Bilim/Kültür 
  • Sığ Hayaller, Büyük İdealler ve Mutluluk --- 1 Ocak 2010
  • Çürüyen Kapitalizmin Kara Ütopyaları --- 1 Ocak 2010
  • GDO’lara Nasıl Bakmalı? --- 1 Aralık 2009
  • Brecht ve Epik Tiyatro --- 15 Ağustos 2009
  • Kapitalist Çürüme ve Akıldışılık --- 1 Haziran 2009
  • Gericileşen Burjuvazinin Akla ve Bilime Saldırısı --- 1 Nisan 2009
  • Direnen İşçilerin Hikâyesi: Direnen Haliç --- Aralık 2008
  • Mustafa: Bir Bardak Suda Koparılan Fırtına --- Aralık 2008
  • Chicago Mezbahaları --- Kasım 2008
  • Orhan Kemal ve Romanları ---
  • Bilim ve Teknoloji Patent Esaretinde ---
  • İnsanlık Kapitalizmin Deneme Tahtasında --- Ocak 2008
  • Mavi Gözlü Komünist Dev --- Mayıs 2007
  • Beynelmilel: Baharı Karşılamak --- Şubat 2007
  • Devrim Yılları – 1905 --- Mart 2007
  • “Yoksa bizi beğenmiyor musunuz?” --- Şubat 2007
  • Profesyonel Spor: Kitlelerin Afyonu, Kapitalistlerin Bacasız Fabrikası --- Temmuz 2006
  • Kapitalizmin Karanlığını Yırtacak Kızıl Tomurcuklarız --- Haziran 2006
  • Kurtlar Vadisi Irak”: Osmanlı’nın Ruhunu Çağırmak! --- Mart 2006
  • Gericiliğin Kuşattığı Bilim --- 1 Şubat 2006
  • Gün Ortasında Karanlık --- 2 Temmuz 2005
  • Yaradılışçıların İddialarına Cevaplar --- 15 Ağustos 2005
  • Küresel Isınma ve Burjuva İkiyüzlülüğü: Kyoto Protokolü --- 3 Nisan 2005
  • Evrimin Diyalektiği --- 8 Şubat 2005
  • Radyoaktif Kapitalizm --- 1 Ekim 2004
  • Kürt Halkına Karşı Yürütülen Savaşı Sorgulamak Yürek İster --- 25 Ekim 2004
  • Emperyalist Savaş ve Kitlelerdeki İç Dönüşümün Öyküsü: 1902 Doğumlular --- 20 Eylül 2004
  • Michael Moore’un Fahrenheit 9/11 filmi --- 7 Eylül 2004
  • İsa’nın Çilesi --- 18 Nisan 2004
  • İklim Değişiklikleri: Tehlikede olan nedir? --- Ekim 2003
  • Genom Projesi: Ölüm Kalım Ekonomisi --- 27 Nisan 2000
  • Marksizm ve Antropoloji: Engels’i Savunurken ---
  • Aklın İsyanı --- 1 Mayıs 1995
  • Engels ve İnsanın Gelişimi --- Haziran 1984
  • Radyoaktif Kapitalizm, Deniz Moralı, 1 Ekim 2004

    Eylül Günlüğü, Elif Çağlı, Eylül 2005

    Aklın İsyanı, Alan Woods - Ted Grant, Mayıs 1995


    Sığ Hayaller, Büyük İdealler ve Mutluluk

    İlkay Meriç, 1 Ocak 2010

    Kapitalizm insanları dev bir kafese hapsetmiş durumda. Çıkışsızlık içinde çırpınan emekçiler, bir yandan ayakta kalma mücadelesi verirken, bir yandan da her türlü büyük ideal ve amaçtan uzaklaştırılarak, küçük mülkiyet heveslerinin ve sığ beklentilerin peşine düşmeye mahkûm ediliyor. Ancak çoğunluk bunlara ulaşamadığı gibi, ulaşanlar da umduğu mutluluğu yakalayamıyor.

    Çürüyen Kapitalizmin Kara Ütopyaları

    Utku Kızılok, 1 Ocak 2010

    Burjuvazinin ideolojik çıkışsızlığı ve sermayenin doymayan kâr hırsı (2012 filminin hâsılatının 1 milyar dolara yaklaştığı göz önüne alınırsa ne denmek istendiği daha iyi kavranacaktır) toplumu çürütüyor, insanın binlerce yıllık toplumsal mücadelesinin ürünü olan değerleri tersine çevirmeye çalışıyor. Yani burjuvazinin karanlık ütopyalarda çizdiği tufan manzarası hiçbir şekilde olasılık dışı değildir; tersine, eğer sömürü düzeni alaşağı edilemezse kapitalizmin dinamikleri insanlığı tam bir yıkıma götürecektir. Ancak tüm olguları sergileyen ve olasılıklara işaret eden Marksizm, hiçbir şekilde tarihsel iyimserliği de elden bırakmaz.

    GDO’lara Nasıl Bakmalı?

    İlkay Meriç, 1 Aralık 2009

    Genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) ilişkin hükümetin çıkardığı yeni yönetmelik, GDO’lu ürünler konusundaki tartışmaların hararetli bir şekilde gündeme taşınmasını da beraberinde getirdi. Ancak insan sağlığını yakından ilgilendiren böylesi bir konuda bile akıl almaz bir bilgi kirliliği yaratmaktan geri durmayan burjuva medya, bilimsellikten son derece uzak yayınlarla kitleleri büyük bir kafa karışıklığına sürükledi. Bunun yanı sıra meselenin bir de burjuvazinin iç kapışmasına malzeme edilmeye çalışılması kafa karışıklığını iyice derinleştirdi.

    Brecht ve Epik Tiyatro

    Akın Erensoy, 15 Ağustos 2009

    Brecht ve devrimci politik tiyatronun kurucuları, yaşamın değiştirilebilir olduğunu ve sanatın bunu mutlaka göstermesi gerektiğini ısrarla vurgulamışlardır. Zira daha önceki sınıflı toplumlarda olduğu gibi, burjuva sanat ve edebiyatı da, verili toplumsal koşulları değişmez bir mutlaklık içinde sunmuş ve derin sınıfsal çelişkilerle karakterize olan verili toplumu (kapitalist sistemi) onaylamıştır. Sanatın bu şekilde, burjuva sınıf çıkarlarının arabasına koşulması; “sanat için sanat”, “saf sanat” ve “sanata politika karıştırmamak gerekir” söylemiyle örtülür. Oysa kendinden menkul, mutlak, sınıflar ve çıkarlar üstü bir sanat yoktur. Geçmişten günümüze, en anıtsalından en mahremine kadar bütün sanat eserlerinin konusu insanların yaşamlarıdır.

    Kapitalist Çürüme ve Akıldışılık

    Oktay Baran, 1 Haziran 2009

    Bunamış ve çökmekte olan bir sistemde yaşıyoruz. İnsanlık kontrol edemediği güçler tarafından yok oluşa sürükleniyor. Bu gidişe dur demenin tek yolu kapitalist sistemi yok etmekten geçiyor. İnsanlığın kurtuluşu, bu görevi yerine getirebilecek tek sınıf olan proletaryanın kendi siyasi egemenliğini kurmasına bağlıdır. Öz-örgütlülükleri temelinde iktidarını kuracak olan proletarya, insanların kendi yaşamları ve doğa üzerinde bilinçli bir denetim uyguladıkları akılcı bir sosyo-ekonomik sistemin temellerini atacak, yere düşen akıl ve bilim bayrağını bir kez daha göndere çekecek, özel mülkiyetin bilim ve teknolojiye vurduğu prangaları kırarak sınıfsız, sömürüsüz, özgürlük ve barış dolu bir dünyaya giden yolun kapılarını ardına kadar açacaktır.

    Gericileşen Burjuvazinin Akla ve Bilime Saldırısı

    Kerem Dağlı, 1 Nisan 2009

    Darwin’in doğumunun 200. ve evrim teorisinin ilkelerini ortaya koyduğu Türlerin Kökeni isimli kitabının yayınlaşının 150. yıldönümünde, insan aklı ve evrensel bilim, geleceğin toplumunu kurma yolunda ilerleyenlere yol göstermeye devam ediyor. Darwin’in ve onun öncülü olan bilimcilerin sabırlı ve kararlı çalışmaları, feodal gericiliğin yıkılmasında ve insanlığın akla dayalı bir toplumsal düzen kurma yolundaki ilerleyişinde önemli adımlar atılmasını sağlamıştı.

    Direnen İşçilerin Hikâyesi: Direnen Haliç

    Aylin Dinç, Aralık 2008

    Nejat Elibol’un 1988 yılında yayınlanan “Direnen Haliç” romanı, işçi sınıfı mücadelesinin yükselişte olduğu bir dönemde, bu yükselişten etkilenmiş işçilerin, 1975’te, Alibeyköy’de, aralarında Sungurlar kazan fabrikasının da olduğu üç fabrikadaki direnişlerinin öyküsünü anlatmaktadır. Romanda, işten atılma, iş bulamama korkusuyla yaşadığı koşullara ses çıkaramayan işçilerin yavaş yavaş iç sesleri duyulur, bunlar dudaklardan dökülen seslere ve sonra da bir fırtınaya dönüşerek, işçilerin kendilerinden ve başkalarından beklemedikleri olağanüstü değişimleri gerçekleştirmesini sağlar.

    Mustafa: Bir Bardak Suda Koparılan Fırtına

    Selim Fuat, Aralık 2008

    Hanidir reklamları yapılan ve belli bir kesimde heyecanla beklenen Can Dündar prodüksiyonu belgesel film “Mustafa” vizyona sokuldu. Ne var ki, Can Dündar, “insan Atatürk”ü anlatacağını söylediği bu belgesel ile, “Sarı Zeybek” vesilesiyle gönüllerinde taht kurduğu kesimlerde uyandırdığı beklentilerin karşılığını veremedi. Oysa sinemalarda gösterime girişi 29 Ekim’e denk getirilen ve Yaşar Büyükanıt, Sabih Kanadoğlu gibi isimlerin katılımıyla Dolmabahçe Sarayı’nda galası yapılan filmin, bir öncekinde olduğu gibi okulların “zorunlu Kemalizm” dersleri bünyesinde kullanılacak temel kaynaklardan biri haline gelmesi bekleniyordu.

    Chicago Mezbahaları

    Derya Çınar, Kasım 2008

    Kapitalizmin Amerika kıtasını fethedişi, acımasızlığı ve vahşiliği, toplumcu yazarların romanlarında da anlatılır. İşte bu romanlardan biri de Chicago Mezbahaları. Amerika’da yaşanan hızlı tekelleşme süreci, sömürünün yoğunlaşması, büyük kitleler halinde toprağından kopartılmış insanların işçileşmesi sırasında yaşanan trajediler, insan aklının alamayacağı yokluk ve acılar, Upton Sinclair’in Chicago Mezbahaları adlı romanının satırlarından ruhunuza doğru içinizi de acıtarak yol alıyor.

    Orhan Kemal ve Romanları

    Aylin Dinç

    1914 Eylülünde Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğan ve 1970 Haziranında yaşamını yitiren Orhan Kemal’in asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Yazar, 1950 yılından sonra yazdığı şiirlerde ve öykülerde Orhan Kemal ismini kullanmaya başlamıştır.

    Bilim ve Teknoloji Patent Esaretinde

    Oktay Baran

    150 yıl önce Marx ve Engels, mum ışıkları altında o muazzam dehalarıyla bunun hayalini kurmuşlardı. Dehaları, insanlığa duydukları sevgi ve inanç onları yanıltmadı, bugün tüm öngörüleri doğrulanmış durumda. Bugün tüm bunlar çok büyük ölçüde mümkün. Bu olanakları hayata geçirebilmenin önündeki tek engel ise, onların 150 yıl önce saptadıkları gibi, kapitalist üretim ilişkileri.

    İnsanlık Kapitalizmin Deneme Tahtasında

    Kerem Dağlı, Ocak 2008

    Kapitalist dünyada “bilimsel araştırma” adı altında her gün binlerce insan, bilmedikleri kimyasallara maruz kalıyor, yeni geliştirilmekte olan ve yan etkileri bilinmeyen ilaçların denendiği kobaylara dönüştürülüyor. Ruhunu sermayeye satmış sözde bilim adamlarıysa bu gerçekleri bir sır gibi saklamaya ant içmiş durumdalar. Kapitalizm dozu öylesine kaçırmış durumda ki, biyolojik silah denemelerinden tutun da radyoaktif maddelerin insanlar üzerindeki etkilerine kadar pek çok konudaki araştırmalar, akıl almaz bir fütursuzlukla, milyonlarca insanın yaşadığı koca şehirler üzerinde yapılıyor.

    Mavi Gözlü Komünist Dev

    Suphi Koray, Mayıs 2007

    12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin kültür-sanat alanında yarattığı karanlığın perdeleri yavaş yavaş yırtılmaya başlandı. Bilindiği üzere faşist darbe devrimci işçi hareketini silindir gibi ezmiş, sanattan politikaya yaşamın her alanını zapturapt altına almıştı.

    Beynelmilel: Baharı Karşılamak

    Utku Kızılok, Şubat 2007

    Son senelerde yapılan birkaç film, ya devrimcilerle dalga geçerek mücadeleyi aşağılıyor ya da ortada kalmışlığı veyahut pişmanlığı haklı göstermeye çalışıyordu. Böyle filmlerden sonra Eve Dönüş ve Beynelmilel gibi, faşizmin karanlığına bir nebze de olsa ışık tutan filmlerin yapılması oldukça sevindiricidir.

    Devrim Yılları – 1905

    Ilgın Çevik, Mart 2007

    Devrim Yılları - 1905 romanı, 1905 devriminin hemen arifesinde yaşanan deneyimleri, sovyetlere giden yolu ve Bolşeviklerin bu süreçteki rolünü gözler önüne sermeyi başarabilen devrimci romanlardan biri.

    “Yoksa bizi beğenmiyor musunuz?”

    Kerem Dağlı, Şubat 2007

    Uzunca bir süre yayında olduğu halde Gaffur tiplemesinin dâhil olmasıyla ünlenen ve burjuva medyada da gündeme oturan Avrupa Yakası dizisindeki tiplemeler ve aralarındaki ilişki, aslında kulaklarımızın aşina olduğu bazı tartışmaların tekrardan alevlenmesine sebep oldu

    Profesyonel Spor: Kitlelerin Afyonu, Kapitalistlerin Bacasız Fabrikası

    Suphi Koray, Temmuz 2006

    Kapitalist sistemde burjuvazi bir yandan işçi sınıfını her gün sömürebildiği kadar sömürürken, diğer yandan ertesi gün sömürüyü nasıl arttırabileceğini, yani nasıl daha fazla kâr elde edebileceğini hesap etmeyi de ihmal etmez. Kapitalizm özü itibariyle kâra dayalı bir sistemdir ve kapitalistlerin bu düzen içerisinde gerçekleştirdikleri her faaliyetin temel amaç ve nedeni kâr etmektir. Bu sanatta da böyledir, sporda da, bilimde de! Kapitalistler gölgesini satamadıkları ağacı bile keserler! Kapitalizmde bilim daha fazla kâr elde edebilmek; spor şovenizm ve pasifizm yaratmak; sanat ise kitlelerin bilincini burjuva ideolojisiyle bulandırmak için kullanılır.

    Kapitalizmin Karanlığını Yırtacak Kızıl Tomurcuklarız

    Elif Çağlı’nın Eylül Günlüğü

    Utku Kızılok, Haziran 2006

    Elif Çağlı’nın 12 Eylül faşizminin karanlık yıllarında kaleme alınmış ve o döneme tanıklık eden şiirleri Eylül Günlüğü adıyla yayınlandı. Çok katmanlı şiirler içeren bir kitap hakkında yazmak esasında tehlikelidir; zira şiirlerin içeriği ve taşıdığı duygu yoğunluğu düzyazıda yeterli düzeyde açıklanamayacağı gibi, okuru şiirle baş başa bırakmaktan alıkoyabilir. Fakat, anılar âleminden çıkartılarak kitaplaştırılan bu şiirler, geçmişte yaşananlara tanıklık ediyorlar ve aslında o dönemi yaşayanlardan ziyade bugünün genç kuşak devrimcilerini ilgilendiriyorlar. Çağlı’nın da vurguladığı üzere “geçmişini bilmeyen ya da unutan devrimcinin geleceği de olamaz”. Bundan ötürüdür ki, geçmişimize ve bırakılan mirasa sahip çıkmalı, daha ileriye taşımaya çalışmalıyız. Bu durum, sözünü ettiğimiz tehlikeyi göze almayı gerekli kılıyor.

    Kurtlar Vadisi Irak”: Osmanlı’nın Ruhunu Çağırmak!

    Akın Erensoy, Mart 2006

    Enternasyonalistlere düşen görev, yükseltilmek istenen milliyetçi-şoven dalgaya karşı işçi sınıfını aydınlatmak ve bağımsız sınıf perspektifini egemen kılmaktır. Milliyetçiliğin sosyalist hareket içerisine “yurtseverlik” olarak sızdığı ve hatta solun pek çok kesimini içine çektiği böyle bir konjonktürde, enternasyonalizmin bayrağını yükselterek milliyetçilerin/yurtseverlerin bayrağıyla karışmasına izin vermemek gerek.

    Gericiliğin Kuşattığı Bilim

    Selim Fuat, 1 Şubat 2006

    Kapitalizmin içine girdiği derin tarihsel bunalım, kendini her türden akıldışı eğilimin toplumsal hayattaki yükselişiyle ve çürümeyle dışa vuruyor. Plüton'a uzay aracı gönderilmesinin gündemde olduğu bir dönemde, ABD'deki insanların önemli bir kısmı dünyanın güneş etrafında döndüğüne bile hâlâ inanmıyor. Ya da Fransız devriminin üzerinden neredeyse 220 yılın geçtiği Fransa'da, vergi ödeyen profesyonel astrologların sayısı 40 binin üzerinde. Dinsel ve mistik gericilik 'bilimsel' kanıtlarla körükleniyor.

    Gün Ortasında Karanlık

    Yabancılaşma ve Popüler Kültür

    Utku Kızılok, 2 Temmuz 2005

    Kapitalizm insanlığı derin bir bunalıma sürüklemiş durumda. İnsanlığın üzerine koyu bir sis çökmüş bulunuyor; gün ortasında karanlık yaşıyoruz. İnsan soyu yarattığı bunca maddi ve kültürel birikime rağmen, kapitalizm tarafından neredeyse önünü göremeyecek bir hale getirilmiş bulunuyor. Geleceğin nesilleri bugünü incelediklerinde muazzam çelişkilerle yüklü bir toplum görecekler karşılarında. Bugünkü maddi ve kültürel olanaklar sayesinde her alanda bilimsel gelişmeleri izleyip, müdahale ederek daha da geliştirebilecek, entelektüel, ruhsal ve fiziksel gelişmenin ve yetkinleşmenin ileri aşamalarına geçebilecek insan soyu, üzerine çöken karabasandan dolayı kıpırdayamıyor.

    Yaradılışçıların İddialarına Cevaplar

    bir Marksist Tutum okuru, 15 Ağustos 2005

    Küresel Isınma ve Burjuva İkiyüzlülüğü: Kyoto Protokolü

    Ozan Demirci, 3 Nisan 2005

    Küresel ısınma sorunu son yıllarda yoğun bir şekilde tartışılıyor. Yeryüzündeki insan ve canlı hayatı bakımından ciddi birtakım sonuçları olacağı ileri sürülen bu küresel sorunun çözümü için dünya burjuvazisi Kyoto Protokolü denen protokolü gündeme getirdi. 141 ülkenin katılımı ile imzalanan protokol 1997 yılından beri sürüncemedeydi ve uygulamaya geçmeyi bekliyordu. Sonunda, bilim adamlarının küresel ısınmayla acilen mücadele çağrıları yaptığı bir dönemde protokolün işlemesi için düğmeye basıldı ve Kyoto Protokolü nihayet geçtiğimiz Şubat ayında yürürlüğe girdi.

    Evrimin Diyalektiği

    İsmail Karagil, 8 Şubat 2005

    Diğer tüm canlılardan farklı olarak, insan, denebilirse, kendini var etmiştir: Emekle. İnsan, daha başından itibaren içinde bulunduğu doğal koşullara kölece bağlı kalmaya karşı amansız bir savaşım içerisine girmiştir. İnsanın bilinçli üretim faaliyeti, artık onun içinde bulunduğu doğal ortamı değiştirebilir bir nitelik kazanmıştır. Bugün insanoğlu, doğanın ya da genlerinin kölesi olmaktan kurtulma yolunda nesnel olanaklar bakımından muazzam bir gelişme kaydetmiş durumdadır. İnsanlık gerek doğal, gerek kültürel ve gerekse de toplumsal evrimiyle, bugün artık doğanın kölesi değil efendisi olma noktasına nesnel bakımdan son derece yaklaşmış durumdadır.

    Radyoaktif Kapitalizm

    Nükleer Santrallere Karşı Marksist Tutum

    Deniz Moralı, 1 Ekim 2004

    Nükleer santraller sorunu, insanlığın üretici güçlerinin tarihsel gelişmesinin, insanlığın bir bütün olarak ihtiyaçlarını gidermeye yeterli bir temel sağlayıp sağlamadığı, insanı ve çevreyi tahrip etmeden insan ihtiyaçlarını gidermenin mümkün olup olmadığı ve bu sorunların toplumsal-politik niteliği gibi hususları içeren geniş bir bağlama oturtulmalıdır. Nükleer santrallere karşı olanların önemli bir bölümü, konuyu böylesi geniş bir perspektiften ele almamaları nedeniyle zaman zaman nükleer santral taraftarları ile aynı zararlı önyargıları paylaşmakta ve bilinç bulandırıcı olabilmektedirler.

    Kürt Halkına Karşı Yürütülen Savaşı Sorgulamak Yürek İster

    –Uğur Yücel’in Yazı Tura filmi–

    Akın Erensoy, 25 Ekim 2004

    Bu topraklarda mücadele şiddetli geçiyor. Ve mücadelenin kızgın olduğu bu topraklarda sanat adına bir şeyler yapmak isteyenler eninde sonunda sistemle köklü bir sorgulama içerisine girmek zorundadır. Ne yazık ki, bu sorgulamayı olumlusundan halledip saflarını işçi sınıfının ve ezilen halkların yanında net bir şekilde belirleyen sanatçılara pek rastlayamıyoruz. Bu topraklarda yürüyen ve daha da geliştireceğimiz mücadele hâlâ yeni Nazım Hikmetler, yeni Yılmaz Güneyler bekliyor. Eninde sonunda kendi bağrından çıkartacaktır da!

    Emperyalist Savaş ve Kitlelerdeki İç Dönüşümün Öyküsü: 1902 Doğumlular

    Akın Erensoy, 20 Eylül 2004

    Ernest Glaeser'in 1902 Doğumlular adlı romanı, savaş ve savaşta alınan tutumları, yığınlardaki değişimleri belgesel bir nitelikte anlatmaktadır. İşçi sınıfının Birinci Dünya Savaşı dönemindeki ruh halini, savaşa dair nasıl bir hazırlıksızlık içinde bulunduğunu ve bunda II. Enternasyonal reformizminin ve şovenizminin nasıl etkili olduğunu çarpıcı bir dille anlatan bu roman, bugünün genç kuşaklarının hafızalarının tazelenmesine katkıda bulunacaktır.

    Michael Moore’un Fahrenheit 9/11 filmi

    Devrimcinin olmadığı yerde liberali muhaliften saymak

    Özgür Doğan, 7 Eylül 2004

    Bu filmi, eminiz ki, Türkiye'deki liberal yazar ve profesörler, ikiyüzlü barışsever aydın ve sanatçılar çok beğenecekler. Gülerek ve eğlenerek izleyecekler ve ardından övgüler birbirini izleyecek. Ellerinden gelse ABD'deki başkanlık seçimlerinde oy kullanmaktan onur duyacak burjuva ideologlarının bir kısmı Moore'un arkasından marşlar söylerken bir kısmı da ona sövgüler yağdıracak. Yeni Başkanın Türkiye kapitalizmine ne getirip ne götüreceğini tartışacaklar. Ve ardından her zaman olduğu gibi bu liberal gevezelikler, ince ince sol harekete ve işçi hareketine sızdırılacak. Çoğu durumda yaşandığı üzere, sol-liberaller ve sendikaları arpalık ve birer kariyer basamağı olarak gören birçok uzman ve akademisyen tayfası, bu sızdırma harekâtında başı çekecek. Ardından "Gelme Bush", "Kapıları kapatalım" vb. gibi soytarılıklar sol hareketin daha devrimci gözüken bazı kesimlerine de sızmaya başlayacak.

    İsa’nın Çilesi

    Mel Gibson’un Filminin Bir Eleştirisi

    Rob Sewell, 18 Nisan 2004

    Artık eşitlikçi bir toplum kurma fikri dinin vecibesi değil, günümüz proletaryasının vereceği mücadelenin işidir. Kapitalizm halihazırda gerçek bir komünist toplum yaratmanın nesnel zeminini hazırlamış durumdadır. Fakat emeğimizin ürünlerinin toplumun ortak mülkiyetinde olacağı böylesi bir toplum yalnızca sosyalist bir devrim yoluyla sökün edebilir. İki bin yılı aşkın süredir görülen rüya, yirmi birinci yüzyılın dünya sosyalist toplumunda gerçekliğe dönüşecektir: Herkesten yeteneğine göre herkese ihtiyacı kadar ilkesi uyarınca. Birlikte mücadele ettiğimiz takdirde, çocuklarımız ve torunlarımız için sonsuza dek sürecek böylesi bir Cenneti yeryüzünde kurabiliriz!

    İklim Değişiklikleri: Tehlikede olan nedir?

    Michele Fabbri, Ekim 2003

    Tarihte ilk defa insanlık, onun doğumuna ve gelişimine şahit olan bu gezegeni yok edecek araçlara sahiptir. Ama aynı araçlar, kapitalist azınlığın elinden alınır ve işçi demokrasisi bağlamında kullanılırsa, hiçbir beşeri ve maddi kaynak israf edilmeden, bu gezegeni açlığın, savaşların ve sefaletin sonsuza kadar silindiği bir cennet bahçesine dönüştürebilir. Bizi bugünkü duruma getiren kararlarda hiçbir söz hakkına sahip olmayan nüfusun büyük çoğunluğu, neyin tehlikede olduğuna dair bilinçlendirilmelidir.

    Genom Projesi: Ölüm Kalım Ekonomisi

    Phil Mitchinson, 27 Nisan 2000

    Hepimizin bildiği gibi, bilim dev şirketler demektir ve hiçbir bilim dalı bu tanıma genetikten daha fazla uyamaz. İnsan DNA’sını oluşturan 3,2 milyar kimyasal harfin şifresinin çözümü olan İnsan Genom Projesi şaşırtıcı ilerlemeler kaydetmiş durumda...

    Marksizm ve Antropoloji: Engels’i Savunurken

    Rob Sewell

    Bilimsel çalışmanın tüm alanlarında olduğu gibi, antropoloji ekolleri arasında da geçmişin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda bir yöntem çatışması söz konusudur...

    Aklın İsyanı

    Marksist Felsefe ve Modern Bilim

    Alan Woods - Ted Grant, 1 Mayıs 1995

    Marksizmin felsefesi olan diyalektik materyalizmin gözden geçirilmesiyle işe başlıyoruz. Bu temel önemdedir, çünkü Marksizmin yöntemidir. Tarihsel materyalizm, bu yöntemin, insan toplumunun gelişiminin incelenmesine uygulanışıdır; emek-değer teorisi, aynı yöntemin ekonomi alanına uygulanmasının bir sonucudur. Marksizmi kavramak diyalektik materyalizmi kavramaksızın mümkün değildir.

    Engels ve İnsanın Gelişimi

    John Pickard, Haziran 1984

    Engels’in 1876’da yazdığı ama ancak 20 yıl sonra yayınlanan İnsansı Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü adlı broşür, insanın gelişim teorisi konusunda parlak kavrayışlar içeriyordu.

    İçerik yayınları

    Son Yayınlananlar