünistlerin hangi ülkede mücadele yürütürlerse yürütsünler, mücadele alanını burjuva ve küçük-burjuva sol anlayışların olumsuz etkilerinden temizlemeye ihtiyaçları var. Hedefe ulaşmayı mümkün kılacak sağlıklı güçleri bir tarafta toparlayabilmek için tarihin eleği olacak devrimci ideoloji konusunda bozulan netliği yeniden ve sağlam temellerde kurmak gerekiyor.
Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm
Emperyalist savaşlar gibi faşizmin kaynağında da kapitalizmin biriken çelişkilerinin patlaması ve sistemin buhrana sürüklenmesi vardır. Kapitalizmin patlayıcı çelişkilerinin, insan aklının tahayyül etmekte zorlandığı gaz odalarıyla taçlanmış faşizm gibi olağanüstü yönetim biçimlerine nasıl yol açtığını, öte taraftan da insanlığı yıkıma sürükleyen yeni bir emperyalist savaşı nasıl başlattığını biliyoruz.
Aleviler ve Seçimler
2 Temmuz 1993’te 35 insanın yakılarak can verdiği Sivas katliamının 14. yıldönümüne denk gelen günler genel seçimlerin de hemen öncesine rastlayınca, Aleviler ve Alevilik seçimler bağlamında sıkça gündeme gelmeye başladı.
Ekim Devrimi ve Enternasyonalizm
Ekim Devrimine sahip çıktığını iddia edenler onun enternasyonalizmini oluşturan temel öğelerle samimi bir şekilde yüzleşmelidirler. Tekrar tekrar vurgulamalıyız: Hem gerici “tek ülkede sosyalizm” dogmasına sahip çıkıp hem de Ekim Devrimine sahip çıkmak tutarsızlıktır; dünya devrimine inançsızlık ve gelişmiş ülkelerin önemini yadsıma Ekimle bağdaşmaz; proleter devrim ulusal değil enternasyonaldir; milliyetçilik ve onun bir biçimi olan “yurtseverlik” proletarya enternasyonalizmiyle bağdaşmaz; ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını yadsımak ya da sulandırmak ve ezen ulus milliyetçiliğine karşı kararlı mücadele vermemek Ekimin ruhuna aykırıdır; bir enternasyonal için mücadele vermeden tutarlı enternasyonalist olunamaz. Yeni Ekimlere kılavuzluk edecek olanlar bu dersleri özümsemeyi başaranlar olacaktır.
“Tam Bağımsız Türkiye” Değil Sosyalist Bir Dünya
İster yaşadığımız topraklarda ister başka ülkelerde olsun, bir bütün olarak dünya kapitalizmine karşı savaşmak zorunda olan işçi sınıfı, kendisini ulusal çitler içinde tutmaya çalışan burjuvaziyi devirip iktidarı fethederek, dünya sosyalist devrimi yolunda önemli bir adım atmış olacaktır. Bu yüzdendir ki, devrimi ilerleterek büyütmeyi ve tüm ulusal çitleri yıkarak kapitalizmi dünya üzerinden silmeyi hedefleyen devrimci proletaryanın şiarı, “bağımsız bir ülke” değil, tüm insanlığın birbirine kardeşçe bağlanıp kenetlendiği sosyalist bir dünya olmalıdır.
İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler
Erken genel seçimin yaklaşması, devrimci ve sosyalist çevrelerde seçimlere ilişkin takınılacak tutum sorununu da tartışma gündemine soktu. İşçi sınıfının mücadele tarihi ve deneyimlerine, hatta daha dar anlamda Bolşevik mirasa sahip çıkma ve bu miras ışığında davranma iddiasında olan birçok çevre, seçimlere ilişkin olarak son derece farklı tutumlar ortaya koymaktadırlar. Boykot tutumunu savunanlardan, bağımsız aday çıkaranlara, değişik ittifak ve blok siyasetleri çerçevesinde başka bağımsız adayları destekleme çizgisi izleyenlere ve parti olarak seçime katılanlara kadar uzanan bir yelpaze ortaya çıkmış durumda.
Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi
Statükocu-devletçi burjuva güçler ile liberal geçinen AB’ci burjuva güçler arasında şiddetlenen tepişme ve ortaya çıkan kriz, Türkiye’deki burjuva demokrasisinin dar çerçevesini ve sınıfsal özünü bir kez daha gözler önüne serdi. Ön cephede ağırlıklı olarak asker-sivil bürokrasinin yer aldığı statükocu güçler, tarihsel mevzilerini –devlet-siyaset üzerindeki hâkimiyetlerini– kaybetmemek için her türlü anti-demokratik yönteme başvuruyorlar.
Kaybedilen Mevziler Mücadeleyle Kazanılır
Taksim 1977’de 500 bin kişiyle 1 Mayıs alanına çevrilmişti. Üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Türkiye işçi sınıfı, bir daha ’77 1 Mayısının bilinç ve örgütlülük düzeyini aşan bir miting gerçekleştiremedi. Ancak Türkiye işçi sınıfının gerçekleştiremedikleri ve kaybettiği mevziler bununla sınırlı değildir.
Bürokrasinin Sultası ve Sendikal Birleşmeler
Dünya işçi sınıfı, burjuvazinin 80’lerle başlayan ve 90’lı yıllardan itibaren ivme kazanan saldırılarıyla yüz yüze bulunuyor. Ekim Devrimini takip eden dalganın dünya kapitalist sisteminde yarattığı kırılmanın “onarılması”, ücretli kölelik sisteminin küresel ölçekte yayılmasının ve egemenliğini derinleştirmesinin önündeki tüm engellerin yıkılmasını da beraberinde getirdi. Sermaye kendisini dizginleyecek örgütlü bir gücün bulunmamasının verdiği rahatlıkla, alabildiğine pervasızlaştı ve saldırganlaştı.
Burjuva Siyasetinde Yeni Dönem
Türkiye 27 Nisan muhtırasıyla birlikte yeni bir siyasal kriz ve baskı dönemine girmiş bulunmaktadır. Böylece 2005 Newroz’undan bu yana genel bir geriye kayma biçiminde cereyan eden geçiş süreci bir bakıma tamamlanmış ve AB süreci bağlamında yaşanan göreli gevşemeden, ufukta kara bulutların belirdiği bir baskı dönemine geçilmiştir.
Muhtıra, Küçük-burjuva Solculuğu ve Kemalizm
Türkiye sol hareketinin geniş kesimleri, gerek içine girilen sürecin tabiatı, gerek çatışmanın gerçek nedenleri, gerekse de ne yapılması gerektiği hususunda tam bir kafa karışıklığı içerisinde bulunuyor. Bizce bu boyutlarda yaşanan bir karmaşanın kökeninde birbiriyle bağlantılı iki temel neden vardır. Birincisi, Türkiye sol hareketinin geniş kesimlerinin küçük-burjuva solculuğuyla malul oluşudur. İkincisi de, yine aynı ağırlıkta olmak kaydıyla, sol çevrelerin önemlice bir bölümünün reflekslerine ve ruhuna sinmiş olan Kemalist önyargılardır.




















