Deniz Moralı

Ecevit Kimdir?

Deniz Moralı, 15 Kasım 2006

DİSK’in resmi beyanatlarında dediği gibi “işçi sınıfı Ecevit’i unutmayacak!” Ama DİSK’in kastettiği anlamda değil. O işçi sınıfının devrimci mücadelesinin, devrimcilerin ve Kürtlerin tescilli bir düşmanı olarak sınıf mücadelesi tarihinde yerini alacaktır. Ecevit işçi sınıfı hareketi için bedeli ağır bir derstir. İşçi sınıfı bu dersle, misyonu onu aldatmak ve kendi devrimci yolundan saptırmak olan böylesi sahte kahramanlara karşı bağışıklığını daha da güçlendirmelidir.

“Kart Kurt”tan Alt Kimliğe

Deniz Moralı, 1 Ocak 2006

Şemdinli sonrası alevlenen tartışmaların gündemde en çok yer eden başlığı “alt kimlik-üst kimlik” sorunu oldu. Başbakan daha önce dile getirmiş olduğu “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” formülünü Şemdinli sonrası bir kez daha dile getirince, safları kalabalık şovenist koro yine hop oturup hop kalktı. Bol bol parmak sallanıp, Türklüğün bir “alt kimlik” olamayacağı, hepimizin şanlı Türk milletinin mensubu olduğu ve bununla gurur duyulması gerektiği hatırlatıldı. Böylece büyük Türk şovenizmi bir kez daha kendi ayinini yapmış oldu. Ancak tüm bu şovenist gayretkeşliğe rağmen, hem tartışmanın genel seyri ve geride bıraktığı atmosfer, hem de bizzat bu hezeyan hali, Kürt halkının varlığını yok saymanın mümkün olmadığını ortaya koydu. İşin aslı, egemenler kepazece bir kibirlilikle ona bir kimlik bahşederek ulusal sorunu halletmenin hesabını yapadursun, Kürt halkı kendi kimliğini uzun ve acılı bir mücadele sonucunda çoktan kazanmış durumda.

Şemdinli Olaylarının Gösterdiği

Deniz Moralı, 3 Aralık 2005

Olayın patlak vermesinden sonraki ilk günlerde tartışma gündemine, “derin devlet”, “çeteler”, “Susurluk” gibi konular hâkim olduysa da, gerçeğin gücü, tartışmaları hızla Kürt sorununa getirdi. Bir komediye dönüşen “alt kimlik-üst kimlik” tartışmaları da bu çerçevede alevlendi. Her geçen gün daha da yakıcı biçimde görülüyor ki, özellikle Güney Kürdistan’da bağımsız bir devlete doğru ilerleyen sürecin hızlanmasıyla birlikte, Türkiye’deki Kürt sorunu, düzenin dikiş yerlerini daha çok zorlayan bir nitelik kazanıyor.

Kürt Sorunu Tartışması

Deniz Moralı, 5 Eylül 2005

Düzen cephesi hararetli biçimde “Kürt Sorunu”nu tartışıyor. Bir süre önce “aydınlar girişimi” ile başlayan tartışmanın tansiyonu Başbakanın Diyarbakır gezisi ile iyice yükseldi. Önce Ankara’da, ardından Diyarbakır’da konuşan Başbakan, sorunun adının “Kürt Sorunu” olarak konması gerektiğini, devletin geçmişte “hatalar” yaptığını, meselenin “demokratik cumhuriyet” içinde çözüleceğini söyledi. Başbakan, “terörle mücadelenin” kesintisiz süreceğini, “bölücülüğe” ve Türkiye’nin “birlik ve bütünlüğünün” bozulmasına izin verilmeyeceğini söylemeyi de ihmal etmemesine rağmen, düzenin statükocu güçleri hop oturup hop kalktılar. Kimisi, “Kürt sorunu yok terör sorunu var” diye parmak salladı, kimisi sorunun “sosyo-ekonomik geri kalmışlık” olduğunu vurguladı. Kimisi de “daha fazla demokrasi”ye gerek olmadığını, mevcut demokrasinin “yeterli” olduğunu söyledi.

Ermeni Sorunu: Gerçekler Direngendir

Deniz Moralı, 24 Nisan 2005

Türkiye’de egemen sınıfın yazdığı resmi tarih, onun kendi egemenliğini sürdürmesinin temel bir vasıtasıdır. Bu resmi tarihin en belli başlı unsurları olan Ermeni düşmanlığı, Rum düşmanlığı, Kürt düşmanlığı ve komünist düşmanlığı vasıtasıyla egemenler, daima hedef şaşırtarak işçileri ve diğer emekçi halk kitlelerini birbirine karşı kışkırtmış ve aralarında güvensizlik tohumları ekmeye çalışmıştır.

Radyoaktif Kapitalizm

Nükleer Santrallere Karşı Marksist Tutum

Deniz Moralı, 1 Ekim 2004

Nükleer santraller sorunu, insanlığın üretici güçlerinin tarihsel gelişmesinin, insanlığın bir bütün olarak ihtiyaçlarını gidermeye yeterli bir temel sağlayıp sağlamadığı, insanı ve çevreyi tahrip etmeden insan ihtiyaçlarını gidermenin mümkün olup olmadığı ve bu sorunların toplumsal-politik niteliği gibi hususları içeren geniş bir bağlama oturtulmalıdır. Nükleer santrallere karşı olanların önemli bir bölümü, konuyu böylesi geniş bir perspektiften ele almamaları nedeniyle zaman zaman nükleer santral taraftarları ile aynı zararlı önyargıları paylaşmakta ve bilinç bulandırıcı olabilmektedirler.

Vietnam Işığında Irak’taki Direnişin Sınırları

Deniz Moralı, 29 Haziran 2004

Solun büyük bölümüne hakim olan küçük-burjuva anti-emperyalizm anlayışının temel nedeni tüm siyasetin, mücadelenin ve devrimin genel olarak ulusal bir darkafalılık içinde kavranışıdır. Bunlar emperyalizmden, kapitalizmden kurtuluş sorununu ulusal bir sorun olarak görürler. Doğal olarak bunlar için sosyalizm de ulusal ölçekte kurulabilecek bir toplum biçimidir. Böyle olunca Marksizmin vazgeçilmez nitelikteki temel kavramları ulusal bir çarpılmaya uğramakta, gerçek anlam ve kapsamlarından uzaklaşmaktadır. Ulusal hareketlere anti-emperyalizm payesinin bol keseden verilmesi, emperyalizmin, kapitalizmin gerçek niteliğinin anlaşılmasını engellemekte ve emperyalizmin yok edilmesi mücadelesinin proleter devrimci özünün karartılmasına yol açmaktadır. Bu şekilde ulusal mücadelelerle de bu işin olabileceği hayali yayılmakta ve genellikle de işçi sınıfının özü gereği enternasyonalist olan devrimci sosyalist mücadelesi başka bahara kalmaktadır.

YÖK Tasarısı ve İmam-Hatip Tartışması

Deniz Moralı, 19 Mayıs 2004

Aslında her ikisi de özünde gerici olan burjuva kamplar, açıkça görüldüğü gibi, devlet ve dinin birbirinden ayrışmasını istememektedirler. İşin özü bu olduğu için, bunlar arasındaki mücadele de esasen, birinin devletin dinin içine daha fazla sızması için, diğerinin ise dinin devlet içine daha fazla sızması için verdiği mücadele anlamına gelmektedir. İşçi sınıfının devrimci perspektifi ise din ve devletin gerçek anlamda birbirinden ayrılması ve bunun bir parçası olarak din ve vicdan özgürlüğünün, ait olduğu sivil alanda sağlanmasıdır.

Seçimler ve Siyasal Dengeler

Deniz Moralı, 20 Mart 2004

Önümüzdeki seçimlerin yerel seçimler olması dolayısıyla bir baraj sorununun olmaması bu kez sahte hayal ve umutları daha bir depreştiriyor. Bundan, "önce yerelde, sonra genelde iktidar olmak" gibi yeni stratejiler bile üretilmiş durumda. Sosyalist belediyecilik adı altında İngiliz Fabiancılığına özgü "belediye sosyalizminin" türlü çeşitleri ortalıkta uçuşuyor. Yerel yönetimlerin anlam ve önemi üzerinde yeni ve derin keşifler yapılıyor ve sanki bunlar burjuva devlet aygıtının bir parçası değil de, âdeta sistemden bağımsız adacıklar haline getirilebilirlermiş gibi bir hava yaratılmaya çalışılıyor.

1 Mayıs'ın Aynasında Yansıyanlar

Deniz Moralı, 6 Mayıs 2003

Bu 1 Mayısta Çağlayan meydanına çıkan işçi sınıfı, bazı olumlu gelişme ve eğilimler olmakla birlikte, genel olarak baktığımızda sorunlarına yaraşır ölçüde "çağlayamadı". Bu bize bir kez daha aynı temel sorunu, yani önderlik sorununu hatırlatmalı. Bu nedenle, mitinglerin, özellikle de 1 Mayıs mitinglerinin, toplumda biriken enerjinin akması için daha esaslı bir kanal olmasının yolu önderlik sorununu çözmekten, bu yolda güçlü, sahici adımlar atmaktan geçiyor.

Postal Sesleri ve Bir Tezkere Müsameresi

Deniz Moralı, 6 Mart 2003

... mecliste tezkere oylamasının sürpriz yaratan sonucu, kitlelerin hareketinin yükselişinin yarattığı basıncın sadece soluk bir yankısından ibarettir. Milletvekillerinin burjuvazinin temsilcileri olduğuna ve bu konuda hiçbir hayale kapılmamak gerektiğine şüphe yoktur. Burada asıl önemli olan, uzunca zamandır varlığı unutulmuş görünen kitlelerin yavaş yavaş politize olmaya ve siyaset sahnesinin gerçek gücü olduğunu göstermeye başlamalarıdır. Ancak komünistlerin hayati görevi ve sorumluluğu tam da bu noktadadır: harekette bilinçsiz ya da yarı-bilinç düzeyinde varolanı, devrimci bilinç ve örgütlülük düzeyine çıkarmak, işçi sınıfının kendiliğinden mücadelesini kapitalizmi yıkmayı hedefleyen örgütlü bir mücadeleye dönüştürmek! Bu da ancak işçi sınıfına uluslararası düzeyde önderlik edecek devrimci bir örgütlülüğün yaratılmasıyla mümkündür.

The sound of marching boots echoes across the Middle East

While the Turkish parliament failed to pass the first motion approving facilities for the US military

Deniz Moralı, 7 March 2003

It is their task to raise the unconscious or semi-conscious processes within the movement to the level of revolutionary consciousness and organisation, to turn the spontaneous struggle of the working class into an organised struggle for the overthrow of capitalism! And this can only be achieved through the creation of a revolutionary organisation capable of leading the working class on an international scale.

Dövüşenler Ölenlerin Tutmaz Yasını!

Deniz Moralı, 14 Ocak 2003

Ocak ayı vesilesiyle ölümlerini andığımız tüm bu büyük devrimcilerin mirası bizim geleneğimize, yani devrimci Marksist, ya da bir başka deyişle enternasyonalist komünist geleneğe aittir. Onlar bize aittir ve onları hem düşmana karşı, hem de sahiplenir görünen, ama gerçekte onların mirasının özüyle bağdaşmayan politik duruşları olanlara karşı korumak boynumuzun borcudur. Bunu yerine getirebilmenin en iyi yolu da onların yasını tutmak değil, onların mücadelelerinden ve hatalarından gerekli dersleri çıkarmak ve hepsinden önemlisi onların uğruna savaştıkları devrimci Marksist bir Enternasyonali yeniden ve dünya devriminin yeni bir dalgası gelmeden önce yaratmaktır. Onların hayatından çıkan en büyük ders budur.

Turkish election - a political earthquake

Deniz Moralı, November 5, 2002

Under conditions of deep economic crisis, mass unemployment and war, Turkey will be shaken to its foundations. Erdogan and the AKP have no answer to the problems faced by the masses. After an initial period of lull, as the masses digest their experience, there will be the beginnings of a mass movement, particularly on the industrial front, which will bring the working class into collision with this government. The stage will be set for an enormous upswing of the class struggle in Turkey.

Yapay Gündem: ISO 9000 ve TKY

İşçi Sınıfı Perspektifi Ne Olmalı?

Deniz Moralı, Temmuz 2002

Yaklaşık son bir yıldır meslek odalarının ve sendikaların –özellikle de kamu emekçileri sendikalarının– gündemine oturtulan iki konu var: ISO 9000 Kalite Sistemi ve Toplam Kalite Yönetimi (TKY).... Bu konuların, sınıf mücadelesinin örgütleri olması gereken sendikalarda böyle ön plana çıkması, dışarıdan bakıldığında insana ortada ciddi ve acil bir sorun olduğu izlenimini veriyor. Kriz nedeniyle sokağa atılmış 2 milyon yeni işsiz, çalışma koşullarında insafsız bir ağırlaşma, buna karşılık yaşam standartlarında muazzam bir düşme, giderek artan ve dayanılmaz hale gelen yoksullaşma, kapıya dayanmış savaş tehdidi gibi vahim sorunlardan daha acil ve ciddi bir sorun! Oysa aşağıda göstereceğimiz gibi, atılan taş ürkütülen kurbağaya değmemektedir.

“Yeni Dünya Düzeni” ya da Yeni Emperyalist Paylaşım

Deniz Moralı, 21 Şubat 2002

1989'da Berlin Duvarı debdebeli gösterilerle yıkıldığında, burjuva yorumcular, dünyaya yeni bir barış çağının geleceğini vazettiler. Öyle ya, yeryüzündeki tüm kötülüklerin kaynağı "Şer İmparatorluğu" artık yıkılıyordu. Ancak o günden bugüne yaşananlar, bırakalım yeni bir barış çağının açılmasını, eskisi kadar bile bir istikrarın sağlanmadığını ortaya koydu...