Anayasa Paneline Katılan Polis Meslekten İhraç Edildi!
Geçtiğimiz günlerde, Tunceli’de çalışan Ercan Elmastaş adlı polis, bir panele katıldığı gerekçesiyle meslekten ihraç edildi. Panel Halklar ve Özgürlükler Cephesi (HÖC) tarafından düzenlenmiş ve “Yeni Anayasa” tartışılmıştı. Polisin meslekten ihraç edilmesine neden olansa, bu panele “sosyal etkinlik olsun diye katıldım” demiş olması.
1 Mayıs 2008’in Ardından
2007 ve 2008 1 Mayısları şunu çok net gösteriyor ki; “Taksim”, hem sendika bürokrasisinin günahlarını hem de sosyalist solun sınıfın geniş kesimlerinden ne denli kopuk olduğu gerçeğinin üzerini örtmek için kullanılan bir şal haline getirilmiştir. Meseleyi değerlendirmek için elimizdeki temel ölçüt işçi sınıfının mevcut bilinç ve örgütlülük düzeyidir. Bunu es geçen, hatta bunu değerlendirmesinin temeline oturtmayan her türlü yaklaşım niyet ne olursa olsun hafifliktir.
Haklar Mücadele Ederek Alınır!
Geçtiğimiz günlerde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, 1 Mayıs’ın tam veya yarım gün tatil olması için çalışma yaptıkları yönünde bir açıklaması yer almıştı gazetelerde. Çalışma Bakanının açıklamasının SSGSS yasasının yasallaşma sürecinde ve 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılması tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, işçi ve emekçilerden gelecek tepkileri yumuşatmak için yapılmış bir girişim olduğu çok açıktı.
Newroz’da Devlet Terörü
Dillerini yasaklamaktan zorunlu iskân politikalarına, katliamlarla bastırılan isyanlardan beyin yıkamaya, gerici aşiretlerle işbirliğinden dini kullanmaya kadar tüm yollar denendi. Binlerce köyün boşaltılmasından, 40 bin insanın öldüğü kirli savaşa kadar her tür yöntem meşru görüldü. Ancak son 25 yılda gelişen isyan hareketi, 2008 Newroz’unda dört parçaya bölünmüş Kürt coğrafyasında yaklaşık 4 milyon insanın sokaklara dökülerek kimliğini ve taleplerini dünyaya haykırdığı bir evreye ulaştı.
Burjuva Cephede İt Dalaşı Devam Ediyor
Mart ayına burjuva siyasetinin yeniden karışmasına sahne olan gelişmeler damgasını vurdu. Ayın ilk günleri sınır ötesi askeri operasyonun fiyaskosu ile ilgili yoğun tartışmalara sahne oldu. Ordunun siyasal alandaki temsilcisi rolüne soyunan CHP ve MHP’nin ilk kez Genelkurmayı hedef alan eleştirileri duyuldu. Hatırlanacağı gibi bu durum söz konusu partilerle Genelkurmay arasında sert atışmalara yol açtı.
Efsaneden Gerçekliğe Newroz
Newroz İsyandır
Korkunun ecele faydası yok, kan emici asalaklar! Kürt halkının haklı mücadelesi kazanana kadar devam edecek. Ve sizin sömürü düzeniniz elbet bir gün yerle bir olacak. Sizin cehenneme çevirdiğiniz Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya barış işte o zaman gelecek.
Davos Zirvesi ve “İnsancıl Kapitalizm”
Bu yılki zirveye toplam 88 ülkeden 2 bin 500 kişi katıldı. Bunların 27’si devlet ve hükümet başkanı, geri kalanı ise çeşitli emperyalist örgütlerin veya tekellerin yöneticileri, uzmanlarıydı. Dünyanın en büyük 100 sermaye grubundan 74’ünün üst düzey yöneticileri de toplantıdaydı. Bu açıdan Davos Zirvelerini, dünya kapitalizminin gidişatının değerlendirildiği ve yeni döneme ilişkin perspektiflerin tartışıldığı toplantılar olarak tanımlayabiliriz.
Cezaevleri Ağzına Kadar Doldu!
Kapitalist düzen çürüdükçe toplumu da çürütüyor ve ürettiği çürümenin üzerini örtmek için insanları dört duvar arasına hapsediyor. Milyonlarca insan asgari ücretle çalışacak bir iş bulmak için bile aylarca hatta yıllarca beklemek zorunda kalıyor. İnsanlar açlığa mahkûm edildikçe, hırsızlık, kapkaç, fuhuş da doğal olarak artıyor. Tüm bunlara ek olarak, devletin muhalif gördüğü herkesi “etkisiz hale” getirmek üzere zindanlara tıkma çabası sonucunda, son bir yıl içinde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 70 binden 93 bine çıktı.
Haksız Savaşa Son!
Türkiye’deki en yakıcı siyasal sorun olan Kürt sorununun çözümü için temel şart, öncelikle inkâr, imha ve zorla asimilasyona dayalı geleneksel devlet siyasetine son verilmesi ve Kürt halkının ulusal-demokratik taleplerinin karşılanmasıdır.
Ergenekon’dan Çıkanlar
AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.
Laiklik Kisvesine Bürünmüş Gericilik
ikiyüzlü “özgürlükçü”lerin tersine, tutarlı demokratlar olarak Marksistler, demokratik hak ve özgürlükleri en gelişmiş biçimleriyle savunmalarının yanı sıra, insanların dinsel inançlarından ötürü kamusal haklarından mahrum edilmesine de karşı çıkarlar. Tüm demokratik sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da Marksistlerin görevi, soruna gözlerini kapamak veya burjuvazinin şu ya da bu kesimine yedeklenmek değil, işçi sınıfının bağımsız örgütlülüğü temelinde hak ve özgürlükler mücadelesini yükseltmektir.
Statükoculuk, Liberalizm ve Türk Tipi Burjuva Demokrasisi Üzerine Notlar / II
Mehmet Sinan’ın yazısının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Burjuva Devletin Bütçesi ve Vergiler
Devletin finansmanının hangi sınıfların sırtına yüklendiğine ve kaynakların hangi sınıflara akıtıldığına dair önemli bir gösterge oluşturan devlet bütçeleri, burjuva hükümetlerin izledikleri ekonomik ve sosyal politikaların genel bir özetini sunarlar. Bu nedenle de bütçeler burjuvazi kadar işçi sınıfını da yakından ilgilendirirler.
AKP Hak Gasplarında Tam Gaz!
Burjuvazi yıllarca özlemini çektiği siyasal istikrara AKP hükümetiyle kavuşmuştu. Burjuvazi için istikrar demek işçi sınıfı ve emekçiler için açlık, yoksulluk ve işsizlik demektir. AKP hükümeti, sermaye sınıfının neo-liberal uygulamalarının yılmaz yorulmaz bekçisi, milyonlarca insanın, işçinin, emekçinin kâbusu olmaya devam ediyor.
Statükoculuk, Liberalizm ve Türk Tipi Burjuva Demokrasisi Üzerine Notlar
Birinci Bölüm
(Mehmet Sinan’ın yazısının ilk bölümünü yayınlıyoruz.)
ABD’nin Irak’ı işgalinden bu yana bölgede yaşanan gelişmeler Türkiye’yi doğrudan etkilemekte ve egemen sınıfın temsilcilerini ortak çıkarlar etrafında birleşmeye ve giderek birlikte hareket etmeye zorlamaktadır. Düzenin savunucusu ve temsilcisi konumunda olan güçler (asker-sivil bürokrasi ve burjuva siyasetçiler) kendi aralarındaki çelişki ve çatışmaları ikinci plana itmeye ve temsilcisi oldukları sömürü düzeninin ortak çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda politikalar üretmeye yönelmektedirler. Daha düne kadar devletin doruğunda iktidar kavgasına tutuşan ve bu amaçla birbirlerine çeşitli tuzaklar kuran statükocu asker-sivil bürokrasi ile iktidar partisi AKP, bölgedeki gelişmelere ve Kürt sorununa yönelik olarak giderek “aynı ağızdan” konuşmaya ve “birlik-beraberlik” gösterilerinde bulunmaya başlamışlardır.
Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları
Vaktiyle Rus işçi hareketi içinde yaşanan bu Bolşevik-Menşevik bölünmesinin üzerinden nice yıllar geçmiş bulunuyor. Artık ne bu bölünmeye sahne olan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi mevcut ne de Ekim Devriminin öncüsü ve Komünist Enternasyonal’in kurucusu olan Bolşevik Komünist Partisi. Bolşevik ve Menşevik eğilim arasında sürüp giden mücadelenin izlerini taşıyan Sovyetler Birliği bile artık tarihe karışmış durumda. Fakat bütün bu değişimlere karşın, Bolşevik ve Menşevik kavramları, dünya işçi hareketindeki iki farklı eğilimi niteleyen genelleşmiş içerikleriyle günümüzde de yaşam sürdürüyorlar.
Dünden Yarına: Emperyalist Savaş Dünyayı Sarıyor
Ekonomik kriz ortamlarında ve emperyalist savaşın gelişip yayıldığı dönemlerde sınıf mücadelesi unsurunu asla akıllardan çıkartmamak ve dolayısıyla da umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor. Zira ekonomik ve emperyalist yıkım, bünyesinde karşıt eğilimleri de barındırır. Her büyük ekonomik kriz ve savaş toplumu derinden sarsar, kitleleri uykusundan uyandırarak olayların içine çeker. Burjuvazinin hemen her saldırısının sınırlarını nasıl ki sınıf mücadelesinin düzeyi belirliyorsa, savaşın nasıl gelişeceğini ve nasıl boyutlar alacağını belirleyen temel etmen de sınıf mücadelesidir.
2008’e Girerken Türkiye
2007 yılı Türkiye’de egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesinin son yıllardaki en şiddetli muharebelerinin yaşandığı kritik bir yıl oldu. Bu tespiti doğrulayacak şekilde birçok önemli siyasal gelişme yaşandı. Yılın başında Hrant Dink’in katledilmesinden tutun, “cumhuriyet” mitinglerine, şoven histeri kampanyalarına, darbeci muhtıraya, cumhurbaşkanlığı krizine, zorla erkene aldırılan genel seçimlere, AKP’nin seçim zaferine, ardından Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine kadar birçok gelişme sıralanabilir. Siyasal düzlemde AKP ve orduda uçlaşan bütün bu tepişme sonunda, bugün taraflar, emekçi kitlelerin ve tüm Kürt coğrafyasının acıları üzerinde yükselen kanlı bir uzlaşmaya ulaşmış gibi görünüyorlar.
Burjuvazinin Sözcülerini İyi Tanıyalım
Devletin “önemli” şahsiyetleri, sermaye düzeninin huzurunu ve güvenliğini korumak için konuşmaya devam ediyorlar. Sadık hizmetkârların konuşmaları timsah gözyaşları, kin ve saldırıyla paralel yürütülüyor. Hedef tahtasında yine Türkiye işçi sınıfı ve ezilen Kürt halkı bulunuyor.
İnsan Hakları ve İşçi Sınıfı
Birleşmiş Milletler’in 10 Aralık 1948’de ilan ettiği, bu sene 59. yılı kutlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kökleri iki buçuk asır öncesine dayanıyor. İlk “İnsan hakları” bildirgesi 12 Haziran 1776’da ilan edilen Virginia İnsan Hakları Bildirgesi’dir.
İç Kapışmanın Yarattığı Tartışmalar ve Gerçekler
Belli başlı sermaye gruplarının tekelinde bulunan burjuva medyada başlatılan bu tartışmalar, Türkiye’de egemenler arasında uzun zamandır devam eden it dalaşının yeni bir perdesiydi yalnızca. 22 Temmuz seçimleri sonrasında AKP hükümetinden istedikleri ihaleleri kapamayan sermaye kesimleri, AKP’nin muhalifi olan laikçi askeri bürokrasiye de göz kırparcasına, “mahalle baskısı var”, “Malezyalaşıyor muyuz?” çığırtkanlığıyla medyatik bir saldırıya geçtiler.
Kapitalizm ve Köle Ticareti
İngiltere’de her yılın Ekim ayı, “Siyahların Tarihini Hatırlama Ayı” olarak anılır. Bu yıl da müzelerde ve yerel belediyelerin kütüphanelerinde, Malcolm X ve Martin Luther King gibi siyahi liderlerin konuşmalarının dinletildiği özel anma törenleri gerçekleştiriliyor.
Savaş Çığırtkanlığı, Emperyalist Emeller ve İktidar Kavgası
Emperyalist iştahı kabarmış olan Türkiye’deki kimi “askeri” ve “sivil” burjuva kesimler, medya aracılığıyla yürüttükleri yoğun bir şovenizm ve savaş kışkırtıcılığı propagandasıyla, toplumu yakın bir savaş psikolojisine sokmuş bulunuyorlar.
Kapitalist Eğitimin Eşitsiz ve Gerici Doğası
Acil somut taleplerimizin odak noktasını her kademede parasız eğitimin sağlanması oluşturmalıdır. İşçi çocuklarının yükseköğrenim görme hakkı ancak bu şekilde korunabilir. Üniversitelere giriş sınavlarının ve diğer ara sınavların kaldırılması talebi de buna eklenmelidir. Eğitim sisteminin tüm kademelerinde, bireylerin kültürel ve ulusal kimlikleri, dilleri ve dinleri birer baskı sebebi olmaktan çıkarılmalı, milliyetçi ve şoven eğitim anlayışına karşı mücadele edilmelidir.
Kapitalizmin Tarihi Soykırımlarla Bezelidir
Üretimin kâr için yapıldığı ve “insani değerler” başta gelmek üzere her şeyin metalaştırıldığı kapitalist bir dünyada yaşıyoruz. Kapitalizmin tüm tarihi, burjuvazinin kendi çıkarları için vahşetin hiçbir türünden kaçınmadığının, bu uğurda on milyonlarca insanı feda edecek kadar gözü dönmüş bir sınıf olduğunun inanılmaz örnekleriyle doludur.
Emperyalizmin Kıskacında Ortadoğu
Şiisiyle Sünnisiyle, Yahudisiyle Hıristiyanıyla, Arabıyla Türküyle, Acemiyle bölgedeki tüm burjuva güçler, emekçi yığınların kanı ve kemikleri üzerinden güç, iktidar ve kâr savaşı veriyorlar. Hepsi de diken üstünde duran bu burjuva iktidarların ya da güç odaklarının mevcut konumlarını sürdürebiliyor olmalarının tek nedeni, emekçi kitleleri etnik, dini, mezhepsel ve aşiretsel fay hatları boyunca bölmeyi başarıp, onları burjuva ideolojisine mahkûm etmiş olmalarıdır.
Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış
Bugün işçi sınıfı siyasal olarak zayıf durumdadır. O nedenle anayasa değişikliği sürecine damgasını basacak yahut taleplerini burjuvaziye dayatacak bir durumu yoktur. Bu da değişikliklerin işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinden ziyade, egemenler arasındaki mücadelelerle doğrudan bağlantılı hususlarda odaklanacağı anlamına gelecektir.
Mevsimlik Umutlar
Giresun, Ordu asfaltı düşüyor haber sayfalarına, mevsimlik işçilerin trafik kazasında öldüğünü yazıyor gazeteler. Bu işçilerin Kürt olduğu söylenmiyor her zamanki gibi. Bu kadar uzakta ne işleri var demeyin, “iş”leri var.
22 Temmuz Seçimlerinin Ardından
22 Temmuz seçimleri, işçi sınıfı açısından, kendi çıkarlarının gerektirdiği mücadele görevlerini ve bunların aciliyetini hiçbir biçimde ortadan kaldırmamıştır. Sorunlar ve görevler aynen durmaktadır. Kendi bağımsız sınıf çıkarları temelinde her düzeyde örgütlenme ve militanca bir mücadele yükseltme sorunu kilit önemini korumaktadır. Demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinin de, sermaye karşısında bağımsız işçi sınıfı cephesini oluşturma mücadelesinin de, Kürt halkına yönelik şovenist saldırılara ve savaş tehdidine karşı mücadelenin de tek güvencesi budur.
Paşalar Cumhuriyetinden Burjuva Cumhuriyetine TC’nin Sivilleşme Sancısı
Cumhurbaşkanının da içinde yer aldığı statükocu devlet güçleri ile AKP hükümeti arasındaki sürtüşme son dönemlerde o boyutlara varmıştı ki, sanki iki ayrı hükümet ya da iki ayrı iktidar odağı varmış gibi bir durum çıkmıştı ortaya. Bir yandan devlet içinde fiili bir özerkliğe sahip olan, diğer yandan OYAK sayesinde kapitalist ekonomide güçlü bir konum elde etmiş bulunan TSK’nın bu “özgün” durumu, hiçbir Batı ülkesinde rastlanmayan bir durumdu kuşkusuz.
Filistin’de İç Savaş ve Kaynayan Ortadoğu Kazanı
Ortadoğu halklarının genelinde yaygın olarak bulunan ABD-İsrail karşıtlığı, bu emperyalist ve işgalci güçlere karşı savaşanlara sempati duyulmasını da beraberinde getiriyor. Ortadoğu’nun yoksul ve ezilen halkları, ABD emperyalizminin ve katil İsrail devletinin politikaları yüzünden acılarının kat be kat arttığının farkındalar. Farkında olmadıkları ise, ABD ve İsrail’e karşı savaşan İslamcı grupların ya da burjuva iktidarların, onların acılarını dindirecek niyete ve niteliğe sahip olmadıklarıdır.
İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler
Erken genel seçimin yaklaşması, devrimci ve sosyalist çevrelerde seçimlere ilişkin takınılacak tutum sorununu da tartışma gündemine soktu. İşçi sınıfının mücadele tarihi ve deneyimlerine, hatta daha dar anlamda Bolşevik mirasa sahip çıkma ve bu miras ışığında davranma iddiasında olan birçok çevre, seçimlere ilişkin olarak son derece farklı tutumlar ortaya koymaktadırlar. Boykot tutumunu savunanlardan, bağımsız aday çıkaranlara, değişik ittifak ve blok siyasetleri çerçevesinde başka bağımsız adayları destekleme çizgisi izleyenlere ve parti olarak seçime katılanlara kadar uzanan bir yelpaze ortaya çıkmış durumda.
Savaş Tehdidi Altında Derinleşen Kriz
Türkiye’nin emperyalist savaş cehenneminin içine çekilme olasılığı bugün işçi-emekçi kitleler açısından can yakıcı bir önem kazanmış bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle statükocu-darbeci güçler tarafından yaratılan ve Kürt halkına yönelik şovenist bir kampanya ve savaş tehdidi eşliğinde sürdürülen büyük kriz tüm şiddetiyle devam ediyor. Genelkurmay mevcut burjuva hükümetin varlığını hiçe sayarak, adeta ikinci bir hükümet gibi gece yarısı muhtıralarıyla ipleri tamamen eline geçirme niyetini yeterince sergiledi. Liberal burjuva çevrelerin “ordunun siyasetten elini çekmesi” tartışmalarıyla üstünlük kazandıkları günler şimdilik geride kaldı. Bugün Türkiye, darbe heveslisi asker-sivil cuntalar eliyle bir kez daha olağanüstü bir rejime sürüklenmek istenmektedir.
Seçim ve Görevler
Türkiye savaş ve olağanüstü rejim tehdidi altında ciddi bir siyasal kriz döneminden geçiyor. 22 Temmuzda yapılması öngörülen erken genel seçime bu kriz şartlarında gidilmektedir ve ne yazık ki bu süreç işçi sınıfı hareketinin son derece zayıf ve örgütsüz olduğu koşullarda yaşanmaktadır. Bu gidişatın tüm acı faturasını ödeyecek olan işçi sınıfı, emekçi katmanlar ve Kürt halkıdır. Bu nesnel ve öznel şartlar altında biçimlenen seçim sürecinde, işçi sınıfı devrimcilerinin görevi, sürecin gerici-faşizan niteliğini teşhir etmek ve burjuva kamplardan bağımsız devrimci bir sınıf çizgisinin gerekliliğini propaganda etmektir.




















