- Ne Savunuyoruz
- Kitap ve Broşürler
- Marksist Teori
- Gündem/Analiz
- Dünyadan
- Ekonomi
- Küreselleşme
- Kadın Sorunu
- Ulusal Sorun
- Tarih
- Çevre Sorunu
- Felsefe
- Bilim/Kültür
- Duyurular
Birleşmiş Milletler (BM), Somali açıklarında ticari gemilere saldırı düzenleyen korsanları gerekçe göstererek, geçtiğimiz aylarda, “Görev Gücü 151” adlı bir askeri deniz gücü oluşturdu. 10 ülkenin (ABD, İngiltere, Kanada, Suudi Arabistan, Güney Kore, Avustralya, Japonya, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Türkiye) katıldığı bu askeri gücün komutanlığının Türkiye’ye verilmesi, TC burjuvazisi tarafından sevinçle karşılandı. Burjuva medyadaki bazı köşe yazarları, Somali kıyılarını ve Aden Körfezini kontrol altında tutan gemilerin komutanlığının bir Türk subaya verilmesi üzerine keyiften dört köşe oldular; bir zamanlar bu denizlerin Osmanlı’nın kontrolünde olduğunu hatırlatan kibirli yazılar döşediler. Hatta “Piri Reis” benzetmesi yapanlar oldu.
Türk büyük sermayesinin bölgede oynadığı alt-emperyalist role açıkça karşı koymadan işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasetini yürütebilmek mümkün değildir. TC burjuvazisini hedef tahtasına oturtmayan, onun kirli emellerine karşı net bir duruş sergilemeyen hiçbir siyasi hareket emperyalizme ve Ortadoğu’da yürüyen kirli paylaşım kavgasına karşı gerçek bir mücadele ortaya koyamayacaktır.
6 Aralık Cumartesi gecesi Yunan polisi 15 yaşında bir liseli genci, Alexandros Grigoropoulos’u katletti. Bir grup silahsız liseli gencin polis karşıtı sloganlarına polisin verdiği yanıt gençlerin üzerine silah sıkmak oldu. Cinayetin gerçekleştiği yer, Atina merkezinde muhalif gelenekleri ile tanınan Exarchia Mahallesi idi. Cinayet sırasında binlerce genç çevrede yoğun olarak bulunan kafeteryalarda oturuyordu. Derhal sokaklara dökülen gençler sabaha kadar polisle çatıştı.
13 yıldır savaş suçlusu olarak aranan Radovan Karadziç 21 Temmuzda tutuklandı. Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlanan Karadziç, Bosna-Hersek’te 1991-1995 yılları arasında yaşanan savaş süresince yaklaşık 250 bin kişinin ölümündeki siyasi rolü ve en az iki milyon sivilin ülkelerini terk etmek zorunda bırakılmalarına yol açan eylemler nedeniyle suçlanıyor.
Futbol, egemenler tarafından politik bir araç olarak kullanılmaktadır. TC’nin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Türk milli takımının Avrupa kupasında yarı finale yükselmesi sonrasında “böyle bir galibiyete ihtiyacımız vardı” sözünü de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.
Kapitalizm bataklığının bağrında, işçilerin birleşme ve mücadele çabaları, sömürünün, zulmün, baskıların işkencelerin, emperyalist savaşların ve kapitalizmden kaynaklanan daha saymakla bitmeyecek nice kötülüklerin mezarını kazıyor. İçinden geçmekte olduğumuz gericilik döneminin tüm ağırlığına rağmen, sınıfımızın mücadelesi, insanlık onurunu, doğruluğu, adaleti, özgürlüğü, eşitliği, halkların kardeşliğini, yani bir bütün olarak insanlığın kurtuluş umudunu temsil ediyor.
Bu yıl İstanbul’da yapılan 8 Mart kutlamaları, eylem planındaki üçe bölünmüşlüğün zayıf düşürücü etkileri ve işçi sınıfı katılımının azlığı bir yana, polis saldırısına AB’nin ikiyüzlüce el atması nedeniyle düzen cephesinde önemli bir politik sorun haline geldi. Sorun, burjuvazinin AB yolunda kendi içindeki it dalaşının mezesi yapıldı.
Şili deneyimi, reformizmin ve Stalinist sınıf işbirlikçi politikaların işçi sınıfını sürüklediği felâketin en trajik örneklerinden birini teşkil etmektedir. Şili, “kansız ve barışçı” bir geçiş ütopyasıyla devrimden kaçınan küçük-burjuva reformistlerin sonuçta binlerce insanın hayatına mal olan bir karşı-devrimin zeminini nasıl döşediklerinin ibret verici bir örneğidir.
İnsanın, hiç değilse gıda ürünleri üretimi bakımından, doğa üzerindeki egemenliği öyle bir aşamaya geldi ki, hava koşulları ne kadar olumsuz olursa olsun yaklaşık 6 milyar 300 milyonluk insan nüfusunun gıda ihtiyacının kat be kat fazlasını üretebilme potansiyeline sahibiz. Bugün dünyadaki gıda üretiminin, 10,5 milyar insanın sağlıklı beslenmesine yetebileceği hesaplanmaktadır.