Radyoaktif Kapitalizm, Deniz Moralı, 1 Ekim 2004

Eylül Günlüğü, Elif Çağlı, Eylül 2005

Aklın İsyanı, Alan Woods - Ted Grant, Mayıs 1995


Orhan Kemal ve Romanları

Aylin Dinç

1914 Eylülünde Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğan ve 1970 Haziranında yaşamını yitiren Orhan Kemal’in asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Yazar, 1950 yılından sonra yazdığı şiirlerde ve öykülerde Orhan Kemal ismini kullanmaya başlamıştır.

Bilim ve Teknoloji Patent Esaretinde

Oktay Baran

150 yıl önce Marx ve Engels, mum ışıkları altında o muazzam dehalarıyla bunun hayalini kurmuşlardı. Dehaları, insanlığa duydukları sevgi ve inanç onları yanıltmadı, bugün tüm öngörüleri doğrulanmış durumda. Bugün tüm bunlar çok büyük ölçüde mümkün. Bu olanakları hayata geçirebilmenin önündeki tek engel ise, onların 150 yıl önce saptadıkları gibi, kapitalist üretim ilişkileri.

İnsanlık Kapitalizmin Deneme Tahtasında

Kerem Dağlı, Ocak 2008

Kapitalist dünyada “bilimsel araştırma” adı altında her gün binlerce insan, bilmedikleri kimyasallara maruz kalıyor, yeni geliştirilmekte olan ve yan etkileri bilinmeyen ilaçların denendiği kobaylara dönüştürülüyor. Ruhunu sermayeye satmış sözde bilim adamlarıysa bu gerçekleri bir sır gibi saklamaya ant içmiş durumdalar. Kapitalizm dozu öylesine kaçırmış durumda ki, biyolojik silah denemelerinden tutun da radyoaktif maddelerin insanlar üzerindeki etkilerine kadar pek çok konudaki araştırmalar, akıl almaz bir fütursuzlukla, milyonlarca insanın yaşadığı koca şehirler üzerinde yapılıyor.

Mavi Gözlü Komünist Dev

Suphi Koray, Mayıs 2007

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin kültür-sanat alanında yarattığı karanlığın perdeleri yavaş yavaş yırtılmaya başlandı. Bilindiği üzere faşist darbe devrimci işçi hareketini silindir gibi ezmiş, sanattan politikaya yaşamın her alanını zapturapt altına almıştı.

Beynelmilel: Baharı Karşılamak

Utku Kızılok, Şubat 2007

Son senelerde yapılan birkaç film, ya devrimcilerle dalga geçerek mücadeleyi aşağılıyor ya da ortada kalmışlığı veyahut pişmanlığı haklı göstermeye çalışıyordu. Böyle filmlerden sonra Eve Dönüş ve Beynelmilel gibi, faşizmin karanlığına bir nebze de olsa ışık tutan filmlerin yapılması oldukça sevindiricidir.

Devrim Yılları – 1905

Ilgın Çevik, Mart 2007

Devrim Yılları - 1905 romanı, 1905 devriminin hemen arifesinde yaşanan deneyimleri, sovyetlere giden yolu ve Bolşeviklerin bu süreçteki rolünü gözler önüne sermeyi başarabilen devrimci romanlardan biri.

“Yoksa bizi beğenmiyor musunuz?”

Kerem Dağlı, Şubat 2007

Uzunca bir süre yayında olduğu halde Gaffur tiplemesinin dâhil olmasıyla ünlenen ve burjuva medyada da gündeme oturan Avrupa Yakası dizisindeki tiplemeler ve aralarındaki ilişki, aslında kulaklarımızın aşina olduğu bazı tartışmaların tekrardan alevlenmesine sebep oldu

Profesyonel Spor: Kitlelerin Afyonu, Kapitalistlerin Bacasız Fabrikası

Suphi Koray, Temmuz 2006

Kapitalist sistemde burjuvazi bir yandan işçi sınıfını her gün sömürebildiği kadar sömürürken, diğer yandan ertesi gün sömürüyü nasıl arttırabileceğini, yani nasıl daha fazla kâr elde edebileceğini hesap etmeyi de ihmal etmez. Kapitalizm özü itibariyle kâra dayalı bir sistemdir ve kapitalistlerin bu düzen içerisinde gerçekleştirdikleri her faaliyetin temel amaç ve nedeni kâr etmektir. Bu sanatta da böyledir, sporda da, bilimde de! Kapitalistler gölgesini satamadıkları ağacı bile keserler! Kapitalizmde bilim daha fazla kâr elde edebilmek; spor şovenizm ve pasifizm yaratmak; sanat ise kitlelerin bilincini burjuva ideolojisiyle bulandırmak için kullanılır.

Kapitalizmin Karanlığını Yırtacak Kızıl Tomurcuklarız

Elif Çağlı’nın Eylül Günlüğü

Utku Kızılok, Haziran 2006

Elif Çağlı’nın 12 Eylül faşizminin karanlık yıllarında kaleme alınmış ve o döneme tanıklık eden şiirleri Eylül Günlüğü adıyla yayınlandı. Çok katmanlı şiirler içeren bir kitap hakkında yazmak esasında tehlikelidir; zira şiirlerin içeriği ve taşıdığı duygu yoğunluğu düzyazıda yeterli düzeyde açıklanamayacağı gibi, okuru şiirle baş başa bırakmaktan alıkoyabilir. Fakat, anılar âleminden çıkartılarak kitaplaştırılan bu şiirler, geçmişte yaşananlara tanıklık ediyorlar ve aslında o dönemi yaşayanlardan ziyade bugünün genç kuşak devrimcilerini ilgilendiriyorlar. Çağlı’nın da vurguladığı üzere “geçmişini bilmeyen ya da unutan devrimcinin geleceği de olamaz”. Bundan ötürüdür ki, geçmişimize ve bırakılan mirasa sahip çıkmalı, daha ileriye taşımaya çalışmalıyız. Bu durum, sözünü ettiğimiz tehlikeyi göze almayı gerekli kılıyor.

Kurtlar Vadisi Irak”: Osmanlı’nın Ruhunu Çağırmak!

Akın Erensoy, Mart 2006

Enternasyonalistlere düşen görev, yükseltilmek istenen milliyetçi-şoven dalgaya karşı işçi sınıfını aydınlatmak ve bağımsız sınıf perspektifini egemen kılmaktır. Milliyetçiliğin sosyalist hareket içerisine “yurtseverlik” olarak sızdığı ve hatta solun pek çok kesimini içine çektiği böyle bir konjonktürde, enternasyonalizmin bayrağını yükselterek milliyetçilerin/yurtseverlerin bayrağıyla karışmasına izin vermemek gerek.

Gün Ortasında Karanlık

Yabancılaşma ve Popüler Kültür

Utku Kızılok, 2 Temmuz 2005

Kapitalizm insanlığı derin bir bunalıma sürüklemiş durumda. İnsanlığın üzerine koyu bir sis çökmüş bulunuyor; gün ortasında karanlık yaşıyoruz. İnsan soyu yarattığı bunca maddi ve kültürel birikime rağmen, kapitalizm tarafından neredeyse önünü göremeyecek bir hale getirilmiş bulunuyor. Geleceğin nesilleri bugünü incelediklerinde muazzam çelişkilerle yüklü bir toplum görecekler karşılarında. Bugünkü maddi ve kültürel olanaklar sayesinde her alanda bilimsel gelişmeleri izleyip, müdahale ederek daha da geliştirebilecek, entelektüel, ruhsal ve fiziksel gelişmenin ve yetkinleşmenin ileri aşamalarına geçebilecek insan soyu, üzerine çöken karabasandan dolayı kıpırdayamıyor.

Yaradılışçıların İddialarına Cevaplar

bir Marksist Tutum okuru, 15 Ağustos 2005

Küresel Isınma ve Burjuva İkiyüzlülüğü: Kyoto Protokolü

Ozan Demirci, 2 Nisan 2005

Küresel ısınma sorunu son yıllarda yoğun bir şekilde tartışılıyor. Yeryüzündeki insan ve canlı hayatı bakımından ciddi birtakım sonuçları olacağı ileri sürülen bu küresel sorunun çözümü için dünya burjuvazisi Kyoto Protokolü denen protokolü gündeme getirdi. 141 ülkenin katılımı ile imzalanan protokol 1997 yılından beri sürüncemedeydi ve uygulamaya geçmeyi bekliyordu. Sonunda, bilim adamlarının küresel ısınmayla acilen mücadele çağrıları yaptığı bir dönemde protokolün işlemesi için düğmeye basıldı ve Kyoto Protokolü nihayet geçtiğimiz Şubat ayında yürürlüğe girdi.

Evrimin Diyalektiği

İsmail Karagil, 8 Şubat 2005

Diğer tüm canlılardan farklı olarak, insan, denebilirse, kendini var etmiştir: Emekle. İnsan, daha başından itibaren içinde bulunduğu doğal koşullara kölece bağlı kalmaya karşı amansız bir savaşım içerisine girmiştir. İnsanın bilinçli üretim faaliyeti, artık onun içinde bulunduğu doğal ortamı değiştirebilir bir nitelik kazanmıştır. Bugün insanoğlu, doğanın ya da genlerinin kölesi olmaktan kurtulma yolunda nesnel olanaklar bakımından muazzam bir gelişme kaydetmiş durumdadır. İnsanlık gerek doğal, gerek kültürel ve gerekse de toplumsal evrimiyle, bugün artık doğanın kölesi değil efendisi olma noktasına nesnel bakımdan son derece yaklaşmış durumdadır.

Radyoaktif Kapitalizm

Nükleer Santrallere Karşı Marksist Tutum

Deniz Moralı, 1 Ekim 2004

Nükleer santraller sorunu, insanlığın üretici güçlerinin tarihsel gelişmesinin, insanlığın bir bütün olarak ihtiyaçlarını gidermeye yeterli bir temel sağlayıp sağlamadığı, insanı ve çevreyi tahrip etmeden insan ihtiyaçlarını gidermenin mümkün olup olmadığı ve bu sorunların toplumsal-politik niteliği gibi hususları içeren geniş bir bağlama oturtulmalıdır. Nükleer santrallere karşı olanların önemli bir bölümü, konuyu böylesi geniş bir perspektiften ele almamaları nedeniyle zaman zaman nükleer santral taraftarları ile aynı zararlı önyargıları paylaşmakta ve bilinç bulandırıcı olabilmektedirler.

Kürt Halkına Karşı Yürütülen Savaşı Sorgulamak Yürek İster

–Uğur Yücel’in Yazı Tura filmi–

Akın Erensoy, 25 Ekim 2004

Bu topraklarda mücadele şiddetli geçiyor. Ve mücadelenin kızgın olduğu bu topraklarda sanat adına bir şeyler yapmak isteyenler eninde sonunda sistemle köklü bir sorgulama içerisine girmek zorundadır. Ne yazık ki, bu sorgulamayı olumlusundan halledip saflarını işçi sınıfının ve ezilen halkların yanında net bir şekilde belirleyen sanatçılara pek rastlayamıyoruz. Bu topraklarda yürüyen ve daha da geliştireceğimiz mücadele hâlâ yeni Nazım Hikmetler, yeni Yılmaz Güneyler bekliyor. Eninde sonunda kendi bağrından çıkartacaktır da!

Emperyalist Savaş ve Kitlelerdeki İç Dönüşümün Öyküsü: 1902 Doğumlular

Akın Erensoy, 20 Eylül 2004

Ernest Glaeser'in 1902 Doğumlular adlı romanı, savaş ve savaşta alınan tutumları, yığınlardaki değişimleri belgesel bir nitelikte anlatmaktadır. İşçi sınıfının Birinci Dünya Savaşı dönemindeki ruh halini, savaşa dair nasıl bir hazırlıksızlık içinde bulunduğunu ve bunda II. Enternasyonal reformizminin ve şovenizminin nasıl etkili olduğunu çarpıcı bir dille anlatan bu roman, bugünün genç kuşaklarının hafızalarının tazelenmesine katkıda bulunacaktır.

Michael Moore’un Fahrenheit 9/11 filmi

Devrimcinin olmadığı yerde liberali muhaliften saymak

Özgür Doğan, 7 Eylül 2004

Bu filmi, eminiz ki, Türkiye'deki liberal yazar ve profesörler, ikiyüzlü barışsever aydın ve sanatçılar çok beğenecekler. Gülerek ve eğlenerek izleyecekler ve ardından övgüler birbirini izleyecek. Ellerinden gelse ABD'deki başkanlık seçimlerinde oy kullanmaktan onur duyacak burjuva ideologlarının bir kısmı Moore'un arkasından marşlar söylerken bir kısmı da ona sövgüler yağdıracak. Yeni Başkanın Türkiye kapitalizmine ne getirip ne götüreceğini tartışacaklar. Ve ardından her zaman olduğu gibi bu liberal gevezelikler, ince ince sol harekete ve işçi hareketine sızdırılacak. Çoğu durumda yaşandığı üzere, sol-liberaller ve sendikaları arpalık ve birer kariyer basamağı olarak gören birçok uzman ve akademisyen tayfası, bu sızdırma harekâtında başı çekecek. Ardından "Gelme Bush", "Kapıları kapatalım" vb. gibi soytarılıklar sol hareketin daha devrimci gözüken bazı kesimlerine de sızmaya başlayacak.

İsa’nın Çilesi

Mel Gibson’un Filminin Bir Eleştirisi

Rob Sewell, 18 Nisan 2004

Artık eşitlikçi bir toplum kurma fikri dinin vecibesi değil, günümüz proletaryasının vereceği mücadelenin işidir. Kapitalizm halihazırda gerçek bir komünist toplum yaratmanın nesnel zeminini hazırlamış durumdadır. Fakat emeğimizin ürünlerinin toplumun ortak mülkiyetinde olacağı böylesi bir toplum yalnızca sosyalist bir devrim yoluyla sökün edebilir. İki bin yılı aşkın süredir görülen rüya, yirmi birinci yüzyılın dünya sosyalist toplumunda gerçekliğe dönüşecektir: Herkesten yeteneğine göre herkese ihtiyacı kadar ilkesi uyarınca. Birlikte mücadele ettiğimiz takdirde, çocuklarımız ve torunlarımız için sonsuza dek sürecek böylesi bir Cenneti yeryüzünde kurabiliriz!

İklim Değişiklikleri: Tehlikede olan nedir?

Michele Fabbri, Ekim 2003

Tarihte ilk defa insanlık, onun doğumuna ve gelişimine şahit olan bu gezegeni yok edecek araçlara sahiptir. Ama aynı araçlar, kapitalist azınlığın elinden alınır ve işçi demokrasisi bağlamında kullanılırsa, hiçbir beşeri ve maddi kaynak israf edilmeden, bu gezegeni açlığın, savaşların ve sefaletin sonsuza kadar silindiği bir cennet bahçesine dönüştürebilir. Bizi bugünkü duruma getiren kararlarda hiçbir söz hakkına sahip olmayan nüfusun büyük çoğunluğu, neyin tehlikede olduğuna dair bilinçlendirilmelidir.

Genom Projesi: Ölüm Kalım Ekonomisi

Phil Mitchinson, 27 Nisan 2000

Hepimizin bildiği gibi, bilim dev şirketler demektir ve hiçbir bilim dalı bu tanıma genetikten daha fazla uyamaz. İnsan DNA’sını oluşturan 3,2 milyar kimyasal harfin şifresinin çözümü olan İnsan Genom Projesi şaşırtıcı ilerlemeler kaydetmiş durumda...

Marksizm ve Antropoloji: Engels’i Savunurken

Rob Sewell

Bilimsel çalışmanın tüm alanlarında olduğu gibi, antropoloji ekolleri arasında da geçmişin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda bir yöntem çatışması söz konusudur...

Aklın İsyanı

Marksist Felsefe ve Modern Bilim

Alan Woods - Ted Grant, Mayıs 1995

Marksizmin felsefesi olan diyalektik materyalizmin gözden geçirilmesiyle işe başlıyoruz. Bu temel önemdedir, çünkü Marksizmin yöntemidir. Tarihsel materyalizm, bu yöntemin, insan toplumunun gelişiminin incelenmesine uygulanışıdır; emek-değer teorisi, aynı yöntemin ekonomi alanına uygulanmasının bir sonucudur. Marksizmi kavramak diyalektik materyalizmi kavramaksızın mümkün değildir.

Engels ve İnsanın Gelişimi

John Pickard, Haziran 1984

Engels’in 1876’da yazdığı ama ancak 20 yıl sonra yayınlanan İnsansı Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü adlı broşür, insanın gelişim teorisi konusunda parlak kavrayışlar içeriyordu.

İçeriği paylaş