- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular



Genelkurmay karargâhındaki “kozmik oda”da yürütülen arama faaliyeti geçtiğimiz günlerde sona erdi, ancak gelişmeler ve tartışmalar gündemi işgal etmeye devam ediyor. Burjuva kamplardan biri aramalara ilişkin Türkiye’deki bütün gizli karanlık işler aydınlığa çıkacakmış gibi büyük beklentiler yayarken, diğer kamp da “en gizli devlet sırları ortalığa saçılıyor”, “asker ve ordu yıpratılmaya çalışılıyor” diyerek canhıraş feryatlarla ortalığı ayağa kaldırmaya çalışıyor.
İran’da siyasal ve toplumsal hoşnutsuzluk devam ediyor. Kitlelerin biriken öfkesi her vesileyle kendini dışa vuruyor. Mevcut yönetime muhalif olan ve geçtiğimiz Aralık ayında ölen Ayetullah Ali Montazeri’nin cenaze töreninin ve hemen sonrasına rastlayan Aşura anmasının on binlerce kişinin katıldığı bir gösteriye dönüşmesi bu hoşnutsuzluğun bir ifadesidir. Molla rejimi daha önceki gösterilerde olduğu gibi, bu sefer de kitleleri bastırmaya girişti, birçok insan ölürken, onlarcası tutuklandı ve bir o kadarı da yaralandı. Öyle gözüküyor ki, önümüzdeki dönemde de bu tip kitle gösterileri yaşanmaya devam edecek. Zira egemen sınıf içindeki kavga sürüyor ve on yıllardır kitlelere zulüm uygulayan koyu molla diktatörlüğü yerli yerinde duruyor. Molla rejiminin çelişkilerinin ne yönde çözüleceğini esas belirleyecek olan işçi sınıfı ise henüz örgütlü gücüyle ve sınıf kimliğiyle bu hareketin içine girmiş değildir.
Aslında burjuva Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşananları kavramak açısından da defalarca okunması gerekli olan bir eserdir “Hayvanlar Çiftliği”. Yargıda yaşanan son gelişmeler biz sınıf bilinçli işçilere bir kere daha “bazı hayvanların daha eşit” olduğu gerçeğini gösteriyor.
Tekel direnişi de gösteriyor ki, işçi sınıfının geniş kesimlerinin de desteğini alarak 2002’de iktidara gelen AKP’nin işçi düşmanı diğer burjuva düzen partilerinden bir farkının olmadığı gerçeği giderek işçiler tarafından daha iyi anlaşılıyor. İşçi sınıfı saflarında AKP karşıtlığı doğal olarak artıyor ve bu kuşkusuz sevindirici bir gelişmedir. Ne var ki, sendikal alanda işçi sınıfının bağımsız çıkarlarını savunan mücadeleci bir önderliğin olmayışı ve dahası işçi sınıfının devrimci bilinç ve örgütlülük düzeyinin geriliği koşullarında bu haklı sınıf tepkisi ve öfkesinin, burjuvazi içi çatışmanın kanallarında heba edilmesi riski son derece yüksektir.
PVSK’nın kaldırılması, polisin neden olduğu ölümlerin hesabının sorulması amacıyla İHD İstanbul Şubesinde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Avukat Ceren Uysal, bir BDSP temsilcisi ve Baran Tursun’un babası Mehmet Tursun’un konuşmacı olduğu toplantıya, EHP, UİD-DER, Sosyalist Parti, Hak-Par, 20 Aralık 2009’da Avcılar’da polis tarafından katledilen Osman Aslı’nın babası İsmet Aslı ve 2008’de Hrant Dink anmasında polis kurşunuyla yaralanan Cemalettin Rıdvan Yanık katılarak destek verdi.
işçi sınıfı sömürü düzenine karşı mücadele bayrağını yükseltmediği sürece devlet bütçelerinden burjuvaziye aslan payı, işçi sınıfına ise kırıntılar düşecektir. Çünkü burjuva devlet bütçe planlamasını yaparken, hizmetinde olduğu burjuva sınıfın çıkarlarını göz önünde bulundurur. İşçi sınıfına ayrılan paysa ancak onun örgütlülüğü ve bilinçli mücadelesi arttığı oranda artabilir. Tüm modern sınıf mücadelesi tarihi bunu açıkça göstermektedir.
Hrant’ın katillerinden hesap sorulması mücadelesi, aynı zamanda bugüne değin işlenen tüm cinayetlerin de hesabının sorulması mücadelesinin bir parçasıdır. Devletin tüm gizli arşivleri açılmalı, kozmik odalardaki katliam belgeleri teşhir edilmeli, faili meçhul cinayetlerin ve toplu katliamların hesabı sorulmalıdır.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş’ta 31 yıl evvel yaşanan kanlı kıyımı protesto etmek üzere Taksim’de bir basın açıklaması düzenledi. "Maraş Ne İlk Ne de Son Katliamdır" pankartı açan dernek üyeleri, “Maraş’ın Hesabı Sorulacak”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Çözüm Faşizme Karşı Mücadelede” sloganlarını haykırdılar.
Kayıp yakınları 19 Aralık Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde 247. kez bir araya geldiler. Ellerinde yakınlarının fotoğraflarını ve fotoğrafların üzerinde birer karanfil taşıyan kayıp yakınları, fotoğrafların bir bölümünü de yere dizerek üzerlerine birer karanfil bıraktılar. Kayıp yakınları, sessiz oturma eyleminin ardından, “Failleri Belli, Sorumluları Yargılansın” pankartı açarak basın açıklaması yaptılar.
Cezaevlerindeki tecrit ve baskılar gerçekte dışarıdan bağımsız değildir, aksine dışarıda toplum üzerine bindirilen baskıların bir uzantısıdır. Bu anlamda içerisi ve dışarısı birdir. Tam da bu nedenle içerinin kaderi dışarıdaki mücadelelere bağlıdır. Bu saldırıları bertaraf edebilmenin tarihsel olarak kanıtlanmış tek tutarlı yolu düzene karşı devrimci bir mücadele yürütmek ve geniş işçi-emekçi kitleleri bu çizgiye kazanmaktır. Geçmişte Bastille’leri, Peter-Paul’leri fetheden devrimci kitleler elbet bir gün F tipi benzeri tecrit yuvalarını da yerle bir edeceklerdir.
Kriz dönemleri yalnızca sömüren burjuva sınıf ile sömürülen işçi sınıfı arasındaki çatışmanın değil, aynı zamanda bizzat burjuvazi içerisindeki rekabet ve çatışmanın da arttığı dönemlerdir. Bugün bu gerçekliği, ekonomik-toplumsal-siyasal yaşamın tümünde görmek mümkündür. Dahası, burjuva siyasal arenada cereyan eden olayları tam da bu açıdan değerlendirmek, işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasal çizgisini savunabilmenin önkoşuludur.
İnsan Hakları Haftası nedeniyle İHD İstanbul şubesi, “tecride son verilmesi” ve “hasta mahpuslara tedavi ve özgürlük” istemiyle bir protesto yürüyüşü düzenledi. İHD üyeleri ve tutsak yakınları beyaz önlük giyerek Taksim’den Galatasaray meydanına yürüdüler. Eylem boyunca cezaevlerindeki uygulamaları sembolize etmek için tutsak yakınları kendilerini zincire vurarak yürüdüler. Ellerinde tuttukları dövizlerle çocuklarının içinde bulunduğu koşulları teşhir ettiler.
19 Kasım günü burjuva devlet bir devrimciyi daha katletti! TKİP üyesi Alaattin Karadağ Esenyurt’un Saadetdere Mahallesinde saat 21 sularında polis tarafından sokak ortasında infaz edildi.
Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde düzenlenen, sendikaların, siyasal partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin de destek verdiği “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Mitingi”, yüz binlerin katılımıyla İstanbul’da gerçekleşti.
Ağız kanseri nedeniyle durumu ağırlaşan ve tedavisi tutukluluk koşullarında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi hasta koğuşunda devam eden Güler Zere’nin serbest bırakılması için yapılan tüm girişimler hükümet tarafından görmezden gelinmeye devam ediyor.
Milyonlarca emekçinin yeşile, sağlıklı içme suyuna, temiz havaya ve insanca yaşanacak ucuz konutlara yakıcı bir ihtiyaç duyduğu megakent İstanbul, bir kez daha ciddi bir talan ve rant projesiyle karşı karşıya. Trafik sorunu bahane edilerek yapılması planlanan üçüncü boğaz köprüsü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından açıklanan Temmuz 2009 tarihli İl Çevre Düzeni Planı, kentin akciğerleri olan kuzey ormanlarını ve bir önceki çevre düzeni planında korunması güvence altına alınan pek çok alanı, yeni yağma ve rant alanları olarak sermayenin hizmetine sunuyor.
İstanbul ve çevresi bir haftadır kelimenin gerçek anlamıyla bir felâketle karşı karşıya kaldı. Yaşanan selin ardından 33 emekçi yaşamını yitirdi, 3 kişi kayboldu, binlerce insan ölüm tehlikesi geçirdi, çok sayıda ev, işyeri, hektarlarca tarım arazisi ve pek övünülen otobanlar sular altında kaldı. Burjuva muhalefet partileri gerekli önlemleri almayan AKP’yi tek suçlu ilan ederek siyasi rant peşinde koşmakla meşgulken, hükümet ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanık sandalyesine “dere yataklarını işgal eden tedbirsiz cahil vatandaşlar”ı oturttu.
Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi İzmir’de de 12 Eylül faşist darbesi birtakım etkinliklerle protesto edildi. 12 Eylül Cumartesi günü saat 15.30’da sendikalar, çeşitli parti ve grupların katılımıyla Kenan Evren’in Hava Kuvvetleri Komutanlığındaki evinin önünde “12 Eylül Yargılanacak” yazan pankart açılarak bir basın açıklaması yapıldı.
Devrimci sosyalist kurumlar, İşçi-Köylü gazetesi muhabir ve okurlarının gözaltına alınmasını Kartal Meydanında düzenledikleri bir basın açıklamasıyla protesto ettiler. Gözaltıların kınandığı basın açıklamasında, “demokratik açılım naraları atan hükümet, diğer yandan gazeteleri kapatıyor, sansür uyguluyor, devrimci yurtsever basına ve okurlarına düşmanlığını sürdürüyor” denildi.
Cumartesi Anneleri ellerinde kayıp yakınlarına ait fotoğraflar ve karanfillerle Galatasaray Lisesi önünde bir süre sessiz oturma eylemi yaptılar. Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi, Ergenekon davasında bir gizli tanığın Hasan Ocak’ı ve Gazi olayları hakkında devrimcileri karalamasını eleştirdi. Kayıp ailelerinin azminin kırılmaya çalışıldığın belirten Ocak, geçmişte Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta yaşanan katliamların da solculara mal edilmek istendiğine dikkat çekti.
Sermaye devleti, krizle birlikte hareketlenen toplumsal muhalefetin devrimci basınla buluşmasına engel olmak amacıyla sansür ve baskıyı arttırdı. Son aylarda artan bu baskı ve sansürü protesto etmek amacıyla çok sayıda sosyalist basın üyesi Taksim tramvay durağında bir araya gelerek bir basın açıklaması düzenledi.
Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu, cezaevlerindeki hasta tutsakların serbest bırakılması amacıyla bir basın açıklaması düzenledi. Koordinasyon üyeleri 18 Ağustos Salı günü saat 19.30’da Galatasaray Lisesi önünde düzenledikleri basın açıklamasında, devletin cezaevlerindeki çifte standartlı tutumunu eleştirdiler. Devletin “derin mahpuslar” ve “eski hocalar” söz konusu olduğunda tüm kapıları açtığını, sıra hasta tutsaklara geldiğinde ise tüm çağrı ve başvurulara rağmen kulaklarını tıkadığını dile getirdiler.
Tutukluluk koşullarında kanser tedavisi devam eden ve durumu her geçen gün daha kötüye giden Güler Zere’nin serbest bırakılması için gerçekleştirilen yürüyüş eylemleri kitleselleşerek devam ediyor. Çok sayıda demokratik kitle örgütü ve sendika temsilcisi, 15 Ağustosta Taksim tramvay durağında toplanarak yürüyüşe geçti. Güler Zere’nin resminin yer aldığı büyük bir pankartın en önde taşındığı yürüyüş boyunca, Güler Zere’nin ve onunla aynı durumda bulunan diğer politik tutukluların serbest bırakılmasını talep eden sloganlar atıldı.
Haziran ayı başında Putin, Pikalyevo’da krizden etkilenerek kapanan 3 fabrikanın işçilerinin karayolu kapatma eylemi üzerine bölgeye giderek duruma müdahale etti. Medyanın eşliğinde kapanan fabrikaların ücretleri ödemeyen patronlarıyla toplantı düzenleyen Putin, kameraların önünde patronları azarladı. Patronları bencillik ve cimrilikle suçladı ve işçilerin maaşları ödenmezse söz konusu fabrikaları devletleştireceğini söyleyerek tehditler savurdu.
Tutukluluk koşullarında kanserle yaşamaya mahkum edilen Güler Zere’ye destek vermek ve Zere’yle birlikte diğer hasta tutukluların da serbest bırakılması talebiyle İstiklal Caddesi üzerinde bir eylem yapıldı. Çok sayıda demokratik kitle örgütünün katılımıyla gerçekleşen eyleme yaklaşık 1500 kişi katıldı. Taksim tramvay durağında kitlenin toplanmasının ardından Galatasaray Lisesi’nin önüne kadar, sloganlar eşliğinde yürüyüş yapıldı.
Krizin faturasını emekçilere çıkarma derdinde olan TC burjuvazisi, devrimcilere yönelik baskılarını artırıyor. Direnişte olan işçilere saldıran, iş bırakacakları gerekçesiyle işçilerin evlerine baskın yapan, harçları protesto eden öğrencileri coplayan polisin son dönemlerde kitle örgütlerine ve muhalif gruplara karşı sıklaşan baskınlarına bir yenisi daha eklendi.
Egemen sınıf içi kapışma, her bir adımda yarılmanın derinleşmesiyle ve şimdiye dek elbirliğiyle örtbas ettikleri pisliklerin görülmedik bir şekilde ortaya dökülüp saçılmasıyla, daha bir kızışarak devam ediyor. Ancak şu da bir gerçek ki, yıllardır yürüyen bu it dalaşında statüko cephesi iyiden iyiye savunma pozisyonuna çekilmiş bulunuyor. Genelkurmay başkanının 36 generali arkasına dizip “belge değil kâğıt parçası” şovuna girişmesi bile düşülen aczin bir göstergesidir.
Ağır tecrit koşulları altında hastalıklarla boğuşan, tedavi görmeleri bile engellenen devrimci tutsaklar, burjuva devlet tarafından ölüme sürükleniyor. Yakalandığı ağız kanseri dördüncü evresine ulaşan Güler Zere’nin tutukluluk koşulları, hastane raporlarına rağmen halen devam ettiriliyor.
Burjuva devlet ölümcül hastalıklara yakalanan devrimci tutsakları cezaevlerinde tutmaya devam ederek katliama göz yumuyor. Geçtiğimiz yedi ayda 6 tutuklu ve hükümlü sağlık sorunları nedeniyle öldü. Sağlık sorunları her geçen gün büyüyen 19 tutuklu ve hükümlü de burjuva devletin keyfi engellemeleri nedeniyle her an ölüm riskiyle karşı karşıya.
Televizyonda her iki günde bir canlı yayında piyango çekilişi yapılıyor. Milyonlarca işçi ve emekçi ekran karşısında umut ve heyecanla elindeki bilete sarılıyor. Az sonra açıklanacak sonuçlar merakla bekleniyor. Acaba bu kez bin umutla alınan bilete, beklenen büyük ikramiye çıkacak mı?
AKP hükümetinin Suriye sınırındaki mayınlı bölgenin temizlenmesi karşılığında bu arazinin mayınları temizleyecek şirkete 44 yıllığına kiralanmasına ilişkin yasa tasarısı ile başlattığı “mayın” tartışması sürüyor. Nitekim yasanın kabulünün ve cumhurbaşkanının onayının ardından, 25 Haziranda, Meclisteki tüm muhalefet partilerinin yasanın iptal edilmesi için birlikte Anayasa Mahkemesine başvurması, konunun uzun bir süre daha gündemde kalacağını gösterdi.
225 haftadır Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen kayıp yakınları, 18 Temmuzda gerçekleştirdikleri eylemde, 12 yaşındayken kaybedilen Davut Altunkaynak’ı andılar. Okunan basın açıklamasında Davut’un kaybedilişinin öyküsü anlatıldı.
Patronlar sınıfının icraatçısı AKP hükümetiyse saldırılara yasal kılıf hazırlamak için hizmette kusur etmemekte. Patronları son derece memnun eden icraatlardan biri de, “krizin ve işsizliğin çözümü” olarak gösterilen “Teşvik ve İstihdam Paketi”. Sermaye örgütlerinin iltifatına gark olan söz konusu paketi, burjuva medya da övgüde sınır tanımayan cümlelerle manşetlere taşıdı: “Bugün: İşsizliğe Neşter”, “Milliyet: En İddialı Teşvik Paketi”, “Radikal: Yatırıma Büyük Teşvik”, “Star: 'Paket' Değil Yeni Ekonomi”, “Tercüman: Kurtuluş Paketi”, “Türkiye: İş ve Aş Paketi”, “Zaman: Yeni Teşvik Paketi İle Türkiye Yatırım Üssüne Dönecek”!
Geçtiğimiz Mayıs ayının başlarında Türkiye’de iki büyük uluslararası organizasyon gerçekleşti. 145 ülkeden 2300 işadamı ile Türkiye’den 3000’i aşkın işadamını bir araya toplayan Dünya Ticaret Köprüsü adlı organizasyon ve yine 115 ülkeden 700 öğrencinin katıldığı, medyada oldukça geniş yer verilen Türkçe Olimpiyatları. Birçok devlet adamı ve siyasetçinin de arzı endam ettiği bu iki organizasyonun ortak yanı, örgütleyicisinin Fethullah Gülen cemaati olmasıydı. Böylece artan ölçüde bir tartışma konusu olan cemaatin ulaştığı güç ve etkinlik düzeyi hakkında son yılların göstergelerine yeni ve çarpıcı bir sayfa daha eklenmiş oldu.
Birleşmiş Milletler (BM), Somali açıklarında ticari gemilere saldırı düzenleyen korsanları gerekçe göstererek, geçtiğimiz aylarda, “Görev Gücü 151” adlı bir askeri deniz gücü oluşturdu. 10 ülkenin (ABD, İngiltere, Kanada, Suudi Arabistan, Güney Kore, Avustralya, Japonya, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Türkiye) katıldığı bu askeri gücün komutanlığının Türkiye’ye verilmesi, TC burjuvazisi tarafından sevinçle karşılandı. Burjuva medyadaki bazı köşe yazarları, Somali kıyılarını ve Aden Körfezini kontrol altında tutan gemilerin komutanlığının bir Türk subaya verilmesi üzerine keyiften dört köşe oldular; bir zamanlar bu denizlerin Osmanlı’nın kontrolünde olduğunu hatırlatan kibirli yazılar döşediler. Hatta “Piri Reis” benzetmesi yapanlar oldu.