- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular



2010 yılının ilk büyük felâketi Latin Amerika’nın en yoksul ülkesi olan Haiti’de meydana geldi. 12 Ocak günü akşam saatlerinde yaşanan büyük deprem Haiti’yi yerle bir etti. Başkent Port-au-Prince’in 15 km güneybatısında meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde resmi rakamlara göre 110 bin kişi öldü.
İstanbul ve çevresi bir haftadır kelimenin gerçek anlamıyla bir felâketle karşı karşıya kaldı. Yaşanan selin ardından 33 emekçi yaşamını yitirdi, 3 kişi kayboldu, binlerce insan ölüm tehlikesi geçirdi, çok sayıda ev, işyeri, hektarlarca tarım arazisi ve pek övünülen otobanlar sular altında kaldı. Burjuva muhalefet partileri gerekli önlemleri almayan AKP’yi tek suçlu ilan ederek siyasi rant peşinde koşmakla meşgulken, hükümet ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanık sandalyesine “dere yataklarını işgal eden tedbirsiz cahil vatandaşlar”ı oturttu.
Birkaç gündür gazete ve televizyon bültenleri Çin’de meydana gelen depremi konu alan haberlerle dolu. Her yeni bültende ölü sayısının hızla arttığı ve yardım bekleyen daha on binlerce kişi olduğu vurgulanıyor. Felâketin boyutları öylesine feci ki, on milyon insanın etkilendiğinden, 60 bin insanın öldüğünden ve ekonomik zararın büyüklüğünden bahsediliyor.
Deprem ve kasırga gibi doğa olaylarını durdurmak veya kontrol altına almak henüz mümkün olmasa da, elde edilen verilerle kasırganın yaşanacağı yer ve zaman önemli ölçüde doğru tahmin edilebiliyor. Bu sayede alınacak tedbirlerle can kayıplarının önüne geçmek mümkün. Fakat bilimin sunduğu olanaklara rağmen, içinde yaşadığımız kapitalist sömürü düzeni nedeniyle doğa olayları birer felâkete dönüşüyor.
Nasıl savaş kapitalistler için muazzam kârlar demekse, kapitalizmin yol açtığı diğer felâketler için de aynı şey geçerli. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarcasının soğuğa ve açlığa karşı yaşam mücadelesi verdiği bir felâketi kazanç kapısına dönüştürmek isteyen kapitalistler sayesinde battaniye, çadır, yiyecek gibi en hayati ihtiyaç maddelerinin fiyatları hızla birkaç katına çıkabiliyor. Benzer durum taşıma şirketleri için de söz konusu. Kurban sayısı ne kadar artıyorsa kapitalistlerin kasalarına giren paralar da o oranda artıyor.
ABD’deki Katrina Kasırgası bir kez daha kapitalizmin insan yaşamını ne denli hiçe saydığını gösterdi. Haftalar öncesinden her yönüyle öngörülmüş olan bir kasırga, tam sayı belli olmamakla birlikte, resmi ağızlardan yapılan açıklamalara göre muhtemelen binlerce insanın ölümüne yol açtı. Yüce Amerikan devleti, yoksullukları nedeniyle bölgeyi terk edememiş ve çoğunluğu siyah olan binlerce insanı ölüme terk ederek dolar cumhuriyetinin içyüzünü bir kez daha ortaya koydu.
İnsanlık milyonlarca yıldır bu tür doğa olaylarıyla yüz yüze geldi, gelecek. Fakat bu olayların bir felâkete dönüşmesini engellemek tümüyle insanlığın elindedir. Teknolojinin geldiği mevcut düzey, yaşanan doğa olaylarının felâkete dönüşmesini engelleyebilecek boyutlardadır. İşte birkaç örnek: kapitalist devletlerin bugün askeri kullanıma hasrettikleri uydu sistemleri, dünya ölçeğinde düşünüldüğünde maliyeti devede kulak kalan tsunami erken uyarı sistemi, araştırmalar için yeterince fon ayrıldığı takdirde önceden tahmin edilmemesi için hiçbir neden bulunmayan deprem erken uyarı sistemleri. Tüm bunların bugün insanlığın hizmetine sunulmayışının tek nedeni, her şeyin bir meta olduğu ve insan ihtiyaçlarına değil kâra dayanan kapitalist sistemdir. Suçlu doğa değil kapitalizmdir.
Ama bir gün gelecek başka bir volkanın gümbürdeyen sesi yükseltecek: fokurdayan ve kaynayan bir volkan, isteseniz de istemeseniz de, yeryüzünden tüm sahte sofuluk taslayan, kan lekeli kültürü süpürüp atacak. Ve ancak onun kalıntıları üzerinde uluslar gerçek insanlık halinde bir araya gelecekler ve onun da kör, ölü doğadan başka ölümcül bir düşmanı olmayacak.